Diktiğin ağaçlar duada...

Kenan Amca diyordum ona...

Kötü zamanlar bazen güzel insanları getirir hayatımıza.

1980 darbe zamanı İlçemize Belediye Başkanı olarak geldi.

Bir geldi!...

Pir geldi!...

Hiç gitmedi...

Hep Kocaali'mizde kaldı.

Ve ; hep kalacak...!

Ziraat mühendisiydi Kenan Tural. Ve bildiği en iyi şeyin hizmetini verdi bizim ele.

Ağaç dikti...

Çok dikti çok...

Kocaali'mize girerken yol boyu ağaçlar vardır, dua ederler Kenan amcaya.

Duyarsınız sesini duanın!..

Ve görürsünüz, güzel bir insanı o manzarada.

Ve; siz de dua etmek istersiniz o güzel insana...

Offf be Kenan amca, her günümün günaydınıydın.

Yine günaydınımsın çiçek sevginle. Her daim açan çiçeklerim var günaydın dediğim... 

Ahhh Kenan amca ahh...!

Beni ne güzel kandırdın...

Anlatmalıyım bunu;

Her güne, Kenan Amca'nın balkonundaki çiçeklerinle uğraşırken ki görüntüsüyle başlardım.

-Günaydın Kenan amca,

-Günaydın,

-Ne zaman açarlar,

-Bugün yarın,

-Bekliyorum...

Ve bir gün çiçekler açmış. Sevinçle...

-Günaydın. Kenan amca çok güzel açmışlar bunlar...

Benden çok sevinçliydi o gün...

Sonradan öğrendim. Meğer çiçekler açmayınca plastik çiçek almış.

Ben sevineyim diye!... Sevinmiştim de hem de çok.

Ne güzel insandın Kenan amca, nur içinde yat.

Biz Kocaali halkı ve diktiğin ağaçlar sana hep duacıyız.

Bizde ağac dikeceğiz...

Dua eden ağaçlar.

Seninkiler gibi Kenan Amca!...

...............................

Yorum;

Martı

Jonathan Livingston

Yazar; Richard  Bach

"Gözlerinizin size gösterdiklerine inanmayın.

Onlar sadece sınırlarınızı gösterir.

Zaten bildiklerinizin ötesine ruhunuz ile baktığınızda, uçacağınız yolu bulacaksınız..."

Öyle kitaplar okursun ki artık şöyle düşündürür egon seni...

Vay be her şeyi öğrendim. Ne kaldı ki öğreneceğim?..

Birkaç detaydan başka?...

Ama biri bir kitap hediye eder, hayatında ki her şey alt üst olur.

"Düzenim bozulur hayatımın altı-üstüne gelir diye endişe etme...

Nereden biliyorsun "hayatının altının üstünden iyi olmayacağını"

Ne güzel de demiş, Şems-i Tebrizi...

Ne kadar bilmediğini değil,

Bildiğinin bilmen gereken olmadığını görürsün.

Özgür olmadığını öğrenirsin... Prangalar ne düşündürür ne uçurur seni.

Okurken, gözümden yaşlar akıyordu.

Nedenini anlayamamıştım.

Anladım !...

Anlattı!...

Kitap bir martı üzerinden, hayatı ve hayatını sorgulattırıyor bize.

Martı olduğunu biliyor, ama şahin ve kartal gibi de olabileceğini biliyor.

Adı Jonathan.

Etrafındaki martılar yemek içmek için uçarlarken, o daha yükseği görmek, denizlerin en derinine dalmak için uçma taktikleri geliştiriyor.

Yemek bulmak için uçanlara, ne de aptal görünüyor.

En yükseğe çıkıyor en uzağı görüyor.

İşte bu...

Ve en yüksektekilerle tanışıyor.

Kanadını kesenlerle değil, uçması için kanadını tamir edenlerle...

"- Chiang bu dünya bir cennet değil, öyle değil mi? diye sordu Jonathan..-Yine öğreniyorsun Jonathan....

- Peki ama bundan böyle ne olacak?

Nereye gideceğiz? Cennet denilen bir yer yok mu?

-Hayır

 Jonathan yok öyle bir yer... Cennet bir yer bir zaman değildir... Cennet mükemmel olmaktır. Mükemmelliğe ulaşmanın kendisidir...

-Mükemmel hıza ulaştığın anda cennetin kapısını aralamış olacaksın.."

İşte bu.. Artık aynı martı olamazsın.

Gördün özgürlüğü...

Jonathan iniyor tekrar aşağıya ve diğer martılara özgür olduklarını ikna etmeye...

Anlatabilecek mi?..

Bu kadar zor olmamalı bir kuşa özgür olduğunu anlatmak...

Zor!...

Dünyanın er zor işi.

Farklısındır. Vapurların peşinden simit için uçmayacak kadar farklı.

Uçmanın özgürlük olduğunu bilmek, daha yüce şeyler için yaşaman gerektiğini de öğretir sana...

Sevgi için!...

Bir olmak için!...

Başka martılara anlatmak çok zor değil mi Jonathan?

Yoruluyorsun...!

Bir kuşa uçabileceğini anlatmak  bu kadar zor olmamalı...

Hatta, yargılara, alaylara aldırmadan özgürlüğü elde edebilmek, farklı olmaktan korkmadan yaşayabilmek... Jonathan olmak kolay değil sanki. Kolayda olmamalı.

En yükseğe çıkıp en uzağı görmek...

1972 yılında yazılmış bu kitap; Yaşamak için nedenimiz olmalı, öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi diyor bize.

Öğrendikçe açılan bilincimiz...

Keşfettikçe genişleyen algımız...

Özgürleşmemiz için değecek seçimler  çıkarır karşımıza.

"-Yani uçabileceğimi mi söylüyorsun?

-Özgürsün diyorum."

YORUM EKLE
YORUMLAR
kerim SARI
kerim SARI - 1 ay Önce

Ancak okuyanlar ve her gün yeni şeyler öğrenenler özgür olabiliyor. Sadece duydukları ile yetinenler, dar kalıplarının içinden kesinlikle çıkamayanlardır. Güzel aydınlatıcı bir yazı.TEŞEKKÜRLER

dr. T. Sibel Yılmaz.
dr. T. Sibel Yılmaz. - 1 ay Önce

Bu, ne güzel, ne duyarlı bir yazı.. Herkese tekrar okumasını tavsiye ederim. Çünkü olumlu duygular, özsaygi ve diğergamliktir insanı uçuran.

Mustafa  Berber
Mustafa Berber - 1 ay Önce

Seyhan kardeşim Kenan amcayı rahmetle anıyorum. Çok kısa bir dönem kaldı Kocaalimizde ama unutulmayacak anılar bıraktı bizler de. Sevmeyenler bir de serhoş damgası vurmuşlardı ona ne yazıkki şimdiki ayıklardan çok daha iyi idi yıldızlar yoldaşı olsun.

Sabiha ozkerem
Sabiha ozkerem - 1 ay Önce

Beynin,yenilenmesi ,bilinclenmesi ozgurluge acilan bir kapidir surekli aralik tutmak lazim

azizkahraman
azizkahraman - 1 ay Önce

seyhan kardes agac dikmenin ne kadar sevap ve guzeloldugunu biliyorum kim bu dunyada bir agac dikerse cennettenbirsaray kazanir sidneyden sevgilerle

Sabiha ozkerem
Sabiha ozkerem - 1 ay Önce

Yasanacak guzel gunleri ozgurleserek yasamali beynin yenilenmesi,bilgilenmes ozgurlege acilan bir kapidir hep aralikli tutumali cunku ihtiyac var eline saglik

Semra Arslan
Semra Arslan - 1 ay Önce

Olağanüstü bir yazı. Yani ucabileceğimizi mi söylüyorsun? Martı Jonathan adlı kitabi 20 yıl önce okumuştum. Tekrar okumak İstiyorum. Teşekkürler Seyhan. Emegine kalemine sağlık.

Nedret Mental
Nedret Mental - 1 ay Önce

Dünyamızın,
bugünkü medeniyet ve kültüre erişebilmesi kolay olmayan bir süreçtir ve halen devam etmektedir..,

Bireylerin tebalıktan kurtulmaları...,
bireysel evrensel haklarını ve farkındalıklarını görmeleri,  özgürleşmeleri de...,

Dini dogmaları,
Yöneten iradelerin çizdiği sınırları,
Toplumsal baskıları,

Kabullenmeyen,
Jonathan Livingston ların,
cesaretleri ve cüretleri sayesinde bugünlere gelebilmistir...

Kocaman tesekkürler...

Jonathan Livingston lara...

Ve bu yazıyı bize hazırlayan yazarımız,

Seyhan hanıma....

Emeğinize ve Kaleminize sağlık....
Sohbet tadındaydı gene...