Ömrümüzü Ramazan kılabilmek

Sakarya Yenihaber Gazetesinin hazırladığı Ramazan sayfasının son sayısında, ömrümüzü nasıl hep Ramazandaymış gibi geçirebileceğimiz ele alındı

Ömrümüzü Ramazan kılabilmek

ÖMRÜMÜZÜ RAMAZAN KILABİLMEK 
Kıymetli Okuyucularım! Bugün hem sevinçliyiz, hem de hüzünlüyüz. Sevinçliyiz. Çünkü doya doya Ramazan medeniyetini yaşadık. Ramazan mektebinin talebeleri olarak bayrama yaklaştık. Hüzünlüyüz. Çünkü her sene bize Kur’an’ı yeniden getiren, bizi orucun takvasıyla, iftarın sevinciyle, sahurun bereketiyle buluşturan, unuttuklarımızı hatırlatan Ramazan’ı Şerif’e elveda diyoruz. Şehirlerimizi, sofralarımızı ve gönüllerimizi bir ay boyunca zenginliği ve cömertliği ile donatan rahmet ayı işte gidiyor. Cenab-ı Hak, bizleri Ramazan’ın haklarında en güzel şekilde şahitlik yaptığı kullarından eylesin. Bizleri imanla, ilimle, hikmetle bayrama ve nice Ramazanlara kavuştursun.   
Rahmet ve mağfiretiyle gönüllerimizi Allah’a ulaştıran, fazilet ve bereketiyle ruhlarımızı coşturan bu eşsiz zaman diliminde oruç tuttuk. Uzun yaz günlerinde açlık ve susuzlukla sınandık. Her türlü arzu ve iştaha karşı “Ben oruçluyum” dedik. Sabır imtihanından geçtik. Kötülüklere karşı zihnimize, elimize, dilimize, hâsılı kendimize sahip çıktık. Oruç tuttukça şefkat ve merhameti kuşandık. Yoksulun, muhtacın halini bir kez daha anladık. Az ile yetinmenin değerini daha iyi kavradık. Gönüllere şifa veren, inananları iki dünyada huzura kavuşturan, hidayet rehberimiz Kur’an’ı okuduk; anlamaya ve yaşamaya çalıştık. 
Ramazan’da  “Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.” (Â’la, 87/14-15.) âyeti gereği gece ve gündüz kıyamlara durduk. Acizliğimizin itirafı içerisinde miracımız olan namazlarımızla Rabbimizin huzuruna çıktık. Aynı gaye etrafında toplanarak, aynı şuur ile teravih namazları kıldık. İftar anındaki şükür ve dualarımızla, sahur vaktindeki tövbe ve istiğfarlarımızla günah yüklerinden arınmaya çalıştık. 
 “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe iyiliğe asla erişemezsiniz.” (Âl-i İmran, 3/92.)  âyetinin bilinciyle zekâtımızla, fitremizle, sadakalarımızla, iftar sofralarımızla yoksul ve muhtaç kardeşlerimize yardım eli uzattık. Komşumuza, yetimlere, kimsesizlere gönüllerimizi açtık. Paylaşmanın, dayanışmanın, Allah rızası için karşılıksız vermenin mutluluğunu yaşadık. Ramazan, bizler için bir aylık bereketli bir mektep oldu. Bizleri bir maneviyat eğitimine tabi tuttu. Hayatımızı disipline etmeyi öğretti. Kardeşlik, birlik, beraberlik duygularımızı pekiştirdi. Geride bıraktığımız ömrümüzü muhasebe, istikbalimizi tekrar gözden geçirme imkânı sağladı.
Bugünlerde veda edecek olan rahmet ayı Ramazan, bizlere öğrettiği bütün bu güzelliklere her daim sahip çıkmamızı istiyor. Öyleyse geliniz! Yüce Rabbimizin,  “Ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et” (Hicr, 15/99.)  emri gereğince imtihanın son anına kadar görev ve sorumluluklarımızı yerine getirelim. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in “Allah’a en sevimli gelen amel, az da olsa devamlı olandır.” (Buhâri, Rikâk, 18.) hadisi gereği Allah’ın rızasını kazanmak için her an gayret edelim. Rabbimize, kendimize ve birbirimize karşı samimiyeti elden bırakmayalım. Ramazanın kazandırdığı güzellikleri yıl boyunca yaşayalım, yaşatalım. Ramazan’ın bizlere sunduğu cömertlik karşısında bizler de ömrümüzü Ramazan kılalım. 
Bugünkü yazımızı Resûlullah Efendimiz (s.a.s)’in şu duası ile bitirmek istiyorum: “Allah’ım! Bizi bağışla! Bize merhamet et! İbadetlerimizi, hayır ve hasenatımızı, dualarımızı kabul eyle! Bizi cennetine koy, cehennem azabından koru! Bütün işlerimizi ıslah eyle.” (İbn Mâce, Dua, 2.)


Rabbinin Tasdikiyle Müjdelenen Genç: Zeyd b. Erkâm (r.a.)
Hz. Peygamber ve ordusu,  etrafındaki kabileleri kışkırtarak Müslümanlara karşı asker toplayan Benî Mustalik kabilesine düzenlenen sefer nedeniyle Müreysi’ kuyusunun başında karargâh kurmuşlardı. İçerisinde az miktarda su bulunan kuyu ashab tarafından ortak kullanılıyordu. Muhacirlerden Cehcâh b. Kays ile ensardan Sinan b. Vebera kuyuda karışan kovaları nedeniyle hararetli bir tartışmaya giriştiler. Tartışma giderek şiddetlenince muhacirler ve ensarın tamamı bu olaya müdahil oldular. 
Münafıkların lideri Abdullah b. Übey b. Selûl fırsattan istifade edip olayı içinden çıkılmaz hale getirmek üzere harekete geçti. Ensardan yana tavır alarak onlara muhacirlere yardım etmemelerini, böylece onların Resûlullah’ın etrafından dağılıp gideceklerini söyledi. Ardından da küstahça “Medine’ye dönersek güçlü olanlar zayıf olanları muhakkak oradan çıkaracaktır!” dedi. O esnada ensarın arasında bulunan genç Zeyd b. Erkâm, Abdullah b. Übeyy’in pervasızca serdettiği laflara daha fazla dayanamadı. Amcası aracılığıyla duyduklarını Allah Resûlü’ne haber verdi. Bunun üzerine Zeyd’i yanına çağıran Hz. Peygamber olanları bir defa da kendisinden dinledi. Duyduklarına inanmakta zorlanan Resûlullah, Abdullah b. Übeyy’i de dinleyerek peşin hüküm vermemeyi tercih etti. Zeyd yanlış işitmiş olabilirdi. Allah Resûlü’nün huzuruna gelen münafıkların lideri ve beraberindeki arkadaşları o sözleri asla söylemediklerine yemin ettiler. Onların bu kararlı tutumu karşısında Hz. Peygamber Abdullah b. Übeyy’in doğru söylediğine kanaat getirdi. Bu durumda Zeyd de yalancı konumuna düşmüştü. (Buhârî, Tefsîr, (Münâfikûn) 1, 2) 
Zeyd, ömründe hiçbir şeye böylesine üzülmemişti. Herkes onu kınamıştı, amcası bile kendisine inanmamış, “Ne derdin vardı da Resûlullah’ın seni yalanlamasına ve sana öfkelenmesine neden oldun!” diye onu azarlamıştı. Zeyd’in elinden bir şey gelmiyordu. Çaresiz beklemeye karar verdi. Zaman geçtikçe sıkıntısı hafiflemiyor daha da artıyordu. İyice bunaldığı ve üzüntüsünden artık başını bile kaldıramadığı bir haldeyken Hz. Peygamber yanına geliverdi. Kulağını ovuşturup yüzüne gülümsedi. Zeyd’in gönlü ferahladı bir anda. Kendisine dünyada ebedî kalacağı müjdelense bu kadar sevinmezdi. Biraz sonra Hz. Ebû Bekir geldi ve kendisine Resûlullah’ın ne söylediğini sordu. Zeyd “Bir şey söylemedi. Kulağımı ovuşturdu ve yüzüme gülümsedi.” dedi. Hz. Ebû Bekir “Müjdeler olsun!” dedi ve gitti. Sonra Hz. Ömer’le karşılaştı Zeyd. Hz. Ebû Bekir’e söylediklerini ona da söyledi. Ertesi gün sabahın aydınlığıyla beraber gelen müjde ile Zeyd’in gönlü de aydınlandı adeta. (Tirmizî, Tefsîr, 63) Zeyd’i yanına çağıran Allah Resûlü, “Ey Zeyd! Şüphesiz Allah seni tasdik etti.” dedi. Münafıkların ikiyüzlülüklerini açıkça ortaya koyarak Zeyd b. Erkâm’ın aklanmasına vesile olan Münâfikûn sûresi indirilmiş ve Yüce Allah münafıkların küstahça sözlerini teker teker yüzlerine vurmuştu: “Onlar, ‘Allah Resûlü’nün yanında bulunanlara (muhacirlere) bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler.’ diyenlerdir. Hâlbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar (bunu) anlamazlar. Onlar, ‘Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.’ diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük ancak Allah’ın, Peygamberi’nin ve müminlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.” (Münâfikûn, 63/7-8) 
Ensarın en gençlerinden olan Zeyd b. Erkâm, münafıkların ikiyüzlülükleri karşısında kendinden büyüklerin cesaret edemeyeceği bir tavır takınmıştı. O sözleri babasının ağzından duymuş olsa bile muhakkak Resûlullah’a bildirirdi. Hiç kimsenin Allah’ın Elçisi’ni aldatmasına gönlü razı olamazdı. Bütün bu iyi niyetli düşüncelerine rağmen kimseyi kendisine inandıramadığı ve çevresindeki herkesin tepkisini aldığı halde doğru olanı yaptığından emindi. Daha önce yaşının küçüklüğü sebebiyle Uhud Savaşı’na katılmasına izin verilmeyen Zeyd b. Erkâm, katıldığı ilk seferde ağır bir imtihanla karşı karşıya kalmıştı. Yalancılıkla itham edilmek kendisini tahmin ettiğinden çok daha fazla yıpratmıştı. Yine de Rabbine güvenmekten vazgeçmedi. Yalancı olup olmadığının er ya da geç ortaya çıkacağını ve Allah Resûlü’nün kendisine hak vereceğini umuyordu. Sonunda öyle de oldu. Rabbinin tasdikiyle müjdelendi genç Zeyd. Herkese nasip olmayacak bir nimetti bu. 
Hz. Peygamber’den çok sayıda hadis nakleden Zeyd b. Erkâm, yaşlandığı zaman kendisine hadis dinlemek üzere gelen kimselerin “Ey Zeyd! Gerçekten sen çok hayırla karşılaştın. Resûlullah’ı (s.a.v.) gördün, hadisini dinledin, onunla beraber gazâ ettin ve arkasında namaz kıldın. Ey Zeyd! Gerçekten sen çok hayırla karşılaştın. Bize Resûlullah’tan (s.a.v.) işittiklerini rivayet et ey Zeyd!” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 36) diye hürmetle ve imrenerek ziyaret ettikleri kıymetli sahabilerden biri oldu.
Diyanet Aylık Dergi 2013


AYET-İ KERİME MEALİ
 “ Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” İsra 17/29
HADİS-İ ŞERİF MEALİ
Hz. Esma dedi ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem  bana şöyle  buyurdu: “Kesenin ağzını sıkma! (cimri davranma) Allah da sana sıkarak verir!” (Buhârî, Zekat 21; Müslim Zekat 88)

İLMİHAL SORUSU VE CEVABI
Buluğ çağına ermemiş zengin çocukların malından “zekât” vermek gerekir mi? 

Bir kimsenin zekâtla mükellef olması için Müslüman, âkıl, bâliğ ve hür olması (Kâsânî, Bedâiü‟s-sanâî, 1997, II, 377-383) borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla hakikaten ya da hükmen artıcı, yani kazanç sağlayıcı nitelikte “nisap miktarı” mala sahip olması gerekir (Kâsânî, Bedâiü‟s-sanâî, II, 394). Buna göre zengin de olsa büluğ çağına girmemiş çocukların mallarından zekât vermek gerekmez. Ancak, çocuklara ait tarım arazilerinden elde edilen tarım ürünlerinin öşrü yani zekâtının verilmesi gerekir (Serahsî, el-Mebsût, III, 90; İbnNüceym, elBahru‟r-Râık, II, 271).  Şâfiî mezhebine göre zekât vermek için akıl ve bulüğ şart değildir. Çocuk ve akli yeterliliği olmayan (mecnun) kimsenin de zekât vermesi gerekir (Şirbînî, Muğni‟l-Muhtâc, Beyrût 1994, II, 123).
GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Sürçmelerimi / hatalarımı azalt, ayıplarımı / kusurlarımı ört, korkumu gider, bana taşkınlık edene karşı beni koru, zulmedene karşı bana yardım et ve bu konuda bana yardımını göster.” (İbn Ebî Şeybe, Dua, 42, No: 29389)

 

Sakarya Yenihaber

banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER