Düşerse düşsün babanın uçağı mı

Siyasi çekişmelere o kadar alıştık ki neredeyse her şeye verecek politik bir cevabımız var. Tüm tartışmaları kazanmanın en kolay yolu karşımızdakinin siyasi görüşünü tahmin etme yeteneğinizi geliştirmek. Eğer karşınızdaki sizinle aynı siyasi görüşten ise o zaman biraz zorlanıyorsunuz. Ama onun da kolayı var. Siz ondan daha eski o görüşteyseniz “siz partimize yeni katılan arkadaşların bu şekilde düşünmesi bizi bu hallere getirdi” dersiniz. Eğer o sizden daha önce partili olmuşsa “siz eski kafalı partililer yüzünden bu haldeyiz” dersiniz. Her iki durumda da tartışmayı kazanırsınız.

Eğer adam sizin görüşte değil ama sizin oy verdiğiniz ittifaktaysa “Sizin bu tavrınız yüzünden oy oranımız buralarda kaldı” dersiniz. Eğer rakip ittifaktan yana bir siyasi görüşe sahipse artık vurun gelişine gitsin.

Eğer bulunduğunuz yerde sizin oy verdiğiniz siyasi görüş iktidardaysa ve işler iyi gitmiyorsa, ya “Sizin pisliklerinizi temizleyemedik 20 yıldır” dersiniz ya da “sizin yönettiğiniz yerleri de biliyoruz” diyip ağzının payını verirsiniz.

Ancak ne yazık ki hayat siyasetten ibaret değil. Hatta genel olarak siyaset gündelik hayatımızı olumsuz bile etkiliyor.

Bizim sosyal hayatımıza zararı olacak bazı şeyleri sırf siyasi anlayışımız yüzünden kabul ettiğimiz oluyor.

Bir şey ya doğru ya da yanlıştır. Siyasi bakış açımızdan sıyrılıp bunun değerlendirmesini yapamadığımız sürece ilerlememiz mümkün değildir.

Seçim çalışmaları esnasında en fazla köylerde sıkıntı çekilir. Neden? Çünkü köydeki vatandaşın kimseden çekineceği bir şey yok. Siyasilerden bir beklentisi de yok.

Tarlada olursa yiyor olmazsa sabrediyor. Onun için gelip köydeki vatandaştan oy isterseniz vatandaş size en sert eleştiriyi dümdüz yapıyor.

Çünkü seçimi siz kazansanız tarla verimine katınız yok kaybetseniz de çiftçi açısından bir sıkıntı yok.

Onun için çiftçi siyasilere karşı daha acımasız olabiliyor. Gerçi gücü ele geçiren siyasilerin zaman zaman çiftçiye acımasız davrandıklarını da görüyoruz ama yazının konusu o değil.

Efendim aslında özetle şunu demek istiyorum (arkadaşım madem özetle diyecektin neden bu kadar uzattın dediğinizi duyar gibiyim): Siyasi görüşlerimiz “doğruya doğru yanlışa yanlış dememizi” engellemesin.

Bizim siyasi görüşümüzdeki kişileri daha çok eleştirme hakkımız vardır. Çünkü onların üstünde bir emeğimiz söz konusu. En azından oy verdiğimiz için bir iki laf edebiliriz.

Hele hele bizim siyasi görüşümüz bulunduğumuz yerdeki yönetimi kazanmışsa ve bir bu yönetimin sürekli olmasını istiyorsak o zaman hata yapılmasına en net tepkiyi koyan tarafta yer almalıyız. Aksi halde hem orta vadede bizim görüşümüz yönetimden düşer hem de alınan kararlar bize ve topluma zarar verir.

Temel havayolu seyahati ederken uçak türbülansa girmiş. Herkeste bir panik. Yanındaki yolucu “Beyefendi uçak düşüyor farkında mısınız” demiş. Temel gayet rahat bir tavırla, “Düşerse düşsün. Babanın uçağı mı” diye tepki vermiş.

Özetin özeti: Bu ülke bizim. Her alınan karara “bu kararı kim almış” diye değil, “Bu kararın getirisi götürüsü ne” şeklinde bakmak lazım.

Fındık fiyatı

Gübre fiyatı bellidir.

Mazot fiyatı bellidir.

Tırpan yevmiyesi bellidir.

Tımar yevmiyesi bellidir.

Dip kazdırma yevmiyesi bellidir.

İşçi yevmiyesi bellidir.

Ama fındık fiyatı belli değildir.

Bu sene fındık fiyatı sözde belirlendi. TMO fındık fiyatını 17 lira olarak açıkladı ama…

Fındık alanı ara ki bulasın. Haliyle piyasa şu sıra 15 lira civarında seyrediyor.

Okulların açılma sürecinde fiyatlar değişecek. Aşağı yönlü hareket edecek. Sonrasında Allah kerim…

Parayı aracılar yiyor. Bir sene 10 doları bulan fındık bir sonraki sene 3 dolar etmiyor. Dolar artarken fındık fiyatı düşüyor.

Bu söylediklerimizi sağır sultan bile biliyor.

Ama kimse kılını bile kıpırdatmıyor.

İşin şaşılacak yanı kimse bu duruma şaşırmıyor…

YORUM EKLE