Ramazan sayfası: İslam'da kadın, adalet, merhamet ve hakkaniyet

Sakarya Yenihaber Gazetesi'nin Ramazan sayfasında; İslam'da kadın, adalet, merhamet ve hakkaniyet konuları işlendi

Ramazan sayfası: İslam'da kadın, adalet, merhamet ve hakkaniyet

Kıymetli Okuyucularım! Allah’u Zülcelal hazretleri, Yüce Kitabımız Kur’an-ı kerimde: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır” buyuruyor. (Hucurât, 49/13.)  Peygamberimiz (s.a.s) da bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Biliniz ki, sizin, hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi, hanımlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır” (Tirmizî, Radâ, 11.)  


İnsan, akıllı, sorumluluk sahibi ve en şerefli varlık olmakla Allah katında özel bir değere sahiptir. Elbette insanoğlunun erkek ve kadın olarak farklı niteliklerle yaratılmasında sayısız hikmetler vardır. Ancak şu bir hakikattir ki, kadın ve erkek, insan olma itibariyle aynı şerefi paylaşır; kul olma itibariyle de aynı sorumluluğu üstlenir. Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yaşamak; dünyada iyilik, adalet ve merhametin yayılması, kötülük, zulüm ve haksızlığın önlenmesi için çalışmak hem kadının hem de erkeğin vazifesidir. Nitekim Yüce Rabbimiz “Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar” (Nisâ, 4/ 124.)  buyurmaktadır. 


Kur’an-ı Kerim’de kadının toplum içindeki konumundan, Allah katındaki değerinden ve haklarından bahseden çok sayıda ayet vardır. İnsanlığın annesi Hz. Havva’dan itibaren tarihte iz bırakan nice kadın Kur’an’da anlatılır.  İmanı ve cesaretiyle Hz. Asiye, iffeti ve sabrıyla Hz. Meryem, sadakati ve teslimiyetiyle Hz. Hacer hepimize örnek gösterilir. Sevgili Peygamberimize ilk inanan ve onu bütün gücüyle destekleyen Hz. Hatice’dir. Yüreğindeki tevhid aşkıyla İslam yolunda ilk kadın şehit Hz. Sümeyye’dir. Peygamberimizin hanesinden ilmi, sünneti ve hikmeti insanlığa taşıyan ise Hz. Aişe’dir. Bu nâdîde örneklerin ışığında dinimizin, milletimizin ve medeniyetimizin kadına bakışı daima onun saygınlığını ve haklarını korumak üzerinedir. Kadına dair nerede köhne bir anlayış ve zalim bir davranış varsa, o cahiliye döneminin kalıntısıdır. 


Değerli Kardeşlerim! Her insan en temel hakları ile doğar ve cinsiyeti yüzünden bu hakları bir insandan esirgemek İslam’a da insafa da sığmaz. Sırf kız olduğu için bir çocuğun doğumuna üzülmek, onu hor görmek, eğitimden mahrum bırakmak, zorla ve küçük yaşta evlendirmek zulümdür. Hâlbuki dört kız babası olan Sevgili Peygamberimiz kız çocuklarımızın bizim için rahmet ve mağfiret vesilesi olduğunu müjdeler ve: “…Her kim şu kız çocuklarını yetiştirirken birtakım zorluklara katlanırsa bu kızlar onun için cehennem ateşine siper olur” (Buhari Zekat, 10.)  buyurur.  Annelerimiz ise, bizim sevgi kaynağımız, dua kapımızdır. Emeğinin hesabını tutmayan, karşılık beklemeden veren, ayaklarının altına cennet serilen her anne, iyiliği ve ihsanı hak eder. 


Kıymetli Okuyucularım! Bugün insanlık her konuda olduğu gibi, kadın hakları konusunda da çetin bir imtihandan geçiyor. Dünyanın birçok yerinde savaş, şiddet ve zorbalık herkesten çok kadınları vuruyor. Acıyla kıvranan, hapsedilen, göçe zorlanan kadınlar yardım bekliyor. Diğer yandan “Kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Çünkü siz, onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve Allah'ın adını anarak (nikâh kıyıp) kendinize helâl kıldınız” (Müslim, Hac, 147.)  buyuran bir Peygamber’in ümmeti olarak kimi zaman onun hassasiyetine sahip çıkamıyor. Hayatında tek bir defa bile kadına el kaldırmayan Resul-i Ekrem’in yolundan gitmemiz gerekirken, onlara karşı merhametli davranmamız gerektiğini unutuyoruz. Ne acı ki, şiddet, istismar ve kadın cinayetleri bir türlü bitmek bilmiyor. Bu vahim tablo karşısında geliniz, kadın söz konusu olduğunda merhamet, adalet ve hakkaniyetten asla vazgeçmeyelim. “Sizin en hayırlınız hanımlarına karşı en iyi davranandır” (Tirmizî, Radâ, 11.)  buyuran Peygamber Efendimizin davetine icabet edelim. Emaneti gözü gibi koruyan müminler olarak şöyle dua edelim: “Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” (Furkân, 25/74.)                       

        SAHABE HATIRALARI
       Babasının Annesi:  Fâtıma bint Resûlullah (r.a.) 

Risaletten yaklaşık bir yıl önceydi. Zeyneb, Rukiyye ve Ümmü Külsûm’un ardından Muhammedü'l-Emîn, kendisine göz aydınlığı olacak dördüncü kızının doğumuyla müjdelendi. Dünyaya bir kız çocuğu geldiğinde utanç ve öfkeden yüzlerin kapkara kesildiği o zamanlarda beyaz ve parlak çehresiyle hâne-i saâdete aydınlık ve neşe getiren bu minik misafirin adı Fâtımatü’z-Zehrâ oldu. Hz. Fâtıma Allah Resûlü’nün peygamberlikle görevlendirilmesi üzerine Mekke’de geçen zorlu yıllarda büyüdü. Resûlullah’a hayırlı bir eş olan annesi Hz. Hatice’nin yokluğunda babasından desteğini esirgemeyen hayırlı bir evlat oldu. 

Medine’ye hicretten sonra Hz. Ali, Allah Resûlü’ne Hz. Fâtıma ile evlenmek istediğini bildirdi. Daha önce Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de talip olmasına rağmen Hz. Peygamber, sevgili kızına eş olarak Hz. Ali’yi seçti ve Bedir Savaşı’nın ardından Hz. Fâtıma ile Hz. Ali’yi evlendirdi. O sıralarda Hz. Ali fakirdi, savaşta ganimet olarak aldığı bir zırhtan başka mehir verebileceği malı yoktu. Fakat o, içlerinde en bilgili ve halîm olan ve İslâm’ı ilk kabul eden kişiydi. Hz. Peygamber, Allah Teâlâ’nın evliliklerini mübarek kılması için kızına ve damadına düğün gecesi bizzat dua etti. (İbnü’l-Esîr, Üsdü'l-gâbe, VI, 221-222) Resûlullah’ın duasıyla kurulan bu mütevazı yuvada Hasan, Hüseyin, Muhassin, Ümmü Külsûm ve Zeyneb adlarında beş çocuk dünyaya geldi. Allah Resûlü’nün nesli Hz. Fâtıma’nın çocukları ile devam etti. Allah Resûlü Hz. Fâtıma’yı “ümmü ebîhâ”, babasının annesi diye severdi. Ona çok düşkündü. “Fâtıma benden bir parçadır. Ona eziyet veren şey bana da eziyet verir.” buyururdu. (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 94) Hz. Fâtıma da babasına çok düşkündü, onun üzülmesine dayanamazdı hiç. Bu yüzden en zor zamanlarında onun yanında olmuştu bir anne şefkatiyle. Kâbe’de müşrikler tarafından Hz. Peygamber’in üzerine deve işkembesi atıldığında üstündeki pislikleri temizleyip teselli eden de o idi; (Müslim, Cihâd, 107) Uhud’da dişi kırıldığında yaktığı hasır parçasının külünü babasının yüzündeki yaraya bastırıp kanını dindiren de. (Müslim, Cihâd, 101) Ablalarının ve erkek kardeşlerinin vefatından sonra Resûlullah’a kalan tek yadigârdı Hz. Fâtıma. Baba kız arasındaki sevgi ve muhabbet zamanla öylesine bir hâl almıştı ki tavır ve davranışları bile birbirine çok benziyordu artık. Fâtıma onun huzuruna girdiği zaman Resûlullah ayağa kalkar, onun elini tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Resûlullah Fâtıma’nın yanına girdiği zaman da aynı şekilde o hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 143, 144) Yürüyüşleri dahi aynıydı. Resûlullah’ın hastalığı esnasında bir gün Hz. Fâtıma babasına geldi. Allah Resûlü “Merhaba kızım” dedi ve onu yanına oturttu. Kulağına bir şeyler fısıldadı. Hz. Fâtıma ağlamaya başladı. Sonra bir kez daha kendisine fısıldadı. Bu kez Hz. Fâtıma’nın yüzü güldü. Hz. Âişe ona babasının gizlice ne söylediğini sormasına rağmen bir cevap alamadı. Hz. Peygamber’in vefatının ardından Hz. Âişe Hz. Fâtıma’ya üzerindeki hakkı için yemin ederek tekrar sordu. Bunun üzerine Hz. Fâtıma Resûlullah’ın ilk başta vefatının yaklaştığını haber verdiğini ve sabretmesini söylediğini, ağlayıp üzüldüğünü görünce de kendisine mümin kadınların hanımefendisi olup olmak istemediğini sorduğunu ve böylece güldüğünü söyledi. (Buhârî, İsti’zân, 43) Babasının vefatı nedeniyle çok sarsılan Hz. Fâtıma’nın tek tesellisi o gün aldığı diğer bir müjdeydi: Allah Resûlü’ne ailesinden ilk kavuşacak olan kimse kızı Fâtıma idi. (Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 12) Hicretin on birinci yılında Resûlullah’ın ahirete irtihalinden altı ay sonra Hz. Fâtıma yaklaşık yirmi dokuz yaşında Medine’de vefat etti.
“Diyanet Aylık Dergi 2013”

AYET-İ KERİME  MEALİ
 “Rabbinizin bağışına, ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.”  Al-i İmran 3/133.

HADİS-İ ŞERİF MEALİ
Sizden biri iftar etmek istediğinde orucunu hurma ile açsın. Hurma bulamazsa, su ile iftar etsin. Su temizdir. (Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Savm 10.)

İLMİHAL SORUSU VE CEVABI

Oruçta temkin vakti nedir, uygulanmakta mıdır?

Temkin, güneşin doğuş, batış vakti ile namaz vakitlerinin hesaplanmasında, vakitlere eklenen veya çıkarılan zamanı ifade etmektedir. Bu uygulamanın temel nedeni yerleşim yerinin en doğusu ile batısı arasındaki zaman farkı, bulunulan yerin dağlık veya tepelerle kaplı olması gibi namaz vaktinin tam olarak tespit edilmesini engelleyen durumların var olmasıdır. Bu gerekçelerle ülkemizde temkin uygulaması bir müddet sürdürülmüş, namaz vakitlerini tespitte imsak ve güneşin doğuşunda bir miktar zaman çıkarılmış; öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde de bir miktar eklenmiştir.   Ancak günümüzde teknik imkanlar son derece gelişmiş, her il ve ilçenin namaz vakitleri ayrı ayrı belirlenmiştir. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak “temkin/ihtiyat” uygulamasına artık ihtiyaç kalmadığı anlaşılmış ve 1983 yılından itibaren ülkemizde temkin uygulamasına son verilmiştir.   Başkanlığımız takvimlerinde temkin uygulaması bulunmadığından, oruca başlayacak kişilerin gösterilen “imsak” saatinde yemeyi içmeyi kesmeleri gerekmektedir. Sabah namazı kılacak olanlar da imsak vaktinden itibaren namazlarını kılabilirler.

GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Helâl olan nimetlerinle yetinmemi, haramlardan müstağni olmamı ihsan eyle, fazlı kereminle beni Senden başkasına muhtaç eyleme.” (Hâkim, De’avât, No: 1973)

Sakarya Yenihaber

Güncelleme Tarihi: 30 Nisan 2020, 09:33
banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER