Gazete okurken sizi okumasınlar

İlköğretimde bir ara medya okur yazarlığı diye bir ders vermeye karar verdiler. Sonra ne olduysa iş kaynadı. Ders ranta çevrilmeye kalktı çünkü. Eğitim fakültesi mezunları bu dersi kendilerinin vermesi gerektiğini söylerken iletişim fakültesi mezunları “Bize yakışır” dedi. Sonunda ders kaldırıldı. Yorgan gitti, kavga bitti.

Hal böyle olunca bizim size bir şeyler söylememiz zorunlu hale geliyor.

Toplumun genelini okumadığına ilişkin bir önyargı var. Külliyen yanlış. Toplum okuyor. İşine geleni okuyor. Ancak okurken okunuyor da.

Bir şeyi öğrenmek için değil de inandığı için bir kaynağı takip edenleri hariç tutuyorum. O insanlar durumdan memnun. Benim söyleyeceklerim farkında olmadan okunanlara.

Bir gazetenin, internet sitesinin ya da yayın kaynağının haber dili aslında sizin okunup okunmadığınızı gösterir.

Haber dilinde kullanılan kelimeler yayın organının tuttuğu tarafı gösterir. “Savundu” diyorsa “Biz de pek inanmadık” demek istiyordur. “Ama ne yapalım. Haberdir vereceğiz” anlamı taşır. Aynı şekilde “İddia etti” de bu manaya gelir. Sevmediğimiz insanlar genelde “İddia eder”, “Savunur…”

Ama sevdiklerimiz öyle değildir. Onlar “Vurgular” genelde. “… olduğunu vurgulayan falanca” diye okursunuz haberdi. Yani “Biz de öyle olduğunu düşünüyoruz” manası vardır. “Altını çizer” bizim yanında yer aldıklarımız. “Daha ne yapsın doğru olduğunu göstermek için? Altını çizmiş işte…”

Bir de tarafsız yayın organları vardır. Olanı olduğu gibi vermeye çalışan. Onlar haberlerini genel olarak “dedi” diye bitirir, “diye konuştu” derler, “ifadelerini kullandı” kalıplarını kullanırlar.

İşte o basın kuruluşlarını pek takip etmeyiz biz. Çünkü bizimki bize yakın olanın “Vurgulamasını” bizim sevmediğimizin “iddia etmesini” yansıtmalıdır bize.

Bir gün doğruyu öğrenmek ihtiyacı hissedersek kısa süreliğine de olsa o “dedi” diyene bakarız. Çünkü “iddia etti” diyenin de “altını çizdi” diyenin de çıkarları ile yayın politikası değişebilir. “Dedi” diyen hiçbir devirde sevilmez ama hep bir şekilde varlığını sürdürür.

Allah aşkına şu işe son verelim

Yardım kuruluşlarının duyarlılıklarına diyeceğim tek kelime yok. Sakarya yardımda bulunma konusunda çok iyi. Ülkenin neresinde bir felaket yaşansa Sakarya ayağa kalkıyor. Yardım kuruluşları da güvenilir. Sakarya’da yardım toplanması ve toplanan yardımların yerine ulaştırılması konusunda tek bir usulsüzlük yaşanmadı.

Yardımda bulunanlar nasıl Allah rızasını gözetiyorsa toplayanlar da aynı hassasiyette davranıyor.

Sadece ülke içinde değil dünyanın neresinde bir felaket olsa yardım kampanyası düzenleniyor ve herkes yardımda bulunmak için seferber oluyor.

Bunlar bizim örnek alınması gereken davranışlarımız.

Ancak toplanan yardımlarla genel olarak “temel gıda maddesi” alıyoruz. Yani, un, yağ, şeker, makarna…

Sonra bunları Sakarya’dan tıra koyup felaket bölgesine gönderiyoruz. Gönderdiğimiz malzemeler Suriye’ye kadar tırda gidiyor.

Tır bizim makarnayı, unu, yağı kilometrelerce taşıyor.

Sakarya’da toplanan paralar Sakarya’daki esnafın cebine giriyor gibi görünüyor ama…

Yardım faaliyeti sırasında kazanan kimse olmuyor. Kaybeden ise ülke ekonomisi…

Çünkü temel gıda maddeleri Sakarya’da kaç lira ise Gaziantep’te, Kilis’te, Adana’da da o fiyat. Buradan tırı unla yüklemek yerine toplanan paraları felaket bölgesine en yakın yerdeki temsilciliğe göndermek daha ekonomik.

Çoğunca tırın taşıdığı unun mali değeri kadar yakıt parası gidiyor. O durumda da attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmiyor.

Eğer amacınız yardım yapmaksa topladığınız paraları alıp oraya gidebilir, felaket bölgesinde neye ihtiyaç duyulduğunu tespit eder. Ona göre alışveriş yapar. Gerekirse nakit parayı verir.

Eğer amaç üzüm yemekse tabi.

Ama Allah için tırların yardım kuruluşları önünden dualarla uğurlanması da güzel organizasyon oluyor. İnsanlar verdikleri yardımların tıra yüklenmesinden de memnun oluyor.

Ama konu şu ki aslında yardım ederken israf ediliyor.

Allah aşkına tırla un yollama işine bir son verelim.

YORUM EKLE