Ekmek parası

İnsanlar ekmek parası kazanmak zorunda. Para etsin diye çalışmak zorunda değil ama çalıştığı alanda para kazanmadan yaşamını sürdürmesi mümkün değil.

Tüm sektörler arasında belediye çalışanları hep ekmek parası kaygısı ile yaşar. İşe girişleri çoğunca siyasi bağlantı sayesindedir. Her seçim döneminde ve hemen sonrasında ekmeği kolunun altındadır.

Her an keyfi bir gerekçe ile (hatta bazen hiçbir gerekçe olmaksızın) işlerinden, ekmeklerinden olabilirler. Aldıkları paralar da aslında tatmin edici değildir. Alın terinin karşılığı olamaz asla.

Yakın zamanda seçim olduktan sonra pek çok kişi işinden oldu. Büyükşehirlerde olanların sesi yüksek çıktı, küçük yerlerde konu gargara getirildi.

Ekonomik gerekçeler falan bahane edildi. Pek çok kişi, kışı iş arayarak geçirecek. Sabah güne umutsuz uyanıyor.

Belediye başkanı olmak da zor. Onu da kabul ediyorum. Kısıtlı imkanlarla mümkün olan en büyük başarıyı, en güzel hizmeti sağlamayı düşünüyorsunuz. Ama bu arada bazıları ekmeğinden oluyor.

Ülkemizde bankamatik memuru diye bir kavram var. Çalışmadan para kazanan, milletin gözünün içine baka baka haram yemekten çekinmeyen kişiler var, ne yazık ki…

Geçtiğimiz günlerde Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı ile bir araya geldik. Sarı belediyede çalışan sayısının çok fazla olduğunu ve bunları siyasi açıdan bakmadan işten çıkarmak durumunda kaldıklarını söyledi.

İşten çıkarılanlarla ilgili bir kriter tespit edilmiş. Birimlerde en son işe girenden başlayarak bir seyreltme yapılmış. Sonucunda da pek çok kişi işten çıkarılmış.

Sarı, “Başka çaremiz yoktu” diyor. Haklılık tarafı var. Daha insancıl bir bakış açısı geliştirilebilir miydi? Bence farklı bir bakış açısı da olabilirdi. Ancak seçilmiş kişiler de kendi fikirlerini uygulamak durumunda. Saygı göstermek zorundayız. İşten çıkarılanlara tazminatlarının ödendiğini ve bu kişilerin bir süre işsizlik maaşı alacağını ve hayatlarını bir süre daha idame ettirebileceklerini söylüyor.

Benim görüşüme göre bir insan işine heyecanla gitmiyorsa o iş ona işkencedir. Ama her gün işten çıkarılma tedirginliği içindeki insanların da verimli olmasını beklemek hayal olur.

Başkan Sarı 400’e yaklaşan çalışan sayısının 120 civarına çekilmesi gerektiğini söylediğinde herkes tedirgin oldu.

En çok da aldığı asgari ücret ile evine ekmek götürme derdinde olanlar. Çünkü memurların iş güvenliği var. İşçi sınıfı yangında ilk harcanacak olanlar oluyor.

Neyse ki İshak Sarı artık işten çıkarmalarda istedikleri sayıya ulaştıklarını, bundan sonrasının sürdürülebilir olduğuna kani geldi. Bundan sonra çalışanlar en azından “Ne zaman işten atılacağım” diye tedirgin olmayacak. Sabah işe giderken “Acaba bana tebligatta bulunulacak mı” diye düşünmeyecek.

Bundan sonra sadece “İşimde nasıl daha verimli olurum” diye düşünecek. Bugüne kadar olanlar doğrudur yanlıştır ayrıca tartışılır. Ama bundan sonra çalışanlardan daha verimli sonuç alınacağını duymak güzeldi.

Çünkü neredeyse her gün arayıp, “Abi bizi işten çıkaracaklar. Başka yerde iş bulma imkanımız da yok başka gelirimiz de” diyenleri teselli etmek durumunda kalmayacağız.

Bundan sonra sağlanması gereken çalışma barışı olmalı. Çalışanlar sadece işlerini daha düzgün yapmak için gayret etmeli.

Bu zamana kadar olanları bir kenara koyup bundan sonra yola koyulmak lazım.

İyi niyetle karşılıksız kreşi karıştırılmasın

Büyüklerimiz “Ya hayır söyle ya sus” derler. Eleştiri yaparken bu noktaya çok dikkat etmek lazım.

“Benim bu söylediğimin soruna mı katkısı var yoksa çözüme mi” diye değerlendirmek ve ondan sonra söz girmek gerekir.

Bu “Olumsuz olan hiçbir şeyi dile getirmemek lazım” anlamına gelmez elbette.

Ancak bazı şeylerin çözüme kavuşması için de en sert eleştiride bulunmak kaçınılmaz olur. İnsan durduk yere bir yerini kestirmez. Ama büyük sorunların çözülmesi için gönül rahatlığı ile ameliyat olursunuz. Hatta bazen bazı organlarınızın alınması ve hayatınızın bundan sonrasını o organınız olmadan sürdürmeniz bile gerekebilir.

Sakaryaspor’dan bahsedeceğim, anlamışsınızdır.

Sakaryaspor’da skor başarısızlığı, taraftar huzursuzluğuna dönüşüyor.

Sakaryaspor bu şehrin en önemli markası konumunda. Başarısı gurur veriyor, başarısızlığı hüzne neden oluyor.

Ben yöneticilerin bu durumu savunmak için bahane aramadığını biliyorum. Ama eleştirilere kulak tıkayıp, her eleştiride bulunanı düşman bellemek de doğru bir yöntem değil.

Hepimiz iyi niyetle Sakaryaspor’u seviyoruz. Buna eminim. Hepimiz başarı ile gurur duyduğumuz kadar başarısızlıkta üzülüyoruz. Bundan da şüphem yok. Ama başarının formülü birbirimizi kötülemek değil. Bunda anlaşalım.

Gün birlik günüdür. Gerçek dost kara günde belli olursa Sakaryaspor kara günlerden geçiyor.

Birbirimize düşman olmak bize bir şey kazandırmaz.

Gün her zamankinden daha fazla birlik olma günüdür.

Fikri olan söylesin ama hayır söylemeyecek olan ne olur sabretsin.

Zaferi kutlarken herkes yanında olur mühim olan depremde bile bu şehri terk etmeyen ve “Biz bu şehri tribünden sevdik” diyenleri unutmamak lazım…

HECATİ: Aslında bir Laz temennisi; sevda! Sev daa...

YORUM EKLE
YORUMLAR
tarafsız
tarafsız - 4 ay Önce

Yazlık kavşağından Yenikent YOLUNA yani S.Zaim bulvarına girince 100 m. ilerde solda bir derneğimize YEŞİL ALAN-KAMU ALANI ÜZERİNDE lüks bir bina b.şehir tarafından yapıldı. İKİ DÖNÜMDEN FAZLA YEŞİL ALANDA-kamu alanı da tel örgü ile çevrilip, mazı ile çevrelenip bu binaya-derneğe terk edildi. Bu yasa hangi yasadır? Belediye bir derneğe yeşil alan üzerinde bina yapabilir mi? Birkaç dönüm yeşil alanı, kamu alanını bu derneğe verebilir mi? Bir derneğe verdiği zaman, diğer tüm derneklere de hak doğmaz mı? Bütün bunlar yasalmıdır? Bunu basın olarak araştırınız, ilgilileri uyarınız, göreve davet ediniz lütfen.Yetkililer, vilayet makamı nerede? Diğer dernekler nerede?

banner22

banner21