Evimizi imha ediyoruz! 

 

   İklimler değişti ve biz bunu biliyoruz. Ancak durumun ciddiyetini kavradığımız söylenemez.

   İnsanlık değişikliğe engel olamayınca ‘uyum sağlama’ faslına geçti.

   Görüyoruz; sel baskınları gündelik yaşamın bir parçası…

   Nedeni basit…

   Kentlerimizin milyonlarca metrekaresini su geçirmez malzemeyle donattık. Asfalt, beton, parke… Evlerimizin bahçelerini bile parkeliyoruz. Aman, ayakkabımız çamurlanmasın, fiyakamız bozulmasın!

   Bunun getirdiği sonuç, yağmur sularının yer altına inecek zemin bulamaması, en yakın vadide toplanıp sele dönüşmesi veya düşük kodlarda göllenmedir.

   Çözüm için kılımızı kıpırdatmıyoruz. Örneğin akarsu yataklarını temizlemiyoruz. Üst havzalarda suyu tutmak için ağaçlandırma, erozyonu önleme, küçük barajlar, su bekletme kuyuları, havzalar arası aktarmalar bize yabancı konular.

   Bir de pis suların yüzeylere taşınması var ki, insan sağlığını birinci dereceden tehdit ediyor. Bu durum bulaşıcı hastalığa davetiyedir.

   İklim değişikliklerine karşı gerekli önlemler alınmazsa neler olur?

-Küresel tarım üretimi 2050 yılına kadar %30 azalacak…

-Yılda en az bir ay su bulamayan insan sayısı yine 2050’de 5 milyarı geçecek.

- Yükselen deniz seviyeleri ve şiddetli fırtınalar kıyı bölgelerinde yaşayan yüzlerce milyon insanı yerinden edecek. Bu da 2050’de 1 trilyon dolar ekonomik kayıp demektir.

-Dünyadaki canlıların her dört türünden üçü yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak.

   Bunlar olmayacak şeyler diyorsanız, örnek veririm.

   10 yıldır Karasu sahili göz göre göre yok oluyor. Deniz kara yönünde en az 200 metre ilerledi. Bir o kadar ötesi ilçe nüfusunun neredeyse yarısının oturduğu en büyük mahallenin sular altında kalması demektir. Onlarca dalgakıran boşuna yapılmadı. Yenileri sırada…

   Verilen tarihi yukarıya yazdım; kalan süremiz 30 yıldır!

   Dünya Meteoroloji Örgütü geçen yıl 2018 Küresel İklim Durumu raporunda, rekor düzeydeki sera gazı salınımının “giderek daha tehlikelileşen sıcaklık artışlarına” neden olduğunu ortaya koydu. Bu yılın verilerine göre “2014-2019 arası, kayıtlarda en sıcak dönem.  Deniz seviyelerindeki yükseliş önemli ölçüde hızlandı ve karbondioksit salımı yeni zirvelere ulaştı...”

   Mart 2019’da İsveçli çocuk çevre aktivisti Greta Thunberg‘in çağrısıyla, 139 ülkede, dünyanın 1.700 kentinde milyonlarca çocuk “geleceğimizi çaldınız, yalan söylemeyin, bir şeyler yapın” diye haykırdı. 20 Eylül tarihinde eylem tekrarlandı.

   Aktivist Thunberg New York BM İklim Zirvesi’nde de kürsüdeydi. “Siyasetçilerin gezegenimizi bambaşka bir yer haline dönüştürebilecek bu krizi konuşmayı reddetmesi beni çok ediyor. Para, para ve ebedi büyüme diyerek gençliğimi çaldınız, Ama hala umut gençlerde diyorsunuz. Bu ne cüret?” diye seslendi ülkelerin liderlerine… (*)

   Cumhurbaşkanı Erdoğan, İklim Zirvesi’ndeki konuşmasında şöyle demişti:  “Bölgenin bu konudaki en etkili ülkesiyiz. Yaptığımız metrolar, tüneller çevre politikasına katkı ve sera gazı salınımını düşürme hamlesidir. Millet bahçeleri yapıp milyonlarca ağaç diktik ve afet risklerini azalttık. ”

   12 bin yıllık tarihi mirası sulara gömen Ilısu Barajı. Kazdağları’nın, Cerattepe’nin siyanür atıkları ile kirletilmesi...  HES’ler, doğal dokuyu bozup dereleri kurutan politikalar ve betonlaşan şehirler, Akkuyu Nükleer santrali sanki bir başka ülke hükümetinin yaptığı işler!

   Bitmedi; 2015 iklim zirvesinde 184 ülke ile AB temsilcilerinin kabul ettiği İklim Anlaşması’nı imzalamayı reddeden 12 ülkeden birisi ne yazık ki Türkiye!

(*) A. Bayramoğlu-Karar

YORUM EKLE