DİN ELDEN GİDİYOR

1960, 1970’li  yıllarda Anayasamızdaki geniş özgürlükler fırsat bilinip, İslami  konularda çokça çeviriler yapılarak bize güzel tuzaklar kuruldu. Bizim jenerasyon, bizden öncekiler ve sonrası hep Seyyid Kutub, Mevdudi, Hasan el-Benna, Ali Şeriati gibi çeviriler üzerinden, Mısır’daki, Pakistan’daki, hatta İran gibi Ülkelerdeki deneyimi anlatan çevirilerden İslamı öğrendik.

İslamcı-Müslüman kanadın aslında dışarıdan beslenmiş, yereli olmayan, milli dinamikleri düşünemeyen, Türkiye toprağına, Türkiye coğrafyasına göre bir şey üretemeyen, memleketin dertlerine göre derman üretemeyen bir İslami noktaya geldik. Bu anlamda, dini meselelere çözüm bulamadık.

Ülkemizde zaman zaman, bir İslamcı yazar kitap fuarına sokulmuyor; bir bakıyorsunuz, bir İslamcı cemaatin liderinin bir yerde konferansı engelleniyor. Hatta cami içinde infazlar bile yapılabiliyor.

Bunu kim yapıyor? Solcular mı, ateistler mi, Kemalistler mi? hayır, Müslüman ve Ehl-i Sünnet olduklarını iddia edenler yapıyor.

Tarihteki İslam ulemasının veya tarihte üretilen şeylerin, bizi zıplatacak, uzaya götürecek çok önemli şeyler olduğunu düşünüyorsak çok yanılırız. Bunlar tarihteki veriler, yaşanmışlıklar; ibret alırız, başka bir işe yaramaz. Biz bu anlamda, çağın gereği ne ise bunu yapmak zorundayız.

Gelen jenerasyon iyi bir jenerasyon ama önünde ona önderlik edecek, çağdaş milletler seviyesinde tepede tutabilecek, bütün dünyaya da ahlaki, hukuki en güzel barışçıl yaşamı önerebilecek bir yanımız olmalı. “Evlenme niyetinde olanların birbirlerinin mahrem yerlerine, ”fikir verebilecek ölçüde “  bakabilir fetvası verenler ile bir yere varılmaz.”

Eğer tarihi geçmişte yaşanmış olarak kabul edersek, İslam’dan gelen ahlaktan dolayı da kendimizi bu yeni çağa uydurabilirsek çok büyük işler yapmış oluruz.

Bugünkü çağdaş medeniyeti Müslümanlar oluştursaydı, İslam’dan aldığı ahlak gereği, belki atom bombası yapılmayacaktı” diye bir söz var. İslam medeniyetinin temelinde yağma, talan örnekleri de var ama merkezde insan ve vicdan var. Batı’da bu yok.

 “İslam niçin ahlak üretemiyor?”, “Müslümanlar niçin ahlak üretemiyor?” diye soracak olursak,

Tarih boyunca biz başkalarının örfünü İslamlaştırmışız. Yağma örfü var, talan örfü var, kadınları cariye, erkekleri köle yapma örfü var ya da katletme örfü var. Bu örfleri dinleştirmişiz, kurallaştırmışız.

Başkalarının örfünü terk edip İslam’ın vicdanını, merhametini, rahmetini dikkate almayı başarırsak, İslam ahlakını dünyaya örnek yapabiliriz. Değilse IŞİD’in yaptığı gibi her gördüğünü cariye yapar, her gittiği yeri talan edersek, her özgürlüğü yok edersek o zaman ne vicdan ne ahlak örnekliği verebiliriz.

Kendi din Alimini yetiştirmeyip dışarıdan yapılan çevirilerle öğrenilen din din değil, Bir defa bunları bir kenara koymamız gerekir. Bunlar tarihteki insanların düşünceleridir.

Yeni, çağımıza uygun, “Zamanın Tarihteki fıkıh kitaplarının, akaid kitaplarının çoğu siyaseten yazılmış kitaplar. Yaşadığımız ve yakın gelecek tarih durumuna göre bir kamu fıkhı üretmek zorundayız

İlahiyatçı hocalarımızın çoğu oturdular, pustular, seslerini çıkartmıyorlar. Belki de cemaatlerin tehditlerinden tepkilerinden çekiniyorlar. Dinimiz acısından ilahiyatların geleceği çok önemli. Devlet bu din işine bir el koymalı, ilahiyatlara bir özgürlük alanı açmalı, “Herkes sussun, ilahiyatçılar konuşsun” demeli. Hocalar konuşamaz kardeşim” diyerek, Nizâmülmülk’ün Nizamiye Medreseleri meselesinde olduğu gibi devletin dizayn ettiği, belli bir mezhebin okutulduğu, medreselere dönüştürülebilir ilahiyatlar.

Cemaatlerin zaten böyle bir düşünceleri var diye duyuyoruz. Mesela ilahiyatlardaki kendi fikirlerine uygun olmayan hocaların temizlenmesi gibi projelerinin de olduğunu duyuyoruz. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse vay halimize. O kurmayı hayal ettikleri medreselerle hiçbir yere varamazlar. Çünkü sadece bir mezhebin gözüyle yapılacak ilimle veya Orta Çağ’daki bir mezhebin görüşleriyle nereye kadar gideceğiz?

İlahiyat, mezhepler üstü 19 tane ana bilim dalından her türlü çalışmanın yapıldığı bir yerdir. Bu dünyada nadir bir örnektir. Başka ülkelerde, başka İslam ülkelerinde de böyle bir şey yok. Onun için nadir bir örnektir, ilahiyatlar dünya literatüründe iyi bir noktaya gelmiştir.

Zaman ne gösterecek bilinmez. İnşallah hayır olur. Dünya liginde devam etmek istiyorsak, ilahiyatların sağlam bir şekilde önünü açarak, her türlü özgürlüğü de vererek devam etmemiz lazım. Çünkü “üniversiteler” adı üstünde üniversal bir yerdir.

YORUM EKLE