Diyanet

Sene...  1920

Aylardan Ocak

Yer.... Ankara

Sivas kongresinden dönmüşlerdi.

Elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı.

O soğuk Ankara günlerini Mustafa Kemal Paşa'nın özel kalem müdürü

 Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatır...

“Bir de geçinmek, para meselesi bizi sıkmaya başladı.

Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı.

Mustafa Kemal Paşa bankalardan ve kurumlardan ödünç bile olsa para almayı kabul etmiyordu.

Benim bir kürküm vardı. Erzurumlu Nafiz Bey’den satmasını rica ettim. Nafiz Bey, ‘Ocak ayı içindeyiz ne giyeceksin?’ diye ısrar ettiyse de, aç mı kalacaktık.

Nihayet onu da satmıştık.

Ne yapacaktık?

Kimsede satılacak bir şey kalmamıştı.''  (Kansu, age, s.506)

İşte durum böyle idi.

O gece sabaha kadar ne yapacaklarını konuştular.

Birden kapıları çalındı.

Asker seslendi ''Müftü efendi geldi''.

Mazhar Müfit beyi bir telaş aldı. Misafir gelmişti.

Bir şey ikram etmeliydi.

Bulgurdan başka yiyecek birşey zaten yoktu.

Kahve vardı ama sadece iki parça şeker vardı.

Onu da çekmeceye saklamıştı Mustafa Kemal Paşa için.

Sigara ise kalmamıştı.

Müftü efendi geldi oturdu kenardaki iskemleye.

Konuşma şu şekilde geçti..

Mazhar Müfit bey sordu:

- Müftü Efendi, zannıma göre kahve içmezsiniz, değil mi?

Müftü ''Evet içmem'' dedi.

- Sigara? diye sordu.

Müftü ''Onu da kullanmam'' cevabını verdi.

Halbuki Müftü Efendi kahve ve sigara içerdi, bunu herkes bilirdi.

Fakat çekilen yokluğu biliyordu.

 Derhal vaziyeti anladı ve ‘içmem’ dedi tebessüm ederek.

Sonra devam etti Müftü:

''Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik az da olsa yardımda bulunmayı vazife bildik'' dedi.

Mazhar Müfit bey müftüyü tersleyerek yatağın karşısında duran küçük kasayı gösterdi. ''Paramız var'' dedi.

 Halbuki kasada sadece 48 kuruş vardı.

Satılan kürkden kala kala bu kalmıştı.

Müftü Efendi ayağa kalktı yavaşça.

Cübbesinin altından bir torba çıkardı; içindeki kâğıt paraları uzattı.

Tam 1200 lira vardı.

Eşinin ve kendisinin kefen parasını getirmişti.

''Kabul ediniz'' dedi..

Küllerinden doğacak olan bir milletin belkide can suyunu veriyordu.

O müftü ilk Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Rıfat Börekçi idi.

Bir tarafta yokluklar, imkansızlıklar ve sefalet içinde olan bir milletin,

tekrar devlet kurmasına önderlik edenlere kefen parasını veren din adamı!

Diğer tarafta altında mersedes, emrinde trilyonluk bütçe ama bu insanlara bir duayı çok gören ...

Neyse klavyemin tuşlarına yazık.. Adını yazmasam da olur..

Sonuçta İsraf haram..

İki kesme şeker etmeyecek adam..

Saygılarımla!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Adnan şahin
Adnan şahin - 2 ay Önce

Teşekkürler

Hasantürkoğlu
Hasantürkoğlu - 2 ay Önce

Elinize kolunuza sağlık. Bir gerçek tarihimiz var birde o tarihi gerçekleri yok sayıp ülkenin ortak birleştirici değerlerini ayrıştırmak için kullananlar. Kim ki Türkiye cumhuriyetinin kurucu değerlerine saldırıyor bilin ki ya amerikan uşağı fetö sofralarında Maklube ile devşirilmiş, ya bölücü ya da İngiliz devşirmesi beslemesi dir.

Özcan  Öner
Özcan Öner @Hasantürkoğlu - 2 ay Önce

Valla doğruları söylediniz de bazılarına dokunabilir

Cevat Birgül
Cevat Birgül - 2 ay Önce

Teşekkürler Gökhan bey. Bir de diyanet sen Sakarya şubesinin o malum şahsa desteği olmasa idi....

ramis şener
ramis şener - 2 ay Önce

imzamı atarım seve seve

Nimet Durahim
Nimet Durahim - 2 ay Önce

Çok anlamlı hatıralar