Gazeteci tarafsız olabilir mi?

Gazeteci insandır. İnsanın doğasında da taraf olmak vardır. Olanları olduğu şekilde aktarmak ise mümkün değildir. Ayna bile tuttuğunuz tarafı tersine gösterir. Sağınızı solunuza solunuzu sağınıza gelecek şekilde yansıtır. Dolayısıyla kimse gazetecilerin tarafsız olacağını düşünmemeli.

Ben mesela. Her ne olursa olsun vatan millet düşmanlarının haberini tarafsız bir şekilde yazamam. Bu benim yapım değil.

Benim yapım olmadığı gibi sizin yapınız da değil. Doğanın kanununa aykırı derler ya. Onun gibi yani. Dine, vatana, bayrağa küfreden bir adam mesela. Yirmi kişi tarafından dövülse bu haberi nasıl vereceksiniz?

Vicdanınız “Keşke orada olsaydım da iki tane de ben vursaydım” diyor ama adalet “Bir adama yirmi kişi vurulur mu” demenizi gerektiriyor. Hakim olsam kararı adaletin dediği gibi verirdim de gazeteciyim. Siz olsanız bu haberi nasıl verirsiniz?

Bazen de tam tarafsız olmak istersiniz ama bu defa fiziki imkanlar sizi zorlar.

Gazeteciliğin en büyük sıkıntısı hız ve yerdir. Sayfa kapasiteniz belli. Yayınlayacağınız fotoğraf miktarı belli. Hatta çoğunca yayınlayacağını fotoğrafın ebadı bile belli.

Diyelim ki bir öğrenci eylemine gittiniz. Üstelik de gözünüzle tanık oldunuz ki polis ve öğrenci birbirine vurdu. Ama yayınlayacağınız bir kare yeriniz var.

Yazı falan demiyorum bakın. En objektif olduğunu düşündüğünüz (bu nedenle fotoğraf makinesinin ışık alan mercekli yerine “objektif” denir) fotoğrafı vereceksiniz. Elinizde iki kare var. Tek fotoğraflık yeriniz. Siz de objektif olmak için direnen bir gazetecisiniz. Polisin öğrenciye vurduğu resmi yayınlarsanız polis düşmanısınız. Öğrencinin polise vurduğunu yayınlarsanız öğrenci düşmanı. Hadi buyrun çıkın işin içinden.

Ben kendi adıma insanların tarafsız olmasından yana olmadığımı söyleyeyim. Taraflı olmaktan daha kötüsü taraflı olduğu halde tarafını gizlemektir.

“İki oğlundan hangisini seversin” diye sormuşlar adama da “Küçüğü arada bir yalan söylüyor. Onun için büyüğünü daha çok seviyorum” demiş. “Büyüğü hep doğru mu konuşuyor” dediklerinde adam, “Hayır! Büyüğü hep yalan konuşuyor. Diğeri arada bir doğru arada bir yalan konuşuyor. Ne zaman doğru ne zaman yanlış konuştuğunu anlamıyorum. Kafam karışıyor” demiş.

Şimdi gazeteciler de tarafını belli etmeli. Militan olmalı demiyorum. Dikkat edin. Tarafı belli olmalı. Spor yazarı ise de siyasi yazarsa da… “Ben bu bakış açısına sahibim” demenin okur nazarında ters karşılanmaması lazım. Kendisi tarafsız olmayan okur gazeteciden tarafsızlık beklemez.

Bekleyemez…

Hangisi daha…

Bir güvenlik kamerası görüntüsü izliyorum. 10 Kasım saat 09:05’te çekilmiş. Herkes durmuş. Sirenler çalıyor. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi görüntülerin çekildiği yerde de hayat durmuş. Bir süpermarket görevlisi hariç. Tüm Türkiye’de hayat durmuş ama onun mal indirmesi durmamış. Kamyondan mal çekiyor. Markete doğru sürüklüyor. Arkadaşım bir dakika sonra yapsan ölmezsin şu işi. Ama yok.

İnsanın içinden sormak geliyor: Acaba arabadan indirdiği mi daha mal yoksa…

Beni bozmasaydın keşke

Kış ayları geldi. Hepimizin üstünde inceden bir kırgınlık var. Hasta olmasak da hasta olanları görüp hasta psikolojisine bürünüyoruz.

Ama diğer yandan da samimi selamlaşmalarımız var.

Bir gün görmezsek birbirimizi diğer günkü karşılaşmada mutlaka sarılıp öpüyoruz. Her ne kadar erkekler bu konuda biraz şanslı olsak da zaman zaman hasta olanlar selamlaşma esnasında benim tatsız bulduğum şeyler yaşanıyor.

Zaten ben nadiren insanlara sarılan bir yapıdayım. Tam adama doğru hareketleniyorsun. Sarılmak üzeresin. Üstelik de milletin içinde. Adam birden kendini geriye çekip, “Ben hastayım kardeşim” diyor. Sen tuhaf bir şekilde ne yapacağını bilemiyorsun.

Kardeşim o şekilde o duyguda kalmaktansa bir hafta grip olmayı tercih ederim. Onun için bu aylarda bana sarılmak için hamle yapmayan kimseye sarılmayacağım.

Buradan beyan etmiş olayım…

YORUM EKLE

banner7

banner6