Ramazan sayfası - Mümince yakarışın adı: Dua

Sakarya Yenihaber Gazetesi'nin Ramazan sayfasında bugün dua konusu işlendi

Ramazan sayfası - Mümince yakarışın adı: Dua

Kıymetli Okuyucularım! Şu fâni dünyada bizleri huzura erdiren; zorluklar karşısında direncimizi artıran; ümitlerimizi ve istikbale dair ideallerimizi diri tutan büyük bir nimet vardır. Bu nimetin adı “dua” dır. 
Dua, Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği bir rahmet ve bereket kapısıdır. Dua, Allah’a iman ve teslimiyetimizin, kulluk bilincimizin bir ifadesidir. Bizleri bir an olsun terk etmeyen, yalnız bırakmayan bir Rabbimiz olduğu şuurunun tezahürüdür. Hamd ve şükür ile Allah’ın yüceliği karşısında acizliğimizin itirafıdır dua.  
Dua, varoluşun keşfidir. Bizler dua ederken neye muhtaç olduğumuzu, sınırlarımızı, maddi ve manevi imkânlarımızı fark ederiz. Haddimizin ve takatimizin, yaratılış gayemizin, sorumluluklarımızın farkında olduğumuzu dile getiririz. Kendimizi biliriz, Rabbimizi biliriz.  “Resûlüm! De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkân, 25/77.)  âyetinde belirtildiği gibi Rabbimizin katında duamızla daima değer buluruz.    
Kardeşlerim! Dua, kulluğumuzun Allah’a arzıdır. Dualarımızla Allah’ın emrine ve kararına razı olduğumuzu dile getiririz. Esasen bütün ibadetlerimiz, O’nun rızasını murat ederek yakarmaktır. Biliriz ki; bütün ibadetlere ruh ve anlam katan duadır. İbadet, yani kul olma bilinci, duayla tamamlanır. Bu yüzdendir ki; Peygamberimiz (s.a.s) : “Dua, ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Deavât, 1.)  buyurmuştur.  
Dua, hem bir davettir, hem de davete icabettir. Rabbimiz, “Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim.” (Mü’min, 40/60.) buyurarak bizleri duaya davet etmektedir.   “Bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm.” (Bakara, 2/186.) âyetiyle de duamıza icabet edeceğini müjdelemektedir. Yeter ki bizler, bu bilinç içerisinde Rabbimize dua edelim. O’nun rızasını, yardımını, bereketini, affını isteyelim.  
Kardeşlerim! Dua, tembel, sorumsuz, şuursuz, cesaretsiz bir insanın boynunu büküp de yalvarmasının adı değildir. Bilakis dua, azmin, gayretin, halis niyetin adıdır.       
Dua, sadece dil ile ifade edilen kalıp cümlelerden ibaret değildir. Tefekkür, aklın duasıdır. Aşk ve merhamet, kalbin duasıdır. İstiğfar ise sadece dilin duasıdır. Akıl ve kalp duaya durmadan dilin duası fayda etmez. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s), şöyle buyurmuştur:  “Allah’a, kabul edileceğine gerçekten inanarak dua ediniz. Biliniz ki Allah, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez.” (Tirmizî, Deavât, 65.)  
Dua, kardeşlerimizle buluşmaktır. Kardeşlik bilincimizi, ümmet sevgimizi pekiştirmektir. Dua ederken bencil davranamayız. Sadece kendimizi düşünemeyiz. Gıyabında yaptığımız duanın makbul olacağı bilinciyle dünyanın dört bir yanında bulunan kardeşlerimiz için de dua ederiz. Zira Peygamberimiz (s.a.s), umreye gitmek için izin isteyen Hz. Ömer’e şöyle buyurmuştur: “Kardeşim! Duana bizi de ortak et, bizi unutma.” (İbn Mâce, Menâsik, 5.)
Değerli Okuyucularım! Dua, yüce değerlere talip olmaktır. Peygamberimizin bizlere öğrettiği dualarda sadece maddi ihtiyaçları istemek yoktur. Bilakis O’nun dualarında ahlak ve erdemi, insanı yücelten faziletleri istemek vardır. O’nun duaları, toplumda sevgi, saygı, muhabbet, merhamet, adalet ve huzurun teminine yöneliktir. 
Yüce Rabbimiz, bizleri duanın bereketinden ve gücünden mahrum bırakmasın. Bizleri duaları kabul olunan bahtiyarlardan kılsın. Geliniz! Şu mübarek Ramazan gününde Resul-i Ekrem Efendimizin öğrettiği duaları da vesile kılarak Rabbimize şöyle niyazda bulunalım:  “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyoruz.” (Müslim, Zikir, 72) “Allah’ım, bozgunculuktan, nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınıyoruz.” (Nesai, İstiaze, 21.)  “Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru” (Bakara, 2/201; Buhârî, Deavât, 55.) Ya Rabbi! İslam ümmetini yeniden aziz eyle! 

İslam’a Adanmış Bir Ömür: Ümmü Seleme (r.a.)
Kimin başına bir musibet gelir de Allah Teâlâ’nın emrettiği gibi ‘Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz. Allah’ım! Musibetimin ecrini bana ver, bana kaybettiğimden daha hayırlısını ver!’ diye dua ederse Allah mutlaka onun duasını kabul eder.” demişti Allah’ın Resûlü (Muvatta’, Cenâiz, 14). Sevgili eşi Ebû Seleme’nin vefatıyla hüzne boğulan Ümmü Seleme, bu duayla Rabbine sığınarak teselli bulmaya çalışıyordu. Bugünlere gelmek hiç de kolay olmamıştı zira. 
Asıl adı Hind bint Ebû Ümeyye olan Ümmü Seleme, Kureyş’in Mahzûmoğulları kabilesine mensuptu. Resûlullah’ın halasının oğlu olan eşi Ebû Seleme ile birlikte, cahiliye toplumunu İslam’ın nuruna çağıran Hz. Peygamber’in davetine uyarak ilk Müslümanlardan olmuş, müşriklerin hedefi haline gelmişlerdi. Beş yıl boyunca türlü eziyetlere katlandıktan sonra çareyi, Habeşistan’a göç eden ilk Müslüman gruba katılmakta buldular. Birkaç ay sonra Mekkeli müşriklerin Müslüman oldukları haberi üzerine heyecanla geri döndüklerinde hayal kırıklığına uğramışlardı. Zira müşriklerin baskısı daha da artmıştı. Resûlullah, daha kalabalık bir grubu dinlerini rahatça yaşayabileceklerini tecrübe ettiği Habeş yurduna gönderdiğinde, Ümmü Seleme ve eşi deniz aşırı bu zorlu yolculuğa çıkmaya tekrar talip oldular. İnançlarını serbestçe yaşayabilmenin huzuru, gurbetin acısını bir nebze unuttursa da bir müddet sonra yine memleketlerine döndüler. 
Birinci Akabe Biati ve sonrasındaki gelişmeler müminler için yepyeni bir ümidin habercisi olmuştu. Ümmü Seleme ve eşi, yaşamlarını bu defa Medine’de devam ettirmek üzere oğulları Seleme ile birlikte yola koyuldular. Ne var ki Ümmü Seleme’nin ailesi, kızlarının hicretine müsaade etmemiş, Ebû Seleme’nin ailesi ise oğulları Seleme’yi sahiplenerek onu annesinden almışlardı. Böylece Ebû Seleme yolculuğuna yalnız devam ederken Ümmü Seleme, yıllarca çektiği sıkıntıların üzerine eşinden ve evladından ayrılmanın acısı eklenmiş halde Mekke’de kaldı. Gözyaşlarıyla geçen bir yılın nihayetinde oğluyla birlikte hicretine izin verilince uçsuz bucaksız çölde yalnız başına yola çıktı. Böylece Habeşistan’a hicret eden ilk hanım olarak bilinen Ümmü Seleme, Medine’ye yalnız başına hicret eden ilk hanım olarak da tarihe geçti. 
Huzurlu Medine toplumunda ailesiyle yeni bir hayat kuran Ümmü Seleme’nin üç çocuğu daha oldu. Yıllardır özlemini çektiği mutlu yaşantıya nihayet kavuşmuştu ki Ebû Seleme, Uhud Savaşı’nda aldığı yaranın etkisiyle hayatını kaybetti. Bu olayla bir kez daha sarsılan Ümmü Seleme isyana kapılmayıp sabırla Resûlullah’tan öğrendiği “Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz. Allah’ım! Musibetimin ecrini bana ver, bana kaybettiğimden daha hayırlısını ver!” sözleriyle dua ediyor bir yandan da şöyle diyordu: “Ebû Seleme’den daha hayırlı kim olabilir ki?” (Muvatta’, Cenâiz, 14). Dört çocuklu dul bir hanımdı. “Müminlerin annesi” olarak mükâfatlandırılacağını tahmin bile etmemişti. 
Hicretin dördüncü yılı şevval ayında Resûlullah’la evlenen Ümmü Seleme, ömrü boyunca ona hayırlı bir eş oldu. Hayber, Taif gibi pek çok seferde kendisine refakat etmenin yanında Hudeybiye Anlaşması’nın oluşturduğu gergin havanın dağıtılmasında da Resûlullah’ın en büyük destekçisiydi. Tebliğ görevinde de yalnız bırakmamıştı onu. Zaman zaman hanımlara imamlık yapmış, gerek kendi sorduğu sorular gerekse mümin hanımlara aracı olarak Resûlullah’a ilettiği mevzular vesilesiyle müminlere dinî bilgilerin öğretilmesinde öncü rol üstlenmişti. Hatta bazı ayetlerin onun sorduğu sorulara cevaben indiği nakledilmiştir. Yıllarca birlikte olduğu, dünyevi ve uhrevi hayatını kendisiyle şekillendirdiği eşini kaybettiğinde ise yüreğini derin bir hüzün kaplamış, “kazma seslerini duyuncaya kadar” Hz. Peygamber’in vefat ettiğine inanamamıştı. (Muvatta’, Cenâiz, 10) 
Resûlullah’ın ilim ve terbiyesinde yetişerek dinî ilimlerde derinlik kazanan Ümmü Seleme validemiz, onun vefatından sonra da müctehid kimliğiyle inananlara yol göstermiş; naklettiği hadislerle ashabu’l-miîn (200-1000 hadis rivayet eden sahabiler) arasında yerini alarak nebevi rehberliğin, nesiller boyu insanlığı aydınlatmasına katkı sağlamıştır. Yaşamı ve dini uğrunda gösterdiği fedakârlıklarla inananlar için örnek bir şahsiyet olan validemiz, hicretin 62. yılında yaklaşık 84 yaşında hayata veda etmiştir.
Diyanet Aylık Dergi 2013

AYET-İ KERİME MEALİ
 “Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizler için yazdığını isteyin.” Bakara 2/187.

HADİS-İ ŞERİF MEALİ 
Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur. (Buhârî, Savm 8.)

İLMİHAL SORUSU VE CEVABI
Küfür ve Kötü Söz Orucu Bozar mı?

Hayır küfür ve kötü söz orucu bozmaz lakin;  Bize sataşan birine, kavgaya gelen birine, tartışmak isteyen birine, aldatmak isteyen birine,
günaha çağıran birine, “Ben oruçluyum.” dememizi tavsiye ediyor Efendimiz (sav).
Fahri Kâinat Efendimiz (sav) bir Hadis-i Şerif’lerinde: 
“Oruç perdedir. Biriniz oruçluyken kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın.
Birisi kendisine yakışıksız bir laf edecek veya kavga edecek olursa, ‘Ben oruçluyum.’ Desin” (Buhari, Müslim, Muvatta, Ebu Davut, Tirmizi, Nesei, İbni Mace, Kütüb-i Sitte, c.9 sh. 420)
Ben oruçluyum Yani tüm kötülüklere, hatalara, günahlara, yanlışlıklara kapalıyım.
Özel bir konumdayım, korumadayım…
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Nice oruçlular vardır ki, tuttuğu oruçtan yanına sadece çektiği açlık kâr kalır. Nice gece namazı kılanlar vardır ki onların da kârı gece uykusuz kalmaktan ibarettir.”(İbn Hanbel, 2/373)
GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Bilerek ve hata ile işlediğim günahlarımı bağışla. Allah’ım! Bana işlerin ve ahlâkın en iyisini nasip et. İşlerin ve ahlâkın en iyisini ancak sen nasip edersin, kötüsünden de ancak sen alıkoyarsın.” (Heysemî, Ed’ıye, 33, No: 17365)

Sakarya Yenihaber

banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER