Eğitim Yılı Sorunlarla Başladı

 Milli Eğitim Bakanlığı, sorun üreten aklıyla sorun çözmeye çalışıyor.
Haliyle olmuyor.
Sorunların varlığını kabul ediyor, çözüm için ortaya koyduğu ise kabul ettiği sorunu daha da karmaşık bir hale getiriyor.
Kısır bir döngüdeyiz ve giderek boğuluyoruz.
Bu konuda defalarca yinelenen uyarıların dikkate alınmaması, basit çözümlerin hayata geçirilmemesi ise ister istemez merak uyandırıyor.
Yapılan icraatların istikameti soru işaretleri doğuruyor..
2014-2015 eğitim-öğretim yılı da ciddi soru işaretleriyle, sorunlarla başladı.
İlk konu okullardaki idarecilerin, yeni adıyla eğitim yöneticilerinin durumuyla ilgili...
Hak, adalet ve liyakat gibi ilkelerin yerini, giderek siyasal iktidara sadakat alıyor.
Bu tür bir beklentinin tek ve temel ölçüt halini aldığı bir eğitim yönetimi anlayışı ile gidilecek yolun sonu hayır olmayacak.
Çünkü “eski Türkiye” diye anılmak istenen dönemlerde de yapılan aslında tam olarak buydu.
Hangi görüş iktidarı ele aldıysa, her alanı da kendi adamlarınca doldurmak istiyor, haliyle bu ülkedeki toplumsal ve siyasal farklılıkları yok sayarak kendisini tek tercihmiş gibi dayatıyordu.
Aynı hatanın tekrar edildiğini görmek üzüntü verici…
Müdürlük, müdür başyardımcılığı ve müdür yardımcılığı atamalarında yaşanan kaos, bunun müşahhas bir örneği.
Yetkili sendikanın kendisi dışındaki diğer tüm sendikaları ya da o sendikaların üyelerini devre dışı bırakma çabası gerçekten telafisi zor bir hata.
Üstelik yarın öbür gün, siyasal iktidar değiştiğinde önce kendisini zora sokacak uygulamaların kapısının açıldığını da görmezden geliyor.
Diğer bir sorun ise öğretmenlerin yer değiştirmeleriyle ilgili il içi ve il dışı tayin süreçlerinde yaşandı.
Tayin süreci maalesef doğru düzgün işletilemedi, böylece yeni adaletsizlikler yaşandı.
Haliyle sorunu çözmek için, yeniden tayin isteme gibi seçenekler çıkarıldı.
Bu da okulların sene başındaki hazırlıklarını sekteye uğratabildi.
TEOG ve ortaöğretime öğrenci yerleştirme süreci de ayrı bir kaosa dönüştü.
Öğrenciler ya istemediği okullara yerleştirildi ya da nakil işlemlerinde talepleri doğru düzgün işleme alınarak, gereği yapılamadı.
Okul yönetimleri ve veliler ile öğrenciler oradan oraya koştururken, huzursuzluk had safhaya vardı.
Okulların öğrenci sayılarında yaşanan belirsizlik ve sürekli yer değiştirmeler, gerek okul idarecilerinin gerekse öğretmenlerin çalışmalarına tam anlamıyla başlayabilmesini geciktirdi.
Özel okullara geçiş yapacak öğrencilere teşvik uygulaması da yeni bir tartışma başlığı açtı. Kamu okullarının fiziksel ortamını iyileştirmek için gereken yatırımları yapmayan Hükümet’in, kamu kaynağını özel okullara aktarması, eğitimde özelleştirmeye giden yolda dikkate değer bir adım.
Ne yazık ki bugün, bazı velilerin faydalanacağı bu teşvik, uzun vadede herkesin zararına bir sonuç üretecektir.
FATİH projesinin nasıl bir rant ürettiği ve bu rantın bakanlık bürokrasisi tarafından nasıl harcandığı konusu ise derinden derine ilerleyen ayrı bir tartışmanın ve muhtemel bir soruşturmanın konusu olmak üzere.
Proje daha en baştan yanlıştı, yürütülmesi ise apayrı bir fiyasko oldu!

Diğer taraftan işin emek boyutunda, kamu çalışanlarının emeklerinin hakkını alamadığı bir yıla daha başladık.
Geçen yılki toplu sözleşme tiyatrosunun ardından yaşananların maliyeti, zaman içinde daha net ortaya çıktı.
Böylece iktidar güdümlü bir sendikacılığın sefaletine bizzat şahit olduk.
Tabi, yetkili sendika şu an için koltuklara adamları oturtmanın peşine düştüğü için üzerine topladığı tepkinin farkında değil.
Görünen o ki, eğitim meselesinde bu yıl da tartışmaya açacağımız ve değiştirmek için mücadele edeceğimiz daha çok sorun var.
Bozuk düzene parça parça yapılan müdahalelerin hiçbir işe yaramadığı ortada.
Yap-bozla, yamalarla düzeltilebilecek bir durumda değil eğitim düzeni.
Baştan yanlış kurulduydu, yıllar geçtikçe de yanlışlara yeni yanlışlar eklemek dışında bir sonuç alınamadı.
Ama artık yeter!
Başka bir eğitim anlayışı şart!

YORUM EKLE