Dokuz yüz katlı insan

“A güzelim yoldaşım, sen alelade tek bir adam değilsin ki. Sen bir âlemsin, sen bir derin denizsin. O senin muazzam varlığın yok mu, O belki dokuz yüz kattır. O, dibi, kıyısı bulunmayan bir denizdir, yüzlerce âlem o denize gark olur gider. “ ( Mesnevi’den…)

       Dokuz yüz katlı insan, ilginç ve gizemli bir benzetme. Konuya şöyle başlayabiliriz aslında: İnsanın benlik yolculuğu. Genel olarak psikanalizin alanı içinde yorumlansa da kanaatim odur ki bundan ibaret değil. İlk anlamıyla dünyaya beşer olarak gönderilen insanın kendi iç dünyasında kendini geliştirerek (yardımlı veya yardımsız) yukarı doğru tırmanmasını, gelişmesini ve yükselmesini ifade eder. “İki günü eşit olan ziyandadır” hadisinin ışığında bakıldığında şayet insan bunun çabasını göstermezse bir süre sonra bulunduğu durumdan manevi varlığı kaosa düşecektir.

Ya yükselmek için çabalamaya başlayacak ya da bulunduğu seviyedeki yanlış ve geçici çözümlerle kendini oyalayacaktır.

Bu durumda da bir bakıma sufilerin Nefs-i Emmâre dedikleri seviyede patinaj yapacaktır. Burada gözden kaçırılmaması gereken bir konu şudur; şayet bir üst seviyeye çıksanız bile bu seviyede gerektiğinden daha uzun süre kalırsanız yine aynı sorunlarla karşılaşmamız muhakkaktır. O halde bu ölünceye kadar sürdürülmesi gereken bir gayreti gerektirir yani ceht. Aslında benim asıl hatırlatmak istediğim bunu hayatında uygulamak isteyenlerin yükselmek için sadece namaz, oruç ve zikir gibi şeylerin yeterli olduğunu zannetmeleridir.

Hâlbuki insanın insana karşı davranışlarının da bu konuda çok önemli olduğudur. Ahlakı, adaleti, hoşgörüsü vs. Bir diğer husus ise tek tek bireylerin olduğu kadar toplumların bu şekilde seviye yükseltmeleri gereğidir. Yani toplumlar da bir seviyeye takılıp kalmamalı yükselmelidir. Bu da aileden başlayarak bireylerin sıkı eğitimi ile olabilir, bu olmazsa bireysel gelişmeler ya duracaktır veya iyilerin toplumdan uzaklaşmasına sebep olacaktır(Bir nevi beyin göçü).

       Siyasetçilerin, bürokratların, işverenlerin, meslek erbabının (mesela, öğretmenler) da kendilerini geliştirmeleri gerekir:

*siyasetçilerin takılmış plak gibi tekrarladıkları modası geçmiş söylemlerinden vazgeçmesi,

* bürokratların omurgasız(giden ağam, gelen paşam tarzı) davranışları terk etmesi,

*işverenlerin küresel sermayenin telkinlerine aldırmadan işçi, tüketici hakları ve çevrenin korunması üçgenini iyi dengelemesi vs.

Şems-i Tebrizi’den sufilere

        Şu dünyada, semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda, sahte hacı hoca, şeyh,  var. Hakiki mürşit, seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir, tutup da kendisine hayran olmaya değil.

        Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire, eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır, çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

Doğu Türkistan

Doğu Türkistan’da olan zulmü biliyor muyuz, duyuyor muyuz (veya uyuyor muyuz)? Ne Müslüman dünyası ne de Türk dünyası konuya yeterli duyarlılığı (birkaç cılız tepki hariç) göstermiyor. Kendi aramızdaki küçük sorunlarda birbirimize giriyoruz ama bu konuda herkes sus, pus. İlginç değil mi?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Oktay tarakçı
Oktay tarakçı - 2 ay Önce

Doğu Türkistan’ın yanındayız