Geçen yıl da ömürdendir

Bir yılda daha bitmek ve yeni bir yıl başlamak üzereyken insanları telaşe içinde görüyorum.

Piyasa aktörleri, şenliklerine toplumu da ikna etmiş vaziyette.

Her yerde yeni yıl heyecanı, herkeste yeni yıl bir yıla daha girecek olmanın hazırlıkları.

Eskisinden umudu kesenler, yenisinden ümitli gibi.

Eski yılda umduğunu bulamayanlar, hayallerini bir sonraki yıla devretmiş sanki.

Benim içinse böyle zamanlar muhasebe vakti oluyor, tıpkı doğum günleri ya da diğer yıldönümleri gibi.

Nasıl ki yazar vakti zamanında “geçen gün ömürdendir” demişti, bana da “geçen yıl da ömürdendir” diye eklemek kalıyor.

Anlam veremediğim bir şenliğe yazılmak yerine, bir yıldönümünden diğer yıldönümüne geçen tüm günlerin, haftaların, ayların ömürden olduğunu hatırlamak ve geçip giden zamanda geride ne kaldığının, zamana ne bıraktığımızın muhasebesini yapmak bana daha anlamlı geliyor.

Ne süslemeler ne süslü cümleler ne de estirilen şenlik havası bir anlam ifade ediyor benim için.

O yüzden anlamı, geride kalan bir yılın izlerinde aramayı tercih ediyorum.

Kendi halim kadar, ülkenin ve dünyanın gidişatına, insanlığın haline bakmayı daha anlamlı buluyorum.

Kendi hatalarımı gözden geçirmeyi, kusurlarımı görmeyi, eksiklerimi tamamlamayı yeni yıla ödev yazıyorum.

Kendimle yüzleşirken, memlekette olan bitenden yüzümü çevirmeyi ise doğru bulmuyorum.

Günden güne hukuk tanımazlığın, adaletsizliğin, liyakatsizliğin, menfaatperestliğin yarattığı yozlaşmayı görüp her şey yolundaymış gibi davranamıyorum.

İnsanların yanlışa yanlış demekten vazgeçtiği, hak bildiğini söylemekten çekindiği, kötülüğe karşı doğruluğu ve iyiliği açıktan savunamadığı bir iklimin tüm toplumu çürüttüğünü bilirken, mevcut gidişatın bizi kurtuluşa götürmediğine inanırken, hakka şahitlik bilincinin insanın omuzlarına yüklediği sorumluluğu başkasının sırtına yükleyip sadece kendi işine bakmayı doğru bulmuyorum.

O yüzden sormaktan, sorgulamaktan yanayım.

Düşünün, geride kalan bir yıla bakıp, tüm dünyayı açlığın, yoksulluğun, savaşların, şiddet olaylarının esir aldığını görmezden mi geleceğiz?

Tüm dünyada ırkçılığın, ayrımcılığın, ötekine karşı nefretin ve vahşetin tırmandığı bir vasatı normalmiş gibi mi karşılayacağız?

Bir taraftan en ileri teknolojilerin üretildiği bir dünyada diğer taraftan insanların en temel ihtiyaç malzemelerine erişemediği için hayatta kalamadığını bilmiyormuşuz gibi mi davranacağız?

Tüm bunlar karşısında herhangi bir sorumluluğumuz yokmuş gibi yaşayacağız hayatı?

Ya da yaşadığımız ülkenin haline baktığımızda, bir tarafta yeni bir mutlu ve zengin sınıfının sürdüğü sefahate karşılık, günden güne artan bir yoksulluğun yaşandığı gerçeğinden yüz mü çevireceğiz?

Mesela bir babanın tam bir yıl boyunca kızının intihar etmediğini ve ölümünde şaibeli bir durum olduğu gerçeğini anlatmak için kendisini paralamasından dolayı başına gelmedik işin kalması karşısında durup ne yapacağız?

Toplumsal cinnetin kadına ya da çocuğa şiddetten, intihara yahut cinayete varana kadar bir sürü kötü hale büründüğü ve tırmandığı bir halde, ülkedeki ve dünyadaki yozlaşmanın hiç payı yokmuş gibi davranacağız?

Her yeri betona dönüştürdüğümüz yetmemiş gibi yeni rant alanları açmak uğruna doğanın daha fazla ifsat edilip, Allah’ın yeryüzünde yarattığı nimetlerin ve kurduğu doğal dengelerin, siyasi ve iktisadi kâr hırsına kurban edilmesine kayıtsız mı kalacağız?

Geride kalan günler boyunca bu yaşadıklarımızın hesabını yapmadan, eski yılın defterini nasıl kapatacağız?

Bir yıl boyunca olan bitenleri unutarak, geçip giden zamanın bıraktığı izleri görmezden gelerek, yeni bir yılı hangi duygularla karşılayacağız?

Farkındayım, havada bizi büyük bir şenliğe davet eden bir şeyler var.

Fakat bu şenlik maskesinin arkasında hangi gerçekler var ve onlarla ne zaman yüzleşeceğiz?

YORUM EKLE
YORUMLAR
La edri
La edri - 4 hafta Önce

Ba beyli bala buledi bamburleyli bap bup

banner22

banner21