Eğitim Sisteminde Çöküş Devam Ediyor!

 Okulların açıldığı bir ayı geçiyor…
Haftalardır yaşananlara bakınca, eğitim sisteminin gerek öğretim, gerekse yönetim açısından ciddi bir çöküntü yaşadığı daha yakından görülüyor.
Sanki bir bataklığa saplanmış gibiyiz ve çırpındıkça daha derine batıyoruz.
Bu köşeyi takip edenler, bu soruna uzun süredir dikkat çektiğimin farkındadır.
Eğitim sistemiyle temelden bir sorunum var ve bu temeldeki sorunu çözmediğimiz sürece, ne yaparsak yapalım, esaslı bir iyileşme sağlanabileceğini düşünmüyorum.
Burada temel sorun olarak tanımladığım, eğitim sistemine şeklini, kalıbını veren hâkim düşünce sisteminin, bu ülkenin sosyal ve kültürel yapısına yabancılığıdır.
Halkın inanç ve değerleriyle uyuşmazlığıdır.
Eğitim sisteminin bu ülkenin toplumsallığına uymadığını söylerken, son dönemde öğrenci andı dayatmasının ve başörtüsü yasağının kaldırıldığının farkındayım.
Yeni bir toplum mühendisliği projesi olarak imam-hatip okullarına verilen ağırlığın da farkındayım ama bunun da doğru bir zeminde tartışılamadığını düşünüyorum.
Eğitim sistemindeki sorunları sadece dış görüntüye bakarak anlamaya çalışanlar, bu kritik sürecin özüne ilişkin yeterli tahlillerde bulunamazlar.
Haliyle eğitim sisteminin esasına dair eleştiriden kaçanlar, sorunların çözümüne dair bütüncül bir yaklaşım ve çözüm önerileri de ortaya koyamazlar.
Şu hususu özellikle vurgulamak istiyorum ki, ülkemizdeki sosyal doku ve toplumsal dayanışma hızla çözülüyorsa, ahlaki ve kültürel yozlaşma yaygınlaşıyorsa; bu süreçte eğitim sisteminin katkısı kesinlikle ihmal edilemez.
On iki yıl boyunca eğitimi zorla dayatan devlet, maalesef bu süre zarfında aktardığı ideolojiyle, kültürle ve ahlakla ciddi bir dejenerasyon kaynağına dönüşmektedir.
Diğer taraftan eğitimin giderek artan oranda ticarileşmesi, insan insana gerçekleşen bu sürecin adeta pazarlamacı-müşteri ilişkisine çevrilmesi ise kaygı vericidir.
Eğitim sistemi, devletin ideolojik, serbest piyasanın ekonomik kuşatması altındadır.
Bir yandan her şey için eğitim şart koşulmakta, diğer yandan ise eğitim için daha çok para talep edilmektedir.
Böyle bir gidişatın insanlığın hayrına olmadığı ortadadır.
Teklifim o ki, insanı hem devlete kul hem de kapitalist sermayeye köle kılan bir eğitim anlayışını reddetmeliyiz.
Bu ülkenin toplum, kültür ve inanç farklılıklarını yok sayan ve herkesi tektipleştiren milli eğitim anlayışının değişmesi gerektiğini savunmalıyız.
Eğitim sisteminin bitmeyen bir yarışa, amansız rekabete ve sınırsız tüketime değil; sosyal adalet, barış, kardeşlik, paylaşma ve dayanışma gibi ilkelere ve erdemlere dayanması gerektiğini vurgulamalıyız.
Bu sebeple; eğitim değil ama başka bir eğitim sistemi kesinlikle şart demeliyiz.
Şurası açık ki,eEğitim hepimizin geleceğini doğrudan etkileyen bir süreç.
Bu zorunlu sürecin şekillenmesi ve işlemesi konusunda, maalesef toplumun hiçbir söz, tercih ve karar hakkı yok.
Bu durum değişmeli ve eğitimdeki her türlü dayatmacı anlayış bitirilmeli.
Bunun için ortaya bütüncül bir yaklaşım koyabilmeliyiz, çünkü bozuk düzene parça parça yapılan müdahalelerin hiçbir işe yaramadığı ortada.
Yap-bozla, yamalarla düzeltilebilecek bir durumda değil eğitim sistemi.
Baştan yanlış kurulduydu, yıllar geçtikçe de yanlışlara yeni yanlışlar eklendi.
Sonuç ortada. Nerden baksanız dökülüyor, nerden tutsanız elinizde kalıyor…
Artık bu gidişat değişmeli.
Çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına geçit vermeyelim!
Başka bir eğitim sistemi talebini hep birlikte yükseltelim!

YORUM EKLE

banner22

banner21