Ekmek parası için

Sakarya’nın kalbi kan ağlarken paradan puldan bahsetmek zor.

Hepimizin başı sağ olsun, yaralılarımıza geçmiş olsun. Ailelerinin geçimini sağlayabilmek için, tehlikenin yakında olduklarını bildikleri halde fabrikalarda, madenlerde, çatılarda çalışıyor insanlar. Benim gözümde hepsi birer kahraman. Annem onlardan biriydi. Ben onlardan biriydim. Bizim gibi milyarlar var, her sabah yatağından fırlayıp ekmek parası kazanmak için yollara düşen. Kimseye muhtaç olmadan, kimseye el açmadan, gururla çalışan insanlar.

İş kazaları dünyanın her yerinde olur. Ama bazı ülkelerde daha fazla olur. Bazı iş kollarında daha çok görülür. Tecrübeler ve bilinçli tedbirler alındıkça bu kazalar azalır, daha güvenli bir iş ortamı kurulur.

Sakarya’mızdaki patlamanın ilk olmayışı, dördüncü kez oluşu, bazı adımların ciddi atılmadığını gösteriyor. Bu patlamanın kazananı yoktur. Onun için parmak ile gösterilecek suçlu da. Sabırla bekleyip bilirkişi raporunu okuyacağız.

Ustabaşına bozulan bir işçinin, intikam için tutuşturduğu bir fitilde olabilir suçlu, patlayıcı maddelerin olduğu bölgede kaza ile elden düşürülen bir cisimde. Bugün iş sahibine, siyasetçilere, suçsuz insanlara yaptığınız küfürleri, hakaretleri geri alamazsınız. Lütfen sakin olalım.

Bu fırsatı değerlendirerek bir tavsiyede bulunmak istiyorum.

Bir yıl önce yanıma orta yaşlı bir hemşerim geldi. “Bize iş ortamı yaratacak mısınız?” dedi.

Şu an ne işle uğraştığını sordum. “Hiç!” dedi. “3 ton fındığım çıkıyor, onunla idare ediyorum”

Ona uzun uzun anlattığım konuyu şimdi kısaca burada paylaşmak istiyorum.

3 ton fındığı çıkan bir insanın en az 12 dönüm tarlası var demektir. 3 ton fındık parası da her daim yıllık iki asgari maaş toplamından daha fazladır. Bu 12 dönümde her türlü meyve, sebze, tavuk, inek, koyun yetiştirebilirsiniz. Evinizin kirası yoktur.

Her gün sekiz saat bu tarlada çalışsanız bir işçiden çok daha fazla kazanırsınız ne usta başı kahrı çekersiniz, ne tehlikeli maddelerin içinde oturup bir kaza kurbanı olursunuz.

Yumurtanızı, sebzenizi, fındığınızı satarsınız kendiniz patron olursunuz.

Bahçelerinizin, özgürlüğünüzün, doğal ortamda yaşadığınız günlerin değerini bilin.

Balıkçının hikayesini hepiniz bilirsiniz. Bir balık, beş balık, bir balıkçı filosu…

Ben size benim hikayemi anlatayım.

35 yaşlarındaydım. Evden eve nakliyat yapıyordum. Mobilya taşıyordum. Bunu Türkçeye uyguladığında hamallık çıkıyordu kelime anlamı olarak. O günlerde Türkiye’de henüz evden eve nakliyat yaygın değildi.

Annemi ziyaret ettiğim bir yıl, beni karşısına oturttu. “Oğlum, yıllardır geziyorsun, okuyorsun şimdi de hamallık yapıyorsun, eve ne zaman döneceksin?” dedi.

Ben de para kazanıp, deniz kenarında bir ev, bir tekne alacak duruma gelince döneceğimi söyledim.

Şöyle yüzüme baktı, sanki senden daha fazla beklentim vardı gibi süzdü beni, sonra yüzüme öyle bir tokat vurdu ki (sözleriyle) ömür boyu unutamadım.

“Canım, sen mi aptalsın yoksa ben mi yanlış anlıyorum. Senin evin zaten denize bir taş atımlık yerde, bahçelerde biraz çalışsan kendine teknede alabilecek durumdasın, bunca yıl yurt dışında sürünmene ne gerek vardı?”

Anneler bilir.

Sağlıcakla kalın.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Bedri Safa kaymak
Bedri Safa kaymak - 4 ay Önce

:)