GSM Operatörlerinden ses duyan var mı

Türk halkı balık hafızalıdır. Bir anda aşırı tepki verir ama kısa süre sonunda her şey unutulur. 27 Eylül günü ilimizde de hissedilen alt tarafı 5.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Yıkılan yer yok, hasar gören baz istasyonu yok, devrilen bir şey yok. Ama telefonlar bir anda iptal oldu.

Sanki biz telefonları iletişim için değil de eğlence amacıyla almışız gibi davranıldı. Bir anda aşırı bir tepki verdik. Canımız yandı çünkü.

Bağırdık, çağırdık. Hiçbir şey yapamayan sosyal medya üzerinden tepkisini ortaya koydu.

Hattımızı iptal edemedik çünkü tüm operatörler aynı durumdaydı. Bıraksan nereye gideceksin?

Depremin üstünden yarım aydan fazla zaman geçti. GSM operatörlerinden bedava internet vermek dışında bir ses çıkmadı. “Özür dileriz” dediler ama “Bir daha olmayacak” diyemediler.

Bir özrün kabul görmesi için olayın tekrar olmayacağına ikna olmak lazım. Bir hukuk hocamız vardı. Kendisinden özür dilendiğinde, “Özür dileyiniz efendim. Bir özürlük var, yaptığınız” derdi. Özür dilemek kişi veya kurumları haklı hale getirmez. Sorunun çözüldüğünü de görmek isteriz.

Ancak Türk halkının balık hafızasına güvenen GSM operatörleri konuyu unutma gayreti içinde. Yine televizyonlara eğlenceli reklamlar verme peşinde.

Ben köşemi yazarken gazeteye 1 lira veren okuru düşünüp, o 1 lirayı hak etmeye gayret ediyorsam sen de aldığın yüzlerce lirayı hak edeceksin. Yok öyle yağma…

Ben faturamı ödememezlik ediyor muyum? Ödemezsem defalarca arayıp, mesajı atıp taciz etmiyor musun?

Daha da ileri götürüp hattımı kısıtlamıyor musun? Hatta pek çok kişiyi icraya vermiyor musun?

Faizi ile alacak tahsilatını meşru hakkın olarak görüp insanlardan paranı tahsil etmiyor musun?

O zaman sen beni zorda kaldığımda ilk terk eden kurum olma hakkına sahip değilsin!

Kusura bakma kardeşim!

Sen para kazan diye yaşamıyorum ben. Verdiğin hizmetin bedelini almalısın. Al da zaten. Ama ben deprem olduğunda sana güvenemeyeceksem candy crush da oynamayıvereyim.

Ya kalıcı bir şeyler yapın ya da “Biz bu işi yapamıyoruz” diyip çıkın piyasadan. Merak etmeyin sizden daha iyisi gelir.

Kimse vazgeçilmez olamaz…

Ekonomi

İnsan ihtiyaçları sınırsızdır. Kaynaklar ise kıt. Sınırsız insan ihtiyaçlarının kıt kaynaklarla doyurulması bilimine ekonomi denir.

Tanım bu…

Sıklıkla ekonomik kriz yaşıyoruz.

İşletmeler çoğunca kendi hesaplarını yapamadıklarından değil piyasadaki diğer argümanları doğru okuyamadıklarından zora düşüyor.

İşler iyi giderken tasarruf etmek akla gelmiyor. Babaannem “Para varken tasarruf edeceksin. Yokken zaten açsın” derdi. Bizde hep para varken “Nasılsa var” diye düşünmek önemli. “Bugün buldum bugün yerim yarına Allah kerim” felsefesi bizi hep krizlere itiyor.

Krizde de herkesin bulduğu formül ortak, “Üretmiyoruz abi!”

Üretiyoruz aslında. Bizim derdimiz üretim değil ki! Ürettiğimizi doğru pazarlayamıyoruz. Değerinden satamıyoruz. Kolay teslim oluyoruz.

Fındık üreticisi üretiyor işte. Dünyanın en büyük fındık üreticisiyiz. Fındıktan en büyük geliri pazarlamacı kazanıyor.

Aynı durum mısır için de geçerli. “Türkiye mısır üretmiyor” diyebilir misiniz? Ama Karasu Limanı’nda gemiler sırada. Mısır getiriyorlar ülkeye.

Şeker pancarı var bu ilde. Üreticisi her gün biraz daha vazgeçiyor şeker pancarı ekmekten.

Şeker fabrikası çevre illerden pancar alma derdinde, üretici mağdur.

Ben mesela. Dünyanın en güzel yazısını üretsem ne olacak? Sen okumadıktan sonra. Pazarlaması doğru yapılmadıktan sonra…

Üretim tek başına bir anlam ifade etmiyor. Aksine aşırı üretim başınıza bela bile olabiliyor.

“Kontrolsüz güç güç değildir” diye bir reklam sloganı vardı ya onun gibi düşünelim.

Bizim iyi üreticiye olduğu kadar etkili pazarlamacıya ihtiyacımız var. Evet biz son model telefonların üretimi konusunda başarılı değiliz. Ama aç kalırsanız telefonu yiyemezsiniz.

Bizden kilometrekare olarak çok daha küçük olan Hollanda tarımda ürünler ortaya koyuyor, İsrail bize tohum satıyor, süt, peynir diyince İsviçre akla geliyor.

Biz hala üretimden bahsediyoruz.

Pazarlama ve iyi bir pazarlama politikasına ihtiyacımız var.

Günlük siyasi politikalar zaman içinde bir yere tosluyor. Bunu defalarca yaşadık.

Artık üretimin de pazarlamanın da devlet politikası haline gelmesi lazım.

Her yıl rekolte tahminleri iklim şartlarına göre tespit edilerek bir tarım politikası geliştiriyoruz.

“Sizin mahsul kaç lira” diye sorduklarında “Allah bilir” demekten başka çaremiz kalmıyor.

Allah bilir elbette de kul da bu konuda topa girmeyecek mi?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zafer Demirtürkoglu
Zafer Demirtürkoglu - 2 ay Önce

banner7

banner6