Dindarlık İddiasındakiler Neden Suç İşliyor?

Dindar kim sorusunun cevabı eskiden çok netti: “Elinden, dilinden, belinden zarar gelmeyecek kişi” demekti.

Bugün yolsuzluk, yalan (iftira) ve tecavüz/taciz davalarının sanıklarına baktığımızda başka bir tablo görüşüyoruz. Neden?

Suçların günahlarla bağlantısının konu edildiği yazılara veya tartışmalara sizler de mutlaka denk gelmişsinizdir. Birçok yazar, düşünür; bazı günahların mevcut kanunlara göre suç olmamasına rağmen kanunlarca suç olarak tanımlanmış eylemlerin aynı zamanda günah sayılması gerektiği konusunda hem fikir.

Başka bir deyişle: Kanuna göre suç olan asla helal olamaz!

Neticede ister günah olsun ister suç, dindar olduğunu iddia eden kişinin tabiatı gereği kurallara uyması ve toplumsal düzenin yaşatılmasına yardımcı olması beklenir.

Bizim toplum batıdan biraz farklı maalesef!

Batıda ve hatta doğuda (özellikle gelişmiş ülkelerde) dindarlar aynı zamanda milliyetçilerdir. Bizim dindar kesim ise yüksek düzeye ulaşmış bir milliyetçilik bilincine sahip değildir. Tamam milliyetçi değiller… Fakat suç kavramına ve suçlulara karşı neden bu derece duyarsızlar?

Bizim dindarların bir kısmı (az sayıda değiller), devlet düzenine itiraz ediyorlar. Atatürk’ü sevmemeleri, milli hassasiyetlere karşı ikircikli yaklaşmaları, kendilerine has “ümmet bilinci”, kendi tasavvurlarına uygun bir şeriat özlemi, geçmişte devletin nefesini enselerinde hissetmeleri ve bence en önemlisi; kendilerine büyük çıkarlar sağlayacak sınıfsal toplum hayalleri nedeniyle bu toplumun kurallarına bağlı yaşamak istemiyorlar. 

Konunun salt ahiretteki cennet özlemi olduğunu düşünmüyorum. Daha çok bu dünyadaki yaşantıları için dertleniyorlar. Dertleniyoruz!

Yine geçmişte dar-ül harp – dar-ül İslam tartışmaları ile besleyip, büyüttükleri yanlış algıyı bugün toplum içinde kavrayabilecek bir okumuşluk, mürekkep yalamışlık olmadığı için meseleyi en basitinden tartıştırıyorlar. Dar-ül harp/İslam tartışması elbette doğru bir tartışma değildi ama en azından entelektüel bir tarafı vardı.

Şimdi ise “siyaset ve ekonomi” ile ancak açıklayabildiğimiz bir tekdüzeliğe mahkûm kalmış bulunuyoruz.

Siyasetin kendilerine sağladığı kazanımlara teşekkür etmek için siyasete göbeklerinden bağlanmaları, onları cesaretli kılmaktan çok gerçek manada mütedeyyin yapması gerekmez mi? Daha farklı sormak gerekirse; günümüz dindarları, düzene itiraz ettikleri için beğenmedikleri düzenin kanunlarından ve tanımlı suçlarından muaf olduklarını düşünüyor olabilirler mi?

İşin içinde siyaset olunca cevap bulmak zor.

Ancak meselenin ekonomi tarafı oldukça açıktır. Geçen hafta ekonomist Ege Cansen’in yazdığı gibi: “Suç ekonomiktir. Yani suç, topluma maliyet (zarar) yüklerken, suçu işleyen kişiye fayda sağlamaktadır.”

Allah (cc) rızasını unutan dindar kişi, hadi sözde dindar diyelim, nefsi ile mücadeleyi terk edip topluma karşı mücadele etmeye başlayınca her ikisini de baltalamış olmaktadır.

Ortaya çıkan ve ileride çokça çıkacak bütün kepazelikler temelde para, güç ve şehvet içindir.

YORUM EKLE

banner7

banner6