Doğruyu kimin söylediği önemli mi?

Biz önce bir siyasi görüşe inanıp sonra o görüş dışındaki tüm söylenenlere kulaklarımızı tıkamaya alıştık. Mesela bizim çıkarımıza olan bir şeyi bizim inanmadığımız görüşteki biri dile getirdiğinde ona kulak tıkıyoruz. Bize zarar da verecek olsa inandığımız siyasi görüşteki kişinin söylediğini önemsiyoruz.

Bu durumu özellikle seçim öncesi süreçlerde çok sık yaşıyoruz. Bir proje ya da vaat bizim sevmediğimiz bir siyasi parti tarafından dile getirildiğinde kendi çıkarımıza dahi olsa yuhalamaktan çekinmiyoruz.

Fındık üreticisi yıllardan bu yana mahsulünü değerinden satamadığını düşünüyor. Sıklıkla maliyet hesapları falan yapılıyor.

Fındık üreticisinin çok büyük bir kısmı da Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veriyor. Hatta o denli enteresan ki Ordu’da fındık eylemi yapıldığı sene Ordu’dan iktidar partisine rekor seviyede oy çıktı.

İktidar partisinin ilçe binası önünde eylem yapılan ve yumurta yağmuruna tutulan Kocaali’de ise o dönem yapılan seçimini başkan adayını değiştirmesine rağmen iktidar partisi almıştı.

Siyasetle sosyal hayat birbirinden çok ayrılamıyor. Ekonomi zaten siyaset tarafından yönlendiriliyor.

Neyse gelelim konumuza…

Dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu fındığın stratejik bir ürün olduğunu ve bu sene piyasaların 25 liradan açılması gerektiğini söyledi.

Sakarya’nın sadece yüzde 13’ü CHP’ye oy veriyor. Fındık üreticileri özeline çekerseniz bu oran belki daha da aşağı düşecek.

Fındık stratejik bir ürün.

Sizin sattığınız bir ürünün fiyatını alıcı belirliyor. Üstelik de dünyada neredeyse sizden başka üreten yok.

CHP’yi seversiniz ya da sevmezsiniz. Oy verirsiniz ya da vermezsiniz. Ama doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi bilmeliyiz.

Hiç olmazsa bizi savunduğunda…

Cinayetin sebebi

Üçüncü sayfa haberlerini takip ediyorsunuzdur. Herkesin içinde bu olaylara karşı bir merak oluyor. Bu haberler aslında ibret alınması için veriliyor. Haberlere zenginlik kazandırılması için detaylandırma yapılıyor.

Muhabir arkadaşlar edindikleri tüm bilgileri en hızlı ve sağlıklı şekilde okura aktarmak için gayret ediyor.

Bu arada okurun aklında hep şu soru var: Cinayetin sebebi neymiş?

Bir insan bir insanı öldürmüş biz halen empati peşindeyiz. Öldürenler de ölenle de…

Sebebini öğrendiğimizde ne olacaksa…

Cinayet oluyor biz halen çıkarım yapma peşindeyiz. Kendimizi ölenin yerine koyup, “İyi ki bu hareketi biz yapmamışız” diyoruz ya da kendimizi öldürenin yerine koyup, “Bu kadar basit sebepten adam öldürülmemeli” diyoruz.

Sonra bir sonraki cinayetin sebebine bakıyoruz.

Konu ünlüler arasında geçince

Gazetecilik halkın yönlendirmesine bakar. Halk biraz siz neyi verirseniz onunla ilgilenir ama biraz da halk neyi isterse onu vermek zorundasınız.

Gerçekler şu şekildedir. Herkesin annesi kutsaldır. Ama eğer kamuya mal olmuş birinin annesine küfrederseniz daha yüksek tazminat ödersiniz. Sizin anneniz inek sağmıştır onun annesi sağmamıştır. Olabilir.

Şimdi ülke gündeminde bir kadına şiddet mevzusu var. İsmi resmi çok önemli değil. Zaman zaman bu tip haberler çıkıyor zaten. Ünlü bir erkek önlü bir kadına vuruyor. Sonra ülke gündemi bu konuya dönüyor.

Siz ünlü olmadığınız için şiddet gördüğünüzde ülke gündemine gelemiyorsunuz. O zaten bilindik bir şey de… Ünlü olmadığınız için size şiddet uygulayan kişi de o kadar ağır ceza almıyor.

Siz yediğiniz dayakla kalıyorsunuz yani.

Anlayacağınız döveceksen garibanı döv kardeşim. Ünlü senin neyine…

HECATİ: Bazı şeylerin sorması ayıp değildir de söylemesi ayıptır…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Konuralp çetinkaya
Konuralp çetinkaya - 4 hafta Önce

Basit anlaşılır bir ifade olmuş. Haklın anlayacağı bir uslupla. teşekkürler