Güncel bir Zümrüd-ü Anka Hikâyesi

          İşlerin yolunda gitmediğini, bütün İslam ülkelerinde bitmeyen sorunların olduğunu gören Müslümanlar, bu işe bir çözüm bulmak isterler. Araştırmalar sonunda Kaf Dağının ötesinde bir bilgenin sorunlarının çözümünü bildiğini öğrenirler. Toplanırlar ve gitmeye karar verirler. Yola çıkmadan önce öğrenirler ki oraya ulaşmak için yedi derin vadiden yani fitneden geçmeleri gerekmektedir. Yine de gitmeye karar verirler ve yola çıkarlar.
İrade Vadisi: Bu vadide nefsanî isteklerine hitap eden tuzaklar vardır: Evler, arabalar, ziyafetler. Birçoğu burada takılır, kalır. Hâlbuki ölmeyecek kadarını almaları gerekirdi.
(Yalancı) Aşk Vadisi: Bu vadide ise geçici güzellikler görürler ve bağlanırlar, âşık olurlar. Akli melekelerini kaybederler ve sahte güzelliklerin cazibesine kapılıp giderler. Çünkü gözleri kör olmuştur ve görebildikleri karartıları hak zannederler ya da hakka tevil ederler. Güvendikleri önderlerine toz konduramazlar.
Cehalet Vadisi: Bu vadide çokları bildiklerini ve hedeflerini de unuturlar. Düşünmezler ve böylece bir hafiflik hissine kapılırlar. Ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Aslında başlangıçta karar verdikleri gibi yola devam etmeliydiler ama artık her şeyi bildikleri zannı onları cehaletin karanlığına götürdü ve elendiler.
İnançsızlık Vadisi: Herhalde olmayacak dediler, yapmamız mümkün değil. Aslında böyle bir şeyin olmadığını ve yanıltıldıklarını ileri sürdü bazıları. Geri döndü, bıraktılar kendilerini inançsızlıklarını kıramayanlar.
Yalnızlık Vadisi: Azaldıkça geriye kalanlar, bir yalnızlık hissi kapladı, onların bazılarını. Ben tek başıma hareket etmeliyim ya da kendi grubumu kurmalıyım, diyerek ayrıldılar bazıları. İyilerin hep az ve azınlık olduğunu unuttular ve çokluğun cazibesine kapıldılar sayılara tapanlar.
Dedikodu Vadisi: Ve dedikodu kazanı kaynamaya başlamıştır, artık. Böyle bir yer yok, boşuna gidiyoruz. Kandırılmışız diyen, diyene. Ayrıntılara takılır bazıları ve kalırlar orada.
Ben Vadisi: Son olarak ben(ego)’in zehrine tutulurlar. Ben demiştim, benim dediğim olmalı. Ben, ben, ben……
       Sonunda aşarlar kalanlar, Kaf Dağını. Bakarlar ki bilge kişi dedikleri bir ayna imiş. Görürler kendilerini aynada meğer çözüm kendilerinde imiş. Otururlar bir reçete yazarlar. İşte çare budur, derler:

       Nefsimizin isteklerinin esiri olmamalıyız, nefsimize hâkim olmalıyız. Hiç kimseye körü körüne bağlanmamalı, gerektiğinde onu sorgulamalıyız. Onların da bizim gibi insan olduğunu unutmamalıyız. Kendimizi yenilemeli ve geliştirmeliyiz. ‘Yaratan Rabbin adı ile oku!’ emrini muktezasınca okumalıyız. Birey olarak kendine, toplum olarak kendimize, başarabileceğimize inanmalıyız. Bir kısım fikir-görüş ayrılıklarını bahane ederek birbirimizden kopmamalı, birlikte hareket etmenin önemini kavramalıyız. Bir kişi kalsak da hak yolda, yalnız olmadığımızı bilmeliyiz. Dedikodulara kulak tıkamalıyız. Başkalarını hakkında konuşmaktan daha ziyade kendi benimizin eğitimi ile uğraşmalıyız.

       Kurban ile ilgili bir not: Kurban bir cinayettir, şeklinde sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapmış bazıları. Herhalde unutmuşlar zaten kesilmek için yetiştirilmiş (kasaplık) hayvanların kesildiğini. Ayrıca bunun dışında (bilimsel olarak) milyarlarca canlının beslenmemizde en önemli unsur olduğunu da es geçmişler. Bir hiç uğruna katledilen insanları ve açlıktan ölüme mahkûm edilen çocukları daha saymadım.

YORUM EKLE