Dönme Dolap

                Küçük yaşlarda, bir, iki ya da bilemedin üç defa, binmişim dönme dolaba. Farklı idi o heyecanı yaşamak. Güzel idi, yavaş yavaş gökyüzüne doğru tırmanmak. Çok büyük zevk idi, şehre tepeden bakmak.  “Dönme dolap” bir eğlence aracı ya da bir oyuncak olsa da, dönme dolap, bir yaşam tarzı, daha doğrusu, dönme dolap, hayatin ta kendisi aslında. Hayatı yaşıyor iken, çeşitli duygular arasında, dönüp duruyoruz işte.

Her ne kadar hayat, her zaman aynı şekilde devam ediyor, her zaman tek düzey gidiyor gibi görünüyor olsa da, hayat, bir değil, bin taraflı gidiyor. Hayatın bütün yolları, hep farklı görünüyor ama, tüm yollar, benzer sokaklara çıkıyor. Belli bir çemberin içinde volta atmaya, bütün duyguları sırayla yaşamaya, kimi zaman öfkelenip, kimi zaman sabır etmeye, insanlık, “hayat” diyor. Ancak bu “hayat” denilen şey; tıpkı “dönme dolap” gibi, sürüp gidiyor. Gelen bir mutluluk, bir gün mutlaka çekip gittiği gibi, yüreğe gelen her bir acı, bir gün terk ediyor o yüreği. Sonra, tatlı bir neşe, tatlı bir huzur geliyor kalbe. Ardından hüzün, efkar ve keder… Akabinde, tekrar insanı hayata bağlayan sevinç, tebessüm ve umut.

Her koşulda, her zaman, bir dönme dolap gibi, bir kısır döngü gibi yaşıyor insan. Tarih, her zaman, hemen hemen aynı şekilde tekrar ediyor. Bu, gündelik insan hayatında da bu şekilde oluyor, tarihi olaylarda da, dünya gündeminde ve siyasi gelişmelerde de, bu şekilde oldu, oluyor.

Farkında olan ya da farkında kaç kişi var bilmiyorum ama şuan Türkiye’de, Türkiye’yi sise boğmaya çalışan, kirli bir rüzgar esiyor. Fakat kurulan oyun, dönen dolap ve dillerinden düşen söylemler, yüz yıl önce nasıl ise, bugün dilden düşen cümleler, bire bir aynı. Örneğin, yüz yıl önce, Abdülhamidhan dönemindeki “diktatör” lafı, bugün ortada geziyor. “tek adam” ya da “ülkede fikir özgürlüğü yok” lafları ile birliğe kurşun sıkıyorlar.

Bıkmadılar, yılmadılar, pes etmediler ve etmeyecekler. Çünkü İslam’ı savunan, İslam’a göre tavır alan insanların, yönettiği Türkiye’den çok rahatsız oluyorlar. Rahatsız oluyorlar çünkü; Türkiye’de, koronavirüsten beş bin kişi değil, elli bin kişi ölmediği için, öfkeden kuduruyorlar. Bu yüzdendir, minarelerden çav bella çalmaları. Bu yüzdendir, ülkenin güvenliğini sağlayan polise, bekçiye saldırmaları. Bu yüzdendir, “kürtçe şarkı dinlediği için, bir genci öldürdüler” algısını yaymaları. Bu yüzdendir, İstanbul’un Fethi’nin yıldönümünde, Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesine, tekme atmaları.

Evet, birileri arkasında Amerika olan, kaos dolapları döndürüyor yine. Birileri, bu milletin sinir uçlarını tatlı tatlı kaşıyor. Üstelik bu birilerin içinde, hem Atatürkçü, hem ülkücü, hem de islamcı var. Bunun için de, çok dikkatli olmak gerek. Bunun için, gerçek Atatürkçüyü, gerçek ülkücüyü, gerçek islamcıyı bulup, beraber yol yürümek gerek ve şuan, kaşıyor olsalar da, çılgınca sabır etmek gerek.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Murat
Murat - 4 ay Önce

Çok güzel bir yazı. Tebrik ediyorum.

Rıdvan Sarımert
Rıdvan Sarımert - 4 ay Önce

Sevgili Ömerim kaleminle yine milletimizin hislerine tercüman oldun. Seni tebrik ediyor bize ışık olan yazılarının devamını diliyorum. Yüreğine diline sağlık.

Ahmet
Ahmet - 4 ay Önce

Kaleminize saglık

Sevgi
Sevgi - 4 ay Önce

Çok güzel bir yazı, devamını bekliyoruz, iyi günler dilerim

Mehmet Akçiçek
Mehmet Akçiçek - 4 ay Önce

Eline koluna sağlık. Akıllı bir kardeşimizsin bu belli oluyor. Güzel insan yazını zevkle okudum. Hep yaz lütfen. Bize de dua et inşAllah Öptüm gözlerinden ...

Yüksel
Yüksel - 4 ay Önce

Yine bam telimize değmișsin. Eline yüreğine sağlık. İyiki varsın cesur yürek ÖMER ALİ

Yavrukurt
Yavrukurt - 4 ay Önce

Ellerinize saglik kisa ve öz her seyi aciklamissiniz

ASLI
ASLI - 4 ay Önce

Çok güzel bir yazı,kalem tutan ve yazan elleriniz dert görmesin inşAllah.