Ekonomiyi zincire vurmayın

Çok eskiden bakkala giderdiniz. Bakkal ile aranızda bir barko olurdu. Barkonun arkasında bakkal oturur sizin istediğinizi raftan verirdi. O dönem yabancı dizilerde süpermarket araçları iten aileler gösterilirdi. Biz de “Yahu iyi bunlarda hırsızlık olmuyor” diye düşünürdük.

Sonunda geldiğimiz noktada süpermarket olmayan ilçe yok. Sakarya’nın pek çok köyünde süpermarket var. O sayede “Türkiye’de şu kadar mağazamız var” diye hava atabiliyorlar.

Hatta yanılmıyorsam “Kahraman bakkal süpermarkete karşı” diye bir tiyatro oyunu bile yazıldı.

Düşünün yani. Bakkal olmak artık kahramanlık gerektiriyor.

Kardeşim süpermarket de sadece bakkalın işini bozmuyor ki. Adamlar televizyon satıyor, mobilya-dekorasyon ürünleri satıyor. Satıyor da satıyor…

Bir gün anneme İzmir’den gelirken bilindik bir deterjan getirdim. Öğrenci aklı ile makine deterjanı almışım. Anneme getirdim haliyle.

Aradan bir süre geçti. Annem de aynı markayı kullanıyor olmasına rağmen, “Senin getirdiğin deterjan daha iyi” deyip durdu.

Sonunda şansa o fabrikadaki bir kimyagerle tanıştım. “İzmir’deki deterjanla Sakarya’daki arasında fark olur mu?” dedim.

O da bana “İstanbul’daki gazete ile Sakarya’daki arasında fark olur mu?” dedi. “Olur tabi” dedim. “İstanbul’da baskı daha kalitelidir. İstanbul gazetesi daha geç baskıya girebilir. Hatta gece olan haberler için baskı durdurulur veya araya girilebilir…”

“O zaman” dedi “Bizde de olur. Ürünlerin satılacağı mağazalara göre yönlendirilmesi mümkündür. Hatta bazı ürünlerin etken maddelerinde bile azaltma yaptığımız olur…”

Annem köyden beri bunu tespit etmişti de ben “Marka her yerde markadır” diye düşünüyordum.

Şimdi pek çok kişi süpermarkete gidiyor. Pek çoğumuz, “İşimizi tek yerde bitirelim” diye yola çıkıyoruz. Ama bakkal kim? Bakkal kimimizin kardeşi, kimimizin babası, kimimizin akrabası.

Süpermarketin çalışanları bile çoğunca profesyonel. Ben bana “Beyefendi” diye hitap edilen yerlerden alışveriş yapmayı pek sevmiyorum. Eğer süpermarkete gidersem de bana “Abi” diye ya da “Kardeşim” diye hitap edilmeli.

İşim maddi tarafı bir kenara bir de bu boyutu var.

Her fırsatta esnafın dertlerini dile getiren Hasan Alişan işin bambaşka boyutuna dikkat çekiyor. Eğer koronavirüse yakalanmak istemiyorsanız bakkala gidin.

Ne kadar az insan o kadar az risk. Bu kadar basit.

Ama biz yine de kendimizi de ekonomimizi de zincirlere teslim etmeye devam ediyoruz.

Canımız yandığında

Genel olarak çevremizi eleştirmek kolay. Ama iş kendimize geldiğinde her şeyi bir kenara koyuyoruz. Tarkan şarkısında olduğu gibi, feda edip aşkı, koruyoruz kendimizi.

Koronavirüs ile ilgili önlemleri sıklıkla eleştiriyoruz. Çevremizde maske takmayanları gözümüzle azarlıyoruz.

Her zamankinden daha fazla dikkatli olmamız gereken yerler var. Bunların başında hastaneler geliyor. Sağlıklı insanlar hastaneye gitmiyor. Ya da refakatçi olarak gidiyor. Ama bakıyorsun adam hastanede sıra beklerken bile sosyal mesafe kuralına uyamıyor.

Aslında en büyük risk orada. Ama adam orada kendini korumayı düşünmüyor. Sanki hastaneye gidince doktor bütün riskleri ortadan kaldıracak gibi hissediliyor.

Özellikle dikkatli olmamız gereken yerde aşırı dikkatsiz olmamız gerçekten ironik.

HECATİ: Keyfi gelince bana mesaj yazana keyfim gelince cevap veririm...

YORUM EKLE