Enteresan buluşma

Tüm çiftçilerin başının belası bir hayvanla tanıştık son birkaç yıldır. Amerikan beyaz kelebeği. Beyaz da özellikle vurgulanıyor. Renginden bize neyse…

Kelebek kısmından da rahatsız değiliz de tırtıl hali çiftçiyi mahvediyor.

Bilmeyen yoktur tahminim ama gene de kısa bir bilgi vereyim: Bu canlı bir ağacın yaprağına yumurtalarını (larva mı neyse artık) bırakıyor. Ardından o yaprağın altına saklanıyor. Kısa süre sonunda da ağaçta tek bir tane bile kalmayacak şekilde yaprakları yiyor. Sonunda diğer ağaçlara ve hatta otlara kadar sirayet ediyor. Sizin fındıklık, cevizlik, elmalık sandığınız yerler çırılçıplak sopalık gibi dımdızlak ortada kalıyor.

İlaç ile mücadele hem zor hem de topyekun bir hamle gerektiriyor. Zor çünkü bu uyanık hayvan yumurtalarını yaprağın altına bırakıyor. Genel olarak ilaçlama ağaçların üstüne doğru yapıldığı için ilaç yaprağın üst kısmında kalıyor. Bu hayvan da altta güvenle işini yapabiliyor. Hadi bunu aştınız diyelim. Sizin ilaçlama yaptığınız yerde ilaçlama yaptığınız yıl bir sıkıntı olmuyor. Ancak yanınızdaki komşunuz ilaçlama yapmadıysa onun bahçesinin işini bitiren tırtıllar sizin bahçeye geliyor. Bu şekilde de sizin ilaçlamanız havaya gitmiş oluyor.

Komşularınız falan yapsa bile ormanlık alanlarda ilaçlama yapılmadığı için oralardan da geriye gelme ihtimalleri oluyor. Demek ki bu iş bireysel mücadele ile çözülemeyecek. Amerikan kelebeği sayesinde çekilen eziyetin ortadan kaldırılması için devlet müdahalesi şart. En azından düzenleyici olarak bir aktör piyasada yer almalı.

Belli ki bu kelebek bahçelerin sadece estetiğini bozmuyor. Yani çiftçiler “Benim bahçem daha güzel görünsün” diye değil “Verimim daha kaliteli olsun” diye bu hayvanla mücadele etmek istiyor.

Bununla ilgili bir adım atılmalı. Ziraat odaları defalarca konuyu dile getirdi. İlçe tarım müdürlükleri durumu kendi bakanlıklarına aktardı. Ama netice… Köy köy gezip tarım ilacı sattıklarını iddia eden pazarlamacılar kadar bu işle ilgilenen olmadı.

Gelelim bir başka hayvana.

Bu da tatlı suları tehdit ediyor. Diğer balıkların tamamının yumurtasını yiyen bir balık türü. Lezzetli değil. Eti hemen pişmiyor ve kılçıklı. İsrail sazanı…

İlk zamanlarda derelerin kenarındaki sinekleri de yediği için sevimli olarak nitelendirilen bu balık türü zamanla içinde bulunduğu tatlı sudaki tüm balık türlerinin yok olmasına neden oluyor. Balığın Türkiye’ye nasıl geldiğini bilen yok. Türkiye’deki pek çok tatlı suda nasıl yaşadığını bilen de yok. Dereden dereye geçti diyelim. Denizden gelemeyeceğine göre özel bir çalışma yapılmış olması da muhtemel. Ama bu konuda da bir bilgi yok.

Bundan 20-30 yıl önce ne Amerikan kelebeği var ne İsrail sazanı…

Evrim değil devrim değil…

Biri kuzeyden biri güneyden gelmiş.

İkisi de enteresan bir şekilde bizim şehrimizde bir araya gelmiş.

Resmen dinlenme tesisi gibiyiz.

Bakalım daha kimler gelip tesisimizde konaklayacak…

Anız yakmak

Çiftçilerden başladık oradan devam edelim.

Tarlalarda kalan atıkların yakılması geleneği çok eskiden beri devam ediyor ne yazık ki. Mısırlar alındıktan sonra kalan sapların yakılması tarlanın daha temiz görünmesine neden oluyor. Pek çok çiftçi de bunu “düzenli olmak” olarak değerlendiriyor.

Oysa durum öyle değil. Tarlada kalan tarımsal atıklar zaman içinde çürüyor ve toprağa karışıyor. Bunun sonunda da tarlaya doğal gübre karışmış oluyor.

Anız yakılması durumunda ise toprağın özellikle üst kısmında kalan mineraller yok oluyor. Toprağın üst kısmında ateş dolayısıyla oluşan yumuşama zamanla ateş yanan bölgenin balçık ve hatta bataklık olmasına neden oluyor.

Tabi durum bununla da sınırlı değil. Anız yakılması dolayısıyla çevre kirliliği de ortaya çıkıyor. Yani siz faydalı bir şeyi yakarak zararlı bir şey elde ediyor bunun adına da “temizlik” diyorsunuz.

Eskiden anız yangını diye bir şey vardı. Yani ormanların yakınındaki tarlalarda anız yakılır, bu yakılan anız ateşi zamanla kontrol edilemez ve finalde de ormanları yakardı. Şimdilerde orman falan pek kalmadığı için anız yangını tabiri duyulmuyor.

Siz bu şekilde yakmaya devam ederseniz yakında tarla falan da kalmayacağı için “anız yakmak” diye de bir şey kalmayacak.

Haddim olmayarak erkenden bir uyarayım dedim…

YORUM EKLE