Müslüman hayırlı bir komşudur

Sakarya Yenihaber Gazetesi'nin hazırladığı Ramazan sayfasında bugün komşuluk ilişkileri ele alındı

Müslüman hayırlı bir komşudur

MÜSLÜMAN HAYIRLI BİR KOMŞUDUR
Kıymetli Okuyucularım! Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Hakiminde şöyle buyuruyor: “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.” (Nisâ, 4/36.)     Bir hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah katında komşuların en hayırlısı, komşusuna en güzel davranandır.” (Dârimî, Siyer, 3; Tirmizî, Birr, 28.)  
Komşuluk, sosyal hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Komşularımız, her gün karşılaştığımız, huzur ve güven veren selamına alıştığımız, ihtiyaç duyduğumuzda yanı başımızda bulduğumuz insanlardır. Köyümüzün, mahallemizin, ilçemizin, şehrimizin ve ülkemizin de komşuları vardır. Her türlü komşuluk ilişkisinde esas olan ise, hakkaniyet, nezaket, saygı ve merhamettir. Ahlakî erdemlere sahip, insanî değerlere saygılı, komşusunun şeref ve haysiyetini koruyan bir komşu, dünya hayatının en büyük nimetlerinden birisidir.  
Komşuların birbiri üzerinde öyle çok hakkı vardır ki, Sevgili Peygamberimiz “Cebrâil, bana komşu hakkından o kadar çok bahsetti ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim” (Tirmizî, Birr, 28.) buyurur. Komşuya iyilik yapmak ve güzel davranmak, Peygamberimizin ifadesiyle, mümin olmanın gereğidir. (İbn Mâce, Zühd, 24; Tirmizî, Zühd, 2.)   
Mümin, imanından aldığı olgunlukla, komşusunu yalnız ve yardımsız bırakmaz. Maddi ya da manevi her türlü ihtiyacında komşusuna destek olur. Öyle ki, mümin bir kadın, yemek yaparken bile çorbanın suyunu biraz fazla koyarak komşusunu gözetmenin Peygamber tavsiyesi olduğunu bilir. Acı tatlı gününü paylaşmak, hastalandığında ziyaret edip, öldüğünde cenazesinde bulunmak, aile fertlerine sahip çıkmak her müminin komşuluk vazifesidir.    
Ancak ne hazin bir durumdur ki, günümüzde aynı apartmanın çatısı altında yaşayan, akşam olunca aynı duvara sırtını yaslayan nice komşu, birbirini tanımamaktadır. Komşular birbirlerinden bir selamı bile esirgemekte, yaşanan acılar günlerce sonra duyulmakta, sevinçler dört duvar arasında kalmaktadır. Günümüz insanı, dünya telaşı içinde koşarken ruhunu ve gönlünü ihmal etmekte, dertlerine derman olabilecek komşuluk ilişkilerini gözden kaçırmaktadır. Komşuluğun zayıflamasıyla birlikte, maalesef birbirimizi tanıma, anlama, hoş görme, affetme gibi güzel vasıflarımız da kaybolmaktadır. Geliniz bu Ramazan ayında, müminler olarak komşuluk ahlakına ve hukukuna ne derece riayet ettiğimizin muhasebesini yapalım. Komşularımıza sıcak ve samimi bir selam verip, çocukların hatırını sormayı, gençlere güler yüz göstermeyi ihmal etmeyelim. Komşularımızın kederine ve sevincine ortak olalım. “Komşusunun, şerrinden emin olmadığı kimse cennete giremez”  (Müslim, Îmân, 73.) buyuran Peygamber Efendimizin ne kadar ciddi bir uyarıda bulunduğuna dikkat kesilelim. Elimizden ve dilimizden komşularımızın zarar görmemesi için azami derecede hassasiyet gösterelim. Peygamberimizin “Komşusu açken tok yatan kimse hakkıyla iman etmiş sayılmaz” (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 7.) hadisini mihenk kabul edelim. En son hangi komşumuzu ziyaret ettik ya da hangi komşumuzu evimizde ağırladık? Kendimize soralım. 
Değerli Okuyucularım! Komşularla iyi ilişkiler kurmak, tıpkı ibadet etmek gibi, imanımızın gereğidir. Komşuluk ilişkilerimizde sevgi, saygı, yardımlaşma ve dayanışma duygusunu hâkim kılmak, ahlakımızın gereğidir.  Kendimiz için iyilik adına ne istiyorsak komşumuz için de onu isteyelim. Kendimize yapılmasını arzu etmediğimiz kötülükten komşumuzu da muhafaza edelim. Bedenlerimizle birlikte kalplerimiz de komşu olsun. Allah’a emanet olun.                      

 Medineli Fedakâr Sahabi:  Ebû Talha (r.a.)
Zaman hilalden dolunaya doğru akarken ay değildi sadece tamamlanan. Kum saatinden akan her bir kum tanesi, akrebin yelkovanın her bir hareketi sanki yarım kalan bir şeyleri tamamlama gayretindeydi. Medine’de zaman işte böyle zamanın dışında işler, Müslümanlar her geçen gün yeni bir tamamlanma evresine girerlerdi. Büyürlerdi her an, olgunlaşırlardı. Onlar için her yeni gün, Peygamberin gösterdiği istikamette atılan yeni bir adım demekti. Peygamber’le Medine’de yaşamak her sabah hayata yeniden başlamak gibiydi; hiçbiri diğerine denk olmadığından hiçbir gün öncekine benzemezdi. Her bir hilal bambaşkaydı, dolunayların hiçbiri öncekine eş değildi. 
Medine gecelerinde ay ışığı hurma dallarından akar, bereketli hurma bahçeleri ayın şavkı ile aydınlanırdı. Çölün çoraklığına inat insanlara serin gölgeliklerini, soğuk sularını ve tatlı meyvelerini ikram eden bu bahçeler sayesinde Medineliler biraz rahat nefes alabiliyorlardı. Gündüzleri güneş bütün ihtişamıyla kendisini gösterip her taraf sarının türlü tonlarına boyandığında, bu bahçelerin yeşilini görmek dahi insanı ferahlatmaya yeterdi. İnsanların açlığın şiddetine dayanabilmek için karınlarına taşlar bağladıkları, gölge ve gölgeliğin en değerli nimetler olarak görüldüğü bu coğrafyada serin hurma bahçeleri kuşkusuz en değerli nimetlerden biriydi. 
Ebû Talha için de tam olarak öyleydi. Peygamber Mescidinin hemen karşısında olan Beyrûha isimli bahçesini pek severdi. Sevgili Peygamberini burada ağırlar, ona bahçesinin ürünlerinden ikram ederdi. Allah Resûlü de mescidinin yakınında bulunan bu hurmalığı sık sık ziyaret eder, soğuk sularından içer, gölgesinde serinlerdi. Nasıl da mutlu olurdu böyle zamanlarda Ebû Talha, kendisini nasıl da şanslı hissederdi. Varlıklı bir sahabi olan ve ensarın ileri gelenleri arasında bulunan Ebû Talha,  aslında Medine’de pek çok hurmalığın sahibiydi ancak Beyruha’nın onda ayrı bir yeri vardı.  
Medine’de ay hilalden dolunaya dönüyor, Ebû Talha vazgeçmenin de imandan olduğunu öğreniyordu. Eksilmiyor, bilakis tamamlanıyordu. Göklerden gelen her bir haberi tasdik ettiğinde imanın tadına varıyor, kulluğunun tamamlandığını hissediyordu. En son indirilen ayette Rabbi “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmrân, 3/92) buyurmuştu da Ebû Talha soluğu hemen Allah Resûlü’nün yanında almıştı. Bir an dahi duraksamadan dudaklarından şu sözler dökülüverdi: 
- Ey Allah’ın Resûlü, Yüce Allah, “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz...” buyuruyor. Benim en çok sevdiğim mülküm Beyruhâ’dır. O, Allah yolunda sadakadır. Ben, onun Allah katında sevabını ve âhiret azığım olmasını dilerim. Ey Allah’ın Resûlü, onu Allah’ın sana işaret buyurduğu yerde kullan! 
Allah Resûlü onun bu davranışını takdir etmiş ve bahçesini ihtiyacı olan akrabalarına bağışlamasının daha uygun olacağını söylemişti. Bunun üzerine Ebû Talha bahçeyi yakınları arasında paylaştırdı. (Buhârî, Zekât, 44)
Sevdiği şeylerden Allah için vazgeçmenin de paylaşmanın da imanını olgunlaştırdığının farkındaydı Ebû Talha. Bu yüzden elinden geldiği kadar Medine’deki ihtiyaç sahiplerine yardım eder, bazen kendisi aç kalma pahasına kardeşlerini doyurduğu olurdu. Bir defasında Allah Resûlü, yardıma muhtaç bir adamcağız için kendi evinde ikram edecek bir şey bulamamıştı ve sahabilerinden yardım istemişti. Ebû Talha hemen bu kimseye yardıma talip olmuş, kendisinin ve çocuklarının aç kalması pahasına Peygamber misafirini evinde ağırlamıştı. Hatta Allah Teala bu olay üzerine indirdiği ayetle onların kurtuluşa eren kimseler olduklarını müjdelemişti. (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 10) Ebû Talha ve onun geniş gönüllü ailesi peygamberlerini ve onun ashabını evlerinde ağırlamaktan büyük mutluluk duyarlar bu sebeple hanelerine yağan berekete birlikte şahitlik ederlerdi. Allah Resûlü de bu aileyi pek sever sık sık evlerine misafir olur, ikramlarını geri çevirmez, bazen de evlerinde öğle uykusuna yatardı. 
Medine’de ensar olmak Allah Resûlü ve onun ashabı için her türlü fedakârlıktan kaçınmamayı gerektiriyordu ve Ebû Talha her zaman bunun bilincindeydi. Sadece malını, mülkünü, evladını  değil yeri geldiğinde canını da Allah ve Resûlü’nün uğruna feda etmekten çekinmedi. Uhud günü onun kendisini Peygamberine nasıl siper ettiğine, onu kahramanca nasıl koruduğuna, “Ya Resûlullah yüzüm yüzüne siper; canım canına fedadır.” sözlerine herkes şahitti. (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 18) 
Şahitti Medine’de hurma dallarına yansıyan hilaller ve dolunaylar her şeye. En sevdiklerini en sevdiği için feda edebildiği zaman insanın nasıl tamamlandığına, nasıl Ebû Talha olduğuna…


AYET-İ KERİME MEALİ
 “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır.” 
Hucurat 49/12. 
HADİS-İ ŞERİF MEALİ
 “Birbirinize haset etmeyin, kin tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyin, müşteri kızıştırmayın. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.” Müslim, Birr, 30.

İLMÎHAL SORUSU VE CEVABI
Su-i zan kavramı hakkın da bilgi veriniz?

Hucurat süresinin 12. Ayetinde, kötü bir huy ve alışkanlık olan “gerçek bilgi ve kanıta değil, tahmine dayalı bir hüküm olan zan” ele alınmış, etkili bir üslûpla yasaklanmıştır. Gerçeklik ihtimali yüzde ellinin üzerinde bulunmakla beraber kesin olmayan bilgi ve hükme zan denir. Başkalarını suçlamak, aleyhlerinde olacak bir karar almak ve davranışta bulunmak söz konusu olduğunda zanna dayanılamaz, zan şeklindeki bilgi dayanak ve delil kılınamaz. Çünkü insanlar hakkında sahip olunan zan ve tahminlerin birçoğu isabetsiz olmakta, beklendiğinin, sanıldığının aksi gerçekleşmektedir. Şu var ki, kimsenin aleyhinde olmayan, hakların zayi edilmesi ihtimali bulunmayan alanlarda, kesin bilgi bulunmadığında kuvvetli zan, tahmin ve ihtimale dayalı hükümler ve uygulamalar yasak kapsamına dahil değildir. Sosyal bilimlerin önemli bir kısmı kesinliğe değil, kuvvetli zan ve ihtimale dayanmaktadır.  Hz. Peygamber: “Zanna kapılmaktan sakınınız, zan en fazla asılsız olabilen haber ve bilgi türüdür. Kulak kabartmayınız, gizlilikleri araştırmayınız, başkalarını kıskanmayınız, öfkenize kapılmayınız, birbirinize sırtınızı dönmeyiniz. Bir Allah’ın kulları! Kardeşler olunuz” (Müslim, “Birr”, 28). (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, V,91)

GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Lütfundan bize rızık ver, bizi rızkından mahrum etme, bize verdiğin rızıkları bizim için bereketli yap, katında bulunan nimetlere rağbetimizi artır ve bizi gönül zengini eyle.” (İbn Ebî Şeybe, Dua, 42, No: 29388)
 

 

Sakarya Yenihaber

banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER