FETÖ ve Eğitim Sistemi

Şimdi bir numaralı FETÖ düşmanı gözükenlerin "Hocaefendi"ye saygılar sunmakla meşgul olduğu dönemlerde, 29 Temmuz 2013 günü aşağıdaki yazıyı sosyal medyada paylaşmışım. Ve cemaatlerin - cemaatin güçlenmesine dikkat çekmişim.

“TESADÜF MÜ

Ben tesadüflere inanmam... İlginç tesadüflerin arkasında bir hinlik ararım...

Parasız yatılı sınavlarının kaldırılmasının,

Orta öğretimdeki pansiyonların, yurtların kapatılmasının,

Kamu kuruluşlarının yükseköğrenim öğrencilerine verdiği bursların azaltılmasının, daha sonra da kaldırılmasının,

Kredi Yurtlar Kurumu kredilerinin öğrencinin geçimine yetmeyecek düzeye düşürülmesinin, geri ödemesinin reel faize bağlanmasının,

Yollara, hava limanlarına trilyonlar ayıran devletin, yıllarca öğrenci yurtlarının yatak kapasitesini artırmamasının,

Yatılı Bölge Okullarının kapatılmasının,

Taşımalı öğretime geçilmesinin,

Önce yüksek öğretmen okullarının, eğitim enstitülerinin son olarak da öğretmen liselerinin işlevsizleştirilmesinin,

Eğitim sisteminde çok sık ve köklü (?) değişiklikler yapılmasının,

Tesadüf olmasına nasıl inanayım...

Hele bu uygulamaların sonucunda;

Eğitimin ve eğitmenin kalitesi düşmüşse,

Fakir halk çocukları, cemaatlerin, tarikatların kucağına itilmişse,

Köylerdeki iki devlet memurundan (öğretmen ve imam) birisi çekilerek, köylü yalnızca imamla baş başa bırakılmışsa,

Veliler Dershane sistemine mecbur bırakılmışsa,

Tüm bunlara nasıl tesadüf diyelim...”

Bunların tesadüf olmadığı, devleti ele geçirmenin sistemli merhaleleri olduğu 15 Temmuz’da bir kez daha anlaşıldı… Eğitim sistemi tamamen FETÖ’yü güçlendirmek, ülkeye hâkim kılmak üzere kurgulanmıştı… Eğer eğitim sistemindeki bu ihanetler yapılmasaydı ne FETÖ bu kadar güçlenebilir, ne de ihtilal teşebbüsünde bulunabilirdi…

Keşke bizim gördüğümüzü başkaları da görseydi. Ama konunun bugün dahi yeterince anlaşıldığını söylemek zor… FETÖ hakkında açılan davalara, yürütülen soruşturmalara bakıyoruz, ÖSYM eski başkanı Ali Demir dışında hakkında dava açılan işlem yapılan eğitim bürokratı yok…

Öğrenci yurtlarının kapasitesini ihtiyacın çok altında tutarak, öğrenci kredilerini düşük tutarak, öğrencileri FETÖ’nün kucağına atan hiçbir Kredi Yurtlar Kurumu yöneticisi hakkında soruşturma açılmadı. Abant Toplantılarının müdavimi, Türkçe olimpiyatları protokolünün değişmez yıldızları milli eğitim bakanları ve üst düzey bürokratlar hakkında işlem yapılmadı. Üniversitelerdeki FETÖ’cü yapılanmanın kökenlerine inilemedi. TSK’da ve yargıda ciddi tasfiyeler yapılmasına karşılık, FETÖ’nin en güçlü olduğu alan olan Eğitim’de soruşturmalar ve görevden uzaklaştırmalar çok düşük düzeyde kaldı.

Milli Eğitim Bakanlığına atandığında toplumun büyük kesimlerini umutlandıran Ziya Selçuk da FETÖ’nün güçlenmesine neden olan uygulamalara son vermedi-veremedi… Taşımalı eğitim tüm çarpıklığı ile devam etti. Vasıflı öğretmen yetiştirilmesine önem verilmedi. Yatılı öğrencilerin sayısında bir artış olmadı. Öğrenciler İmam Hatip ortaokul ve liselerine gitmeye zorlanınca, çocuklarını imam hatip okulları göndermek istemeyen çoğu veli çocuklarını özel okullara göndermek durumunda kaldı. Fakir ve yetenekli çocukların eğitimi için gerekli destek verilmeyince ülkenin geleceği bu yetenekler tarikat ve vakıfların kucağına itildi. Özetle eskiye göre değişen tek şey FETÖ’nün yerini başka tarikatlar ve vakıflar alması oldu…

FETÖ ile de FETÖ’leşmesi kaçınılmaz olan diğer yapılanmalarla da mücadelenin olmazsa olmaz şartı Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Milli” vasfına döndürülmesidir… Milli eğitim, ne tarikatların, ne vakıfların, ne de sendikaların keyfine teslim edilemez…

Eğer teslim edilirse, ya FETÖ yeniden gelir ya da FETÖ değil ama METÖ veya SETÖ gelir…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cevat Birgül
Cevat Birgül - 4 gün Önce

Teşekkürler Fazlı bey. Konu tesadüf eseri değildi. Bu gün yaşananlar da tesadüf değil.. Her şey bilerek planlı, proğramlı yapıldı, yapılıyor.