Dünyanın en önemli işi

Dünyanın en önemli işi genel olarak en ihtiyacımız olan işidir. En çok kişiyi ilgilendiren iş de önemli bir iş sayılmalıdır. Hayati nitelikteki işler de dünyanın en önemli işleri arasında yer alır. Aciliyet yönünden değerlendirmek de mümkün. En acil olan iş en mühim iş demektir.

Ne kadar çok kriter koyarsanız koyun bu il için en önemli iş aynı çıkar.

Depreme karşı önlem…

Hayati deseniz hiç tartışmasız hayati. Bu insan hayatının bu kadar tehdit altında olduğu başka bir alan yok!

İlgilendirdiği kişi sayısına bakarsanız…

İldeki hatta civar illerdeki herkesi ilgilendiriyor. Çünkü deprem sadece öldürücü etkiye sahip değil. Beraberinde getirdiği travma etkisi de var. Demek ki deprem bu anlamda da en öncelikli konulardan bir tanesi olmalı.

Aciliyet konusunda bir şey söylemeye bile gerek yok. Zira ne kadar zamanımızın kaldığını bile bilmiyoruz. Belki de bu yazıyı yazana okumak nasip olmayacak. O kadar acil yani.

Tüm bu şartlar gün gibi ortadayken bu ne rahatlık be kardeşim. Halen şehirde binaların kotlarının nereden alınacağı belli değil! Kaç binanın oturulabilir olduğu belli değil!

İmar barışı ile deprem barışı sağlanmış gibi. Ne idüğü belli olmayan, nasıl ortaya çıktığı belli olmayan yapılara sırf çatısı var diye yapı ruhsatı verildi. O çatının kaç kişiye mezar olacağını kimse umursamıyor mu?

Hadi ruhsatı veren taraf “Bana ne mesuliyet alanda” diye düşünebilir. Hem üste para verip hem de diğer tarafa bilet almak akıl kârı mı be kardeşim?

O nedenle deprem haberlerini daha iyi takip edin. Deprem konusunda çalışanlara daha saygı gösterin. Yarın deprem olacak gibi yaşayın. Deprem konusundan bahsedenlerden nefret ederek depremin etkilerini azaltamazsınız.

Depremden bahsedenleri “felaket tellalı” olarak nitelendiremezsiniz. Bir dönem bu ilde “Hiçbir şey bilmiyorsanız deprem yazın. Deprem mutlaka gazete satışını artırır” diyenler vardı. Şimdilerde depremle ilgili haber olduğu gün gazetelerin tirajı düşüyor.

Dünyanın en önemli işine, dünyanın en acil meselesine, dünyanın en hayati konusuna bakışımız bu olursa, deprem sonrasında “Biz neden bu hale düştük” deme hakkımız olmaz.

O hale düşmeden önceki sendelemelerimizi gözden geçirmek zorunda kalmak istemiyorsak bugünden o zamanların hazırlığını yapmak zorundayız.

“Fatura ağır olur” diyorum…

Kime diyorum…

Mesaj mı farz namaz mı?

Özellikle seçim zamanları atılan Cuma mesajlarının haddi hududu yoktu. Şimdilerde de telefon rehberinizde ne kadar çok kişi kayıtlı ise daha doğrusu siz ne kadar çok insanın telefonunda yer alıyorsanız o kadar çok Cuma mesajı alıyorsunuz.

Bir de “Kişi sevdiğinin cumasını perşembeden kutlar”cılar var. Perşembe sabah namazına müteakip telefonu eline alıyor muhterem ve beni sevdiğini söylüyor.

Samimi olsa diyeceğim bir şey yok. Adam telefonumu dün almış, bugün beni sevdiğini söylüyor. Yarına Allah kerim.

Geçen hafta Cuma namazı çıkışında telefonumu kontrol ettim. Cumada olması gereken adam Cuma mesajı atmış. Arkadaşım cumaya gideceksin. “Cuma mesajı atmak” diye bir ibadet şekli ben duymadım. Varsa biz de bilelim de sevabı ıskalamayalım.

Geride kalan hafta telefonum “hafıza doluyor” uyarısı verdi. Pek sık fotoğraf çeken biri değilim. Dosya alıp gönderdiğimiz oluyor ama o kadar ağır bir aktarım da yapmıyorum.

Sonra hafızayı neyin doldurduğuna baktım. Arkadaşım adam bana yarım saatlik videolu Cuma mesajı göndermiş. Yarım saat ya.

Bu mesajı göndermek için internet harcamış. Benim internetimi de kullanmış. Muhtemelen benim telefonum indirme işlemi için bir yere bağlanıyor olmalı. Sonunda hafızamı da kullanmış. Telefonumun daha yavaş işlem yapmasını sağlamış. Ama sorsan ibadet etmiş.

Cuma mesajı ile alakalı eleştiride bulunanlara da bakış açımız enteresan. “İnsan Cuma mesajından rahatsız olur mu ya” diye sitem eden tanıdıklarım var.

Kardeşim!

Ben samimi olarak yapılan hiçbir şeyden rahatsızlık duymam.

İster Cuma kutla ister Noel. Benim için önemli değil.

Orhan Gencebay’ın da demesinin muhtemel olduğu gibi: Bir tek dileğim var samimi ol yeter…

YORUM EKLE

banner7

banner6