Etik meselesi

“Doktorlar hakkında çok az şey bildikleri hastalıkları tedavi etmek için daha az bildikleri ilaçları haklarında hiçbir şey bilmedikleri hastalara reçete eden insanlardır.”(bir film repliği)

            Toplumların en temel meselesidir güzel ahlak, nam-ı diğer etik. Maalesef Müslüman toplumların da en önemli meselesi haline gelmiş bu durum. Hâlbuki peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyuruyor: “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” Bu kavramın altını doldurduğumuzda şunları öne çıkarmamız gerekiyor: Adalet, sözünde durma, yaptığı işi hakkıyla yapma ve eline geçen fırsatları-imkânları kullanarak toplumları yanlış yönlendirmemek gibi. Özellikle yanlış yönlendirmeler toplumları büyük zararlara sokabiliyor ve sonrasında da toplumlar geri dönüşü olmayan bir yola girebiliyorlar. Şimdi bunun vebalini bir düşünün…

            Etik konusunda en dikkatli olması gerekenler herhalde doktorlar, diğer sağlık çalışanları ve yöneticileridir. Bizim ilk gençlik çağımızda doğal tereyağının, yumurtanın zararlarını TV’de anlatan doktorlar vardı ancak şimdilerde bunun yanlışlığını hararetle anlatır oldular. Bir bakanımız Çernobil patlaması dolayısıyla radyasyonlu olduğu söylenen çayları içmemizi istemişti bizden, ekranların önünde çay içme gösterisi yaparak (tabii biz onun hangi çayı içtiğini bilmiyorduk). O dönemin fındıklarının nerelerde dağıtıldığını biliyoruz, söylememe gerek yok. Bazı ekranlarda yapılan her derde deva ilaç reklamlarının ise haddi, hesabı yok. Koca koca proflar, hocalar, şarkıcılar ve beyaz önlük giymiş yetkisiz kişiler yeminler ediyorlar ayetleri, hadisleri kullanarak.

            İş siyasete gelince etiğin en çok etkisini yitirdiği alandır herhalde. Mesela; eski bir siyasetçi seçimden önce verdiği söz hatırlatılınca şöyle cevap vermişti (gayet pişkin): “Söz verdikse senet vermedik ya.” Bir başkası, -seçimden önce zam yapacak kadar enayi değilim- diyebilmişti. Örnekleri artırabiliriz ve bunlara güncel örnekler de verebiliriz. Belki olumlu örnekler de gösterebiliriz ama öyle bir algı oluşmuş ki onlara pek itibar etmez halkımız. Onlara göre siyaset zaten kirli bir iştir ve temiz olarak yapılamaz. Bunu söyleyenlere ne söylenebilir ki? Bir Karadeniz fıkrası anlatabiliriz belki. Hangisini anlatacağınıza siz karar verirsiniz artık.

            Peki, bu sorunun sorumluları kimlerdir, dediğimizde iş çetinleşiyor. Tabii eğitimcileri suçlasak onlar aileleri öne sürecekler veya mahallede gittikleri kursları ya da önceki eğitimcileri. Hocaları, din görevlilerini suçlasak onlar da eğitimcileri karalayacaklar ama hiçbiri aynaya bakmayacaklar. İşte sorunun çözümü de burada: Aynayı kırmamak. Siyasetin aynası nedir: Siyasetin aynası muhalefet ve medyadır ancak onların da temiz ve düzgün olması gerekir. Aslında işin özeti her yerde-her zaman şu sözün hayatımıza yansıması gerekir: Kişi kişinin aynasıdır. Yani bana doğrularım kadar yanlışlarımı da söyle ki sevildiğimi bileyim. Ancak biz toplum olarak yalan da olsa vıcık vıcık sahte sevgi gösterilerinden hoşlanıyoruz maalesef.

DEMOKRASİ-1
Demokrasi iyiliğin-kötülüğün, doğruluğun-yanlışlığın ölçüsü değildir. Yani bir şeyin iyi mi kötü mü olduğunu oylama ile belirleyemezsiniz. Demokrasi (eğer varsa)size iyi ve kötüyü bulmanız için uygun bir ortamı sağlar. Araştırma yapmanız, düşünmeniz, tartışmanız için yoksa demokratik bir diktatörlük olur da padişahları mumla ararsınız.(şekil 1A'da görüldüğü gibi)

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Buşra Eroğlu
Buşra Eroğlu - 2 ay Önce

Neye kimlere inancağımızı şaşırdık Rabbim doğru yolu göstersin bütün müslümanlara

Buşra Eroğlu
Buşra Eroğlu - 2 ay Önce

Neye kimlere inancağımızı şaşırdık Rabbim doğru yolu göstersin bütün müslümanlara