AMERİKA'DA BİR ADAPAZARLI, OKURKEN ÇOK DUYGULANACAKSINIZ

Adapazarlı yazar Asuman Figen Tümer’in Kura'nın Şarkısı isimli kitabında Göç isimli öykü, her şartta yüreğinde Adapazarı sevgisini taşıyan herkesi duygulandıracak…Tümer’ün sosyal medyada paylaştığı öykü büyük beğeni aldı İşte o öykü:

AMERİKA'DA BİR ADAPAZARLI, OKURKEN ÇOK DUYGULANACAKSINIZ

Saat gece on'u geçmişti. Sitenin girişindeki güvenlik memuru bina veya telefon numarası olmazsa içeri giremeyeceğini söylüyordu.
Tam o sırada yaşlıca, beyaz saçlı, ama oldukça bakımlı bir kadın arbasıyla içeri girerken
Mehtap'la gözgöze geldi. Siyah gözlerinde güven veren bir ifade vardı. Arabasını durdurup indi.
Konuyu öğrenince; " Ben bu hanımı tanıyorum, benimle gelebilir, "dedi.
Mehtap çaresizce, New York'ta tanımadığı bir kadının kendisine yakınlık göstermesini tam olarak anlayamadan taksiyle kadını takip etti.
İki katlı bir villanın önünde durdular. Kadın gülümseyerek ,"Şimdi siz bana aradığınız kişinin ismini verin, bende burada oturanların tüm listesi var, evi hemen bulurum,"dedi.
"Güvenlik görevlileri kesin bilgi vermeyen kimseyi içeri almazlar, ama ben sizin gerçekten yardıma ihtiyacınız olduğunu hissettim."

Sonra Mehtap'a döndü:"İsterseniz beş dakika içeri gelin,"
Mehtap dünyanın en güvensiz kentinde tanımadığı birini izleyip ardından o eve nasıl girdiğine hayret ediyordu.
Ev müthiş şıktı. Duvarlarda değerli tablolar asılıydı. Kadın listeyi almak üzere çalışma masasının çekmecesini çekince tanıdık bir gümüş ayna dikkatini çekti.
Meryem,babaanesinin eski gümüş aynasındaki aynı ifadeyle öylece duruyordu aynanın arkasında.
"Ne rastlantı," dedi kendi kendine. "Belki de Hristiyanların çoğunda böyle aynalar vardı."

Kadın uzun adres listesini okumak için kalın camlı bir okuma gözlüğü takıp sayfaları yavaş yavaş çevirmeye başladı. Sonunda adresi ve telefonu bir kâğıda yazdı. Hemen telefon ederek, konuklarının kendi evinde olduğunu ve gelip onun evinden alabileceklerini söyledi.

Mehtap dünyanın bir ucunda gece vakti hiç tanımadığı bir kadının bu içten tavrına şaşırmıştı. Oysa Amerika'da kimse kimseye kapısını açmaz, kimse kimseye pek yardım etmezdi. Çünkü insanlar birbirlerine olan güvenlerini yıllar önce kaybetmişlerdi.
Kadına, çok teşekkür etmek istediğini ve bir Türk olarak bu nazik davranışı ülkesine dönünce anlatacağını söylediğinde, kadın sakince ve bozuk bir Türkçe'yle,"Ben biraz Türkçe bilirim, " dedi.
Mehtap daha da şaşırarak,
"Ben, sizin bu gece gösterdiğiniz yardım severliğin yalnızca benim ülkemde olduğunu düşünürdüm, ama yanılmışım,"dedi.
"Sizi ve bu geceyi hiç unutmayacağım."
"Bu ülkede insanların birbirlerine güvenmediği doğrudur, ama benim kanımda Anadolu insanına has bir güven duygusu var; ben kime güveneceğimi çok iyi sezebilen bir yapıdayım. Bu güne kadar hiç yanılmadım, çünkü benim atalarım Türkiyelidir."
Mehtap'ın konuşmasına fırsat vermeden sürdürdü konuşmasını:
"Ben burada doğdum, ama annem Türkiye'den, Adapazarlı, orada doğmuş."
Mehtap şaşırmış kadına bakıyordu. Gümüş aynayı hatırlayarak heyecanlandı.
"Annenizin adı neydi acaba, ben de Adapazarlıyım biliyor musunuz? Bu inanılmaz bir şey," dedi merakla.
" Annemin adı Mari'dir, anneannemin ise Angel. Anneannem orada ölmüş, annemle teyzem tehcir nedeniyle buraya geldiklerinde çok gençmişler."
Mehtap heyecanla,hızlı hızlı konuşmaya başladı:" Babaannem Angel Hanımdan, kızları Mari ve Jülyet'en bahsederdi. O acı günde birbirlerinden ayrılırken gümüş bir ayna bırakmış arkadaşı Mari ve o ayna bizde hâlâ duruyor.
Kadın gözleri yanarak Mehtap'a baktı:" Angel Hanım mı? Benim anneannem kendisine asla madam dedirtmemiş.
O hep Angel Hanım'dı,annem bunu ısrarla belirtirdi."

Sonra aynayı çıkardı yerinden.
"Buna benziyor mu?" diye sordu.
"Tıpatıp aynı."
"Bu ayna iki taneymiş ve birini Türk arkadaşına bırakmış. İyi ki o telefon numarasını kaybetmişsiniz, yoksa sizi asla tanıyamayacaktım.
Bizi bir araya getiren aynı kültürü almış olmamızdır. Annem Anadolu insanı olmakla övünür, geleneklerinizi kaybetmeyin,derdi. En önemlisi de yardımsever olun."

Kadın Mehtap'ı aynı Türkler gibi iki yanağından öpüp uğurladı.
Uzun zaman yazıştılar.
Mehtap Anneannesinin arkadaşı Mari'nin aynasını her zaman altın varaklı giriş aynasının önünde bulundurduğunu hatırladı dönerken.
Kabartmalı Meryem resmini görenlerin kimileri;
" Bu gâvur resmini ortalara koyman doğru mu, sen Müslüman değil misin?" diye çıkışmaya kalktıklarında, Fevziye:" Benim kutsal kitabıma göre Meryem tüm kadınlara üstün kılınmıştır; resmini de koynumda taşıyacağım bundan böyle..." diyerek son sözü söylerdi.
Sonra Angel'in; "Ben Osmanlıyım Türküm, bana madam demeyin, Anjel Hanımım ben, " deyişi,
Ardından Mari'nin Anneannesi Fevziye'ye söylediği o son söz hüzünle çınladı kulaklarında...

"Her gün kendimi seyrettiğim bu aynada kimbilir ne kadar çok görüntüm saklıdır Fevziye, belki bir gün beni çok özlersen aynanın içinden sana gülümseyebilirim..."

(Emperyalizmin etnisiteden yola çıkarak kardeşçe yaşayanları birbirine düşman edişinin hikayesidir.)

Kura'nın Şarkısı/GÖÇ
Dünya Ağacı Yayınları 2007
Asuman Figen Tümer

Asuman Figen Tümer kimdir?


17 Nisan 1955’te Adapazarı’nda doğdu.
Orta öğrenimini Adapazarı’nda, yüksek öğrenimini İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde tamamladı.
12 yıl süreyle havacılık sektöründe çalıştı.
1995’te ABD’ye gitti. The Best Life Dergi grubu için yazmaya başladı. 1997’den 2006 yılına dek grubun Yazı İşleri Müdürü olarak görevini sürdürdü.
1999 yılında “Ankara Öykü Günleri” Çerçevesinde gerçekleştirilen “Oktay Akbal Öykü Yarışması”nda Ayarı Bozuk Çayevi, Şakacı ve İkinci Perde adlı öyküleriyle birinciliği kazandı.

Daha önce yayımlanmış eserleri:
“ASUMAN” Şiir, 1997- Cem Ofset
“AYARI BOZUK ÇAYEVİ” Öykü, 2000 - Cumhuriyet Yayınları
“KURA’NIN ŞARKISI” Roman, 2007- Dünya Ağacı Yayınları.
“GÜNEŞ SUYA NE SÖYLER” Roman, 2009- Doğan Kitap.

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6