Gaffar Okkan ölmüş müdür

Gaffar Okkan ölmüş müdür

Kocaali’de fındık işçileri otostop çekiyor. Araç duruyor. Arabadaki adam “Nerelisiniz” diye soruyor. “Diyarbakırlıyız” diyor, işçiler. “Diyarbakır İl Emniyet Müdürünü bilir misiniz” diyor. “Gaffar Okkan diye bir adam. Çok iyi bir adammış ama şahsen tanımıyoruz!” “Size bir poşet fındık versem, ona götürür müsünüz? ‘Kocaali’den bir arkadaşın yolladı’ dersiniz. O bilir.” “Seve seve!”

Sonra işçiler Diyarbakır’a dönüyor. İl Emniyet Müdürlüğü’ne gidiyorlar. Ellerinde fındık poşeti. “Müdür Beyle görüşmek istiyoruz” diyorlar. Kapı açılıyor. Fındık verecekleri adam fındığı Kocaali’de kendilerine emanet eden Gaffar Okkan…

Dün Diyarbakır’dan Sakarya’ya gelmiş bazı vatandaşlar.

Şimdi sizce Gaffar Okkan ölmüş müdür?

Hey insanlar ölüyor

Sakarya’da soğuk algınlığı temelli hastalıklar yayılıyor. Bu işe bir an önce el atılması gerekiyor. Bu iş sadece doktorlarla, sağlık sistemi ile ilgili olmayabilir. “Doktorlar ne yapıyorsa yapsın” diye düşünmek aymazlık olur. Siyasetçisinden eğitimcisine kadar herkesin elini taşın altına koyması lazım. Siyasilerin bu konuda özel bir hassasiyet göstermesi gerekir.

Ferizli’de iki çocuk öldü.

Sene 2020… Çocuk ölümü yaşanıyor.

Bu bir ayıp olmanın ötesinde can yakıcı bir durum. Ölen sizin çocuğunuz da olabilirdi. Ki benim çocuğum geride kalan akşam 39.8 ateşe ulaştı. Evladınızı kaybetme ihtimaliniz olduğunu bir düşünün. Ki kaybedenler oldu.

Bu şehrin en öncelikli sorunu ne yol, ne ulaşım, ne eğitim…

Şehrin en büyük sorunu hayatta kalmak. Önce yaşayacaksınız. Gerisi sonraki iş.

Kabahat sanal günah reel

Bu hafta cuma hutbesinin konusu dijital medyanın kullanımıydı. Orada aslında çok can alıcı bir nokta vardı. Hutbede hoca sanal ortamın da reel ortamla aynı şekilde olduğunu ifade ederken, sanal ortamdaki günahın reel günahla aynı şekilde değerlendirdiğini söyledi.

Aslında bilmediğimiz değil de unuttuğumuz bir şeydi. Çünkü çoğumuz sanal medyada kullandığımız dili reel ortamda kullanamıyoruz.

“Klavye delikanlısı” denilen tabirin aslında reel ortamdaki gibi olması gerekiyor.

Geride kalan ay sosyal medya hesabında argo paylaşımı yapan bir arkadaşıma “Sen sokakta bağıra bağıra küfreder misin” diye sordum. “Etmem” dedi. “O zaman sosyal medyada da etmemelisin…”

Dün hocanın söylediği arayıp da bulamadığım cümleydi. Sosyal medyada da kendimiz bozmamalıyız.

Az laf çok iş

Hap bilgiler vardır. Klişe cümlelerle günü kurtarmaya yarar. Bir şey işinize gelmediğinde “Az laf çok iş” dersiniz, konuyu kapatırsınız.

Yine bir hoca ile konuşurken “Peygamberimizin ‘Müslüman az konuşur, çok iş yapar’ diye bir hadisi vardır” dedi.

“Bu hesaba göre sizin işiniz tehlikeye girer hocam” dedim. Bir yutkundu, “Hocam siz sürekli bir şeyler anlatıyorsunuz. Yani çok laf üretiyorsunuz. Avukatlar aynı şekilde. Gazeteciler aynı durumda…”

Doğru sözleri doğru yerlerde kullanmadığımızda bu şekilde sıkıntı ile karşılaşabiliyorsunuz. Her anahtar her kapıyı açmaz.

Çocuğunuz mu önemli Masterchef mi

Kime “En değerli varlığınız nedir” diye sorsanız “Evladım” der. Sözde bu böylede… “Çocuklarımızı aslında ne olarak görüyoruz” diye de bir sormak lazım.

“En iyi çocuk en az problem çıkaran” mıdır? Çocuğumuzun eline tableti, telefonu verdiğimizde, kendimiz de diziye, sosyal medyaya gömüldüğümüzde mutlu bir aile olmuyoruz. Hepimiz sürekli “Biz ailemiz için çalışıyoruz” deriz ama ailemizin tüm ihtiyaçları fiziksel değildir. Çocuklarımıza sevgimizi onlara telefon alarak göstermek kolay yoldur. Ama evladımızla sohbet etmek alacağımız en kıymetli hediyeden daha mühimdir.

Televizyon seyrediyorsanız da bunu çocuğunuzla birlikte yapın. Aynı programı izlerseniz aynı konu üzerinde sohbet edebilirsiniz en azından.

Çocuklarımız “Kurtulmamız gereken eşyalar” değil, geleceğimizdir. Bu tatil döneminde çocuklarımızla iletişim kurabiliriz.

Ya da Masterchef Türkiye izleyebiliriz.

HECATİ: Cehalet eğitimle giderilir Eşeklik için aynı şeyi söylemek mümkün değil...

YORUM EKLE