“EVLENME KORKUSU” MU, O DA NE?

Çİft / aile ilişkileri ne zaman Psiklogların Psikiyatristlerin alanına girdi, bilmiyorum…

Bir çift bu sorunla ilgili bir uzmana gitmeyi düşünse psikolog ya da psikiyatr arıyor.

Terapist bu etikete sahip değilse de burun kıvırıyor.

Oysa bu konu bizim alanımız gerçekten, emin “değilim”!

Biz “kişiler arası ilişkileri”,

kişinin nevrotik, psikotik ya da kişilik sorunu “varsa” masaya yatıırırız.

Hatta Sullivan’ın nevroz teorisi kişilerarası ilişkilerin yeterliliği üzerine oturur. (Ben de bunun üstünde çalışıyorum) Yani Nevroza, psikoza ve kişilik sorunlarına kişiler arası ilişkiler üzerinden, daha temelde bağlanma süreçleri üzerinden bakıyoruz.

Ve hemen hemen tüm psikoterapi ekollerinde terapide konu,

kişinin nevrotik şikayetleri dile getirildikten sonra “ilişkilere” gelir.. ister hasta açsın ister uzman açsın, “ilişkiler” psikoterapinin ana konusu olur.

İlişkilerimiz psikoterapilerin kaçınılmaz odak noktası, çalışma alanıdır ve sanıldığı gibi sadece psikanalizin merkezi de değildir.

Ancak bir kişiliğin oluşum şekillerine,

kişinin ilişkilere nasıl bağlandığına,

ilişkilerinin nerelerde bloke olduğuna,

bunun bireye yansıyan sonuçlarına bakmak başka bir şeydir

bir ilişkideki “iletişim sorununa” bakmak başka bir şey!..

Hepimizin kişilik yapısında bağlanmaya dair zorlanmalar ve bunların davranışlara dökülen kısımlarına dair sıkıntılar, bu sıkıntıların ilişkileri sabote eden yanları söz konusudur.

Ancak,

çift terapistinin kişilik yapılarındaki sorunlardan yola çıkarak

“senin şöyle bir bağlanma sorunun var” ya da “sen annenle şöyle travmatik bir olay örgüsü yaşamışsın, o yüzden böyle davranıyorsun” demesi,

o ilişkideki sorunu çözer mi?

Belki de çözer, kimbilir!?

Başa dönersek, ilişkilerdeki iletişim sorunları psikolog ya da psikiyatristlerin alanı mıdır, bu tartışılır bir konudur.

Açıkçası kimin alanıdır, onu da bilmiyorum!..

Sosyal hizmet uzmanlarının, sosyologların PDRcilerin, halkla ilişkiler uzmanlarının mı, bilmiyorum.

Kişisel olarak ben de

çift terapi için başvurmak istediğimde çalışan kişinin “bağlanma üzerine çalışan” biri olmasını istiyorum,

yani psikolog ya da psikiyatr olmasını önemsiyorum!

***  

Önceki yazımda kişilik yapımızdaki bağlanma sorununun çift ilişkilerine nasıl uzandığını başlıklar halinde açmıştım.,

O yazıda soyut olarak açtığım başlıkların somut karşılıklarını açmamı isteyenler oldu…

Açayım:

  • Yaşınız 35’i geçmiş ve evlenmemişseniz bağlanmaya dair üzerinde çalışmanız gereken bir sorununuz var demektir.. Söz konusu yaşa kadar söz, nişan yaşamamış olmanız, yaşınızın 35’den büyüklüğü meseleye daha çok dikkat kesilmeniz gerektiğini gösterir.
  • Yaşınız 30 olmuş ama şimdiye kadar hiç flört etmemişseniz (gerekçesi ne olursa olsun) ya da 3 ayı geçmiş bir flört yaşamamışsanız
  • İlişkinin adının konulması, elele tutuşma, evlilikten konuşma, söz, nişan, nikah gibi konular size irite ediyor ve bu konuları konuşmaktan kaçınıyorsanız, nedenini bilmediğiniz bir stres içindeyseniz
  • Taraflardan biri evlilikle ilgili korkusundan diğeri onu kaybetme korkusundan dolayı evlilik konusu açıkça konuşulamıyorsa
  • Bir ilişkiniz ya da evliliğiniz var ama her tartışmada boşanmayı düşünüyor ve hatta “bitsin bu ilişki, boşanalım” diyorsanız ya da karşı taraf diyorsa
  • Bir ilişkiniz ya da evliliğiniz var, ancak sıklıkla aynı sorundan dolayı tartışıyor, aynı tepkileri veriyor, aynı cümleleri kuruyorsanız
  • Bir ilişkiniz ya da evliliğiniz var, ancak çatışmayı her zaman taraflardan biri tolere ediyorsa yani gerilimi çözen hep aynı kişiyse
  • Geniş ailede yaşıyorsanız ve bu durum sıklıkla tartışma konunuzsa
  • Evin ekonomisi konusunda taraflardan birinin belirgin bir rahatsızlığı var ve bu sıklıkla tartışma konusu oluyorsa
  • Herhangi bir engel olmadığı halde 3 yılın üzerinde bir süre geçtiği halde taraflardan birinin ya da her ikisinin isteğiyle çocuk sahibi olunmamış ve olunmak istenmiyorsa,
  • Ayrılığın üzerinden 6 ay geçmesine ragmen, ayrılınan kişi sürekli düşünülüyorsa, ona olan öfke devam ediyorsa, sık sık resimlerine bakılıyor ya da hiç görmek istenmiyorsa, son iletişim tarihinden bir yıl geçmesine ragmen bir başkasıyla tanışma arzusu duyulmuyor, tanıştırılma tekliflerinden rahatsız olunuyorsa,
  • Eşiniz ya da sevgilinizi ölümle kaybetmişseniz; aradan iki yıl geçtikten sonra yeni biriyle tanışma arzusu duymuyor, biriyle birlikte olma ya da evlilik fikri suçluluk hissi yaşamanıza neden oluyorsa, çocuğunuz var ve yeni bir ilişki nedeniyle kendinizi çocuğunuza karşı suçlu/sorumlu hissediyor ilişkiden kaçınıyorsanız,

Bağlanmaya dair üzerine eğilmeniz, çalışmanız, çözmeniz gereken bir sorununuz var demektir… Bunlar aklıma gelenler…

Ancak şunun altını çizeyim;

Bu, üstünde çalışmanızı tavsiye ettiğim, mesafe alırsanız yaşamınızı ve ilişkilerinizi derinleştirecek bir konudur,

hastalık değil!

“3 günlük dünyanın nesine bağlanıcam” diyorsanız, başım gözüm üstüneJ

Hayat, her zaman ve an’a dair bir seçim değil midir?

Bence,

“Bu benim tercihim” diyerek meseleyi kapatmadan

önce,

bir uzmanla görüşüp dışarıdan bir gözün yorumunu alın.

Elbette biz terapistler de taş yiyecek değiliz!

Baktığımız herkeste sorun görmek istersek, bir sorun buluruz.. ceza yazmak isteyen polisin mutlaka bir şey bulduğu gibi!...

Mesele uzmanın ne söylediği değil, söylediğinin size ne düşündürteceği ne hissettireceğiyle ilgili, yani algınızla ilgili..

Belki bambaşka bir yerden bakarsınız, kimbilir!

Haftaya “evlilik kararı için doğru zaman ne zamandır?” sorusunun cevabını tartışacağım…

Iyi haftalar…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ebru şengeç
Ebru şengeç - 1 hafta Önce

Gerçekten sevdiğinizde bu korkuların yerini hiç yanından ayrılamamak, yada yanından ayırmamak hissi alır.. emin olmakla alakalı bence

Son Osmanlı
Son Osmanlı - 1 hafta Önce

Psikolog lar zaten yūksek ūcretler le yūksek kar marjı yapıp dağları taşlarî yediler ve yemeye devam ediyorlar