Doğruyu al, yanlışı düzelt

Sakarya arada kalmış bir kent. Şehirde tarım da yapılıyor, hayvancılık da. Bir taraftan bakıldığında da tam bir sanayi şehri gibi görünüyor aslında…

Bu durum, marka şehir olmak isteyen bir Sakarya için kabul edilebilir değil gibi. Birkaç parçaya bölünüp biraz ondan, biraz bundan barındırmaktansa, bir konu üzerinde uzmanlaşıp en yüksek verimi üretmeyi amaçlamalıyız.

Tarihimize baktığımızda; bir tarım şehri olduğumuzu görüyoruz demiştik.

Gelin, bugün tarımda ne durumdayız ona bakalım ve gidişatı birlikte değerlendirelim.

Sizlerle, çok da eski yıllara gitmeden, birkaç veri paylaşmak istiyorum:

2002 yılında, yaklaşık 750 bin nüfusa sahip Sakarya’da, tarım arazilerinin kapladığı alan 2 buçuk milyon dönüm olarak raporlara yansımış.

2018 yılına gelindiğinde ise, nüfusumuz 1 milyonun üzerine çıkmış fakat tarım arazilerinin kapladığı alan azalarak 2,2 milyon dönümlere gelmiş.

2002 yılında 475 bin ton mısır üreten bir Sakarya var iken, 2018 yılında 450 bin ton üretmişiz, nüfusumuzdaki artışa rağmen.

İşin kısası; tarım arazilerinin miktarı azalmış, üretim düşmüş. O verimli arazileri imara açmışız, binalar dikmişiz ya da üretime ve üreticiye gereken değeri vermemişiz, çiftçimizi üretemez noktaya getirmişiz.

Sonuç olarak gelinen noktada, Marmara Bölgesi’nin gıda tedarik merkezi olabilir konumdaki ve potansiyelindeki şehrimizin hakettiği bu mu? Asla değil.

Ne mi yapılmalı?

  • Tarım arazileri imara ve ranta kurban gitmemeli, korunmalı
  • Tarım ve hayvancılıkla ilgili bir dizi teşvikler verilmeli, verilenler arttırılmalı
  • Tohum, gübre, mazot vb. temel materyallerdeki teşvik söz konusu bile olmamalı
  • Üretmek yetmiyor, üreten çiftçinin ürününe alım garantisi verilmeli, pazar oluşturulmalı

Sn. Ekrem Yüce önderliğinde Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin konuyla ilgili yaptığı çalışmalar ise

oldukça dikkat çekici.

SBB, Akyazı Kuzuluk’ta 45 dönüm bir arazi “kiralayarak” jeotermal seracılık yapacağını müjdeledi. SBB’nin arazileri dururken yer kiralamak ve daha önemlisi doğrudan belediye olarak tarım yaparak çiftçiye rakip olmak ne kadar doğru?

Ayrıca bu müjdelenen projenin içinde, Alancuma’da 500 dönüm arazide, Uygulamalı Tarımsal Eğitim Merkezi Kampüsü yatırımı da var.

Kurulacak bu tesislerin bütçeleri direkt olarak, yukarıda belirtmeye çalıştığım, temel tarım materyalleri desteği için kullanılsa, çiftçiye rakip değil, gerçek manada destek olunsa daha iyi olmaz mı?

Bu yatırımlara harcanacak enerji, üreten çiftçiye pazar sağlamak için değerlendirilse, daha efektif bir çözüm olmaz mı?

                               Bu projelerle birlikte daha önce de değindiğimiz “Et-Süt-Bal54” var bir de.

                1 lt süt satış fiyatı 6 TL olarak açıklandı. Amaç üreticiye destek ise, halk bu fiyata sütü nasıl alacak. Amaç destek değil, kar elde etmek, belediyenin kasasını rahatlatmak ise, halka hizmet bu işin neresinde?

Tüm bu yapılanlara bakıldığında; “dostların alışverişte gördüğü” bir Sakarya Büyükşehir Belediyesi var maalesef.

Ankara Büyükşehir Belediyesi bu konularda çıtayı olması gereken yere koydu bence. “Gel çiftçi kardeşim. Belediyenin arazisi, senin arazin. Desteğim de senindir, sonuna kadar arkandayım. Çalış, üret, ürettiğini de ben alacağım.” dedi.

Belki ülkemizde atılan “doğru” adımları takip etmeliyiz partizanlık yapmadan. Doğruyu alıp, yanlışı düzeltmeliyiz halk için, hizmet için.

                               Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığı kanısındayım…

Saygılarımla,

Oğuzhan Gündüz

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sinan Ulusinan
Sinan Ulusinan - 6 ay Önce

Bilgi ve doğru değerlendirmeler içeren güzel bir yazı. Tebrik ederim.

Gönül İrşi
Gönül İrşi - 6 ay Önce

Ortak akıl ve ortak iyi çoğaltmak gerekir ki ülke ve çiftçi kalkinsin. Tesbitler çok doğru..