KUZEYDE ŞAHANE BİR PAZAR TURU,TABİİ Kİ BİSİKLETLE

Bisikletliler Derneği Sakarya Şubesi, Pazar günü Kuzey ilçelerimize bir bisiklet turu düzenledi. Başkan Yardımcısı Mert Atalay o turu yazdı:

KUZEYDE ŞAHANE BİR PAZAR TURU,TABİİ Kİ BİSİKLETLE

Yıllardır Pazar günlerini iple çeken yüzlerce insanın olduğu bir camianın içindeyseniz, her hafta sonu merak uyandıracak, zorlayacak ve aynı zamanda keyif  verecek rotalar düşünüyorsanız kesinlikle bisikletçi oldunuz demektir…
Bisiklet evinde oturduğumuz her akşam neredeyse Pazar turlarının meraklı soruları ve mesafeler, rampalar, mekanlar… Bu Pazar turunu Yassıgeçit dolaylarında yapmaya karar verdik. Bu kararın ilk aşaması elbette Yücel öğretmen ile başladı. Yücel ile bisiklet üzerinde konuşurken öğrencilerine bisiklet temel eğitim dersi verilmesine yönelik anlaştık ve Mart ayında Yassıgeçit öğrencilerinin tamamına eğitim vermiştik.


“DERSİMİZ BİSİKLET!“
Rotayı da o gün geri dönüş yaparken pedallamaya karar verdik. Çocukluk yıllarımızda şimdiki Karasu yolu yoktu. Sinanoğlu, Limandere yolları üzerinden bisikletler ile Karasu’ya veya Adatepe köyü sapağından tekrar geri dönüş yapardık. Yol dardı. Pisti ve kalabalıktı. Şu an emniyet şeridi bulunan geniş yoldan ilerliyoruz fakat araç sayısı da bir o kadar arttığı için tehlike yine yerini koruyor.
Pazar sabahı 08.30’da bisiklet evinde buluşup yola çıktıktan sonra (ki ben geç kaldım ve yetişmek için sabah sabah biraz zorlamam gerekti) sabah serinliğinde çoktan kendimizi Ferizli rampasında bulmuştuk. 15 kişilik ekibin kondisyonu fena değildi. 25-30 km/h ortalamalarda ilerleyebiliyorduk. Tabii bunların hepsi ilerleyen saatlerde değişti…


Adapazarı’ndan Ferizli’ye kadar Osman Halil ve Serdal abi öncü olmuşlardı. Kuzey rüzgarını kesen bu iki cengaver, arkada pedal çevirenlere neredeyse pedala bastırmayacaklardı. Serdal abi öncülükten sıkılıp”Mööeertt” diye çağırana kadar keyfim de çok iyiydi. Sürekli birilerine takılıyor, kendimce eğleniyordum. Görev büyük yerden olunca mecbur geçtik öne. Limandere’ye kadar çevirecektik.
Ferizli rampasından sonra kavurmacıları geçip Limandere’ye süzüleceğimiz inişe geldiğimizde pedalları bırakıp kendimizi Kuzey rüzgarına karşı bıraktık. Limandere tabelasını görür görmez, yolumuzu çevirdik ve artık Limandere’deydik…
Zeynep’in “Biz buraya çok önce gelmiştik sanırım” söylemleri arasında önceden belde olan bugünün mahallesinde oturup bir çay içmeye ve tırmanışlardan önce nefeslenmeye karar verdik. Hava soğuk olduğu için artık yağmurluklar ve kalın bisiklet elbiseleri giyiliyor, buff’lar boyun ve başlara takılmaya başlamıştı. Eh, sürüşe başladıktan sonra terleten de oluyor üşüten de… Tam kararsız giyim kuşam havası. Bu düşünceyle genelde kapalı alanlarda oturmaya gayret gösteriyoruz.
“Tamam ya çaylar benden!”


Bu sözün sahibi, iki aydır bisikletten uzak kalmış olan Büşra’dan başkası değil. Her denk gelişte gelmiyor ya da gelemiyor diye çemkirdiğimiz arkadaşımız, uzun bir zaman sonra Pazar turuna dahil oldu. Konu ne ara bir şeyler ısmarlamaya ulaştı bilmiyoruz fakat herkesin çayını ısmarladı. Teşekkür ederiz.
Mert” diye sordu ve tam da emin olmamakla birlikte geçmişi gözümün önünde flash yapıp ” Evet” dedim. Çünkü ona göre giyinecekti. Tam tempoyu vermiş yokuş çıkarken benim yüzümden yağmurluğunu çıkarmamış olsaydı yine bir “Mööeertt” sesi duymaman içten bile değildi… Evet, bu riske girdim ve Evet dedim arkadaşlar…
Fakat yanılmadım! Daha kahveden ayrılıp 100 metre bile ilerlememişken yokuş bize kucak açtı. Hem derin bir oh hem de sakin bir tırmanış özlemiyle başladık çevirmeye… Bisikletin doğasından mıdır bilemiyorum ama yolu gerçekten sevenlerin çoğu rampalarda farklı bir keyif alıyor. Önceden korktuğum yokuşları tekrar ve tekrar tırmanmak ve zirveye ulaşıp nefeslenmek bambaşka bir keyif veriyor diyor Zeynep…
İşte, önce Subatağı köyüne ulaşacak olan yokuşları tırmanmaya başladık bile. Subatağı’ndan sonra ufak ve dik bir iniş ile karşınızda Yassıgeçit yokuşu! Kıvrımlı, sert ve dik bakışları altında 15 bisikletliyi zorlayacağını sanan bu yokuşu da tempo vererek çıkmış olduk. Yüzde 10 eğim olduğunu söylememiştim değil mi?
Saatler 11.30’u gösteriyorken Yassıgeçit’e varmıştık ve açıkcası henüz çok da acıktığımız söylenemezdi. Yaklaşık 45 kilometre pedallamıştık ve bunun bir kısmı yokuştu. Şöyle bir durum var ki, Yassıgeçit’ten sonra yemek yiyebileceğimiz hiçbir yer yoktu. Yücel öğretmeni arayarak bahsettiği köftecinin mekanına çıktık ve günün mönüsü dönerden yedik… Bol turşu ve diğer ikramları ile güzelce karnımızı doyurduk.
Yassıgeçit’te yeteri kadar vakit geçirdikten sonra artık sıra yokuşları tırmanıp Hendek yoluna kadar uzanacak olan uzun köy geçişlerinde ve doğayla baş başa sürüşlerdeydi. Yassıgeçit İlk ve Orta Öğretim Okulunun önünden inerek devam edeceğimiz yolda maalesef talihsiz bir düşüş ile Melih arkadaşımızın ön tekerleği dansöz oldu. İlhan abinin ayaklarıyla basarak düzelttiği tekerlek, bir yılan gibi ön maşanın içinde kıvrıla kıvrıla gidebilecek seviyeye gelmişti. Melih de yola böyle devam etti…
İşte, üç kilometre sonra ikiye ayrılan bir yol. Yer yer ağaçların üzerimizi kapladığı ve zeminin güneş görmemesinden kaynaklı olarak nemli kalması, tertemiz, ne sert ne soğuk güzel bir hava… Bedenimizin her yerinde doğru yerde olduğunu gösterir ibareler. Yüzlerde mutluluk ifadeleri. Ne kadar yokuş olursa olsun, insanın olması gerektiği yerde bulunmasının verdiği o coşkulu, çocuk sevinçleri hepimizi ayrı bir güzel kılıyordu. Lastik patlayınca bile üzerinde defalarca espri yapabilecek, birbirine karşı saygının özsaygıdan beslendiği muazzam bir ortam…


“ULA NERDEN GELİYOR BU BİSİKLETÇİLER?”
Köylerine gittiğimiz hemşerilerin meraklı gözlerle izleyip, biraz dışa dönük olanların laf attığı,  arkadaşlarına soru sorarken aslında bizlere bir şeyler söylemeye çalışmaları… Kendi aralarındaki yüksek sesli konuşmalara cevap vermemizi beklemeleri… En çok gelen soru “Nerden geliyor bu bisikletçiler”
– Selamın Aleküm
– Aleyküm selam nerden böyle yeğenim?
– Adapazarı amca.
– Ne güzel… ne güzel… Maşallah iyi çıktınız bu rampaları ha!
– Yavaş yavaş çıkıyoruz amca.
– ee nereye böyle?
– Amca şimdi yol ikiye ayrıldı.
– Burdan giderseniz Karadere’ye, diğer taraftan giderseniz Kocatöngel’e gidersiniz ama Kocatöngel yolu yeni asfalt yapıldı. Çok güzel. Ordan gidin rahat gidersiniz.
– Hımm… Tamamdır, Eyvallah, sağ olasın amcacım.
– Hadi Allah’a emanet olun, yolunuz açık olsun…
Amcanın adını sormadım ama bizi görüp heyecanlı adımlarla gelirken sevecen ve mutlu yüz ifadesi, insanı ayrı bir mutlu ediyor… Bizim insanımız özünde bambaşka be abi…
Yola devam ettik. Kaymak gibi yolda bisikletlerimize pedalı verdikçe veriyorduk. İlhan abinin uyarıları ve diğer arkadaşların tecrübelerine olan inancımız ile uzun inişlere başladık… Sağ tarafımızda derin vadilerin oluşturduğu yarıklar ve yüksek ağaçların bu vadilerde oluşturduğu manzara, muazzamdı…
Yeni bisikletiyle yokuşları çok daha rahat tırmanan Zafer abinin yüzündeki mutluluk netti.”Abi buralar çok iyiymiş ya” derken ses tonu, Ertuğrul’un incir ağacından taze inciri yerken verdiği tepki ile aynıydı…
“Başkanım ben akıyorum”
Şu hemen bu cümlenin aşağısında gördüğünüz fotoğraftan 10 saniye sonra gelen bu cümle, Serdal abinin binbir çeşit söyleminden sadece bir tanesi. Başkanım ben akıyorum dedikten sonra yolun tam karşı kör virajından çat diye aracın çıkması, şoförün haklı olarak “dayı yolun ortasından gitme” deyişi, Serdal abinin sağ elini “tamam” diyerek kaldırarak yoluna devam etmesi ve bizdeki sessizlik…
Sonra ben de durur muyum, buldum malzemeyi, İlhan abiye dönerek “Başkanım ben akıyorum” deyiverdim…
Uzun inişler, çıkışların haklılığını gösterdi. Çamdağı yolları kadar uzun olmasa da trafik olmadığı için daha rahat yeni yol olduğu için bir o kadar da güven veren yollarda, özgürce iniyorduk. Melih hariç. Ya adam en önde indi, ben de en arkalara kaldım, gözleye gözleye ineyim dedim. Bi baktım bunun yanına gelmişim, ön teker fırıl fırıl. Gülsem ayrı ama gülmemek elde değil. Geçmiş olsun Melih 
Artık inişler bitmişti. O müthiş manzaralar yerini tatlı yerleşim yerlerine bırakmıştı. Köy yollarında sırasıyla Yeşilyurt, Paşaköy, Tuzak, Aşağıçalıca’yı geçerek Ormanköy’e ulaştık…
Ormanköy’e varıp üç yol ağzında daha derli toplu olmak için kısa bir duraksama yaptığımız anda, çaycı “abi çayım var” diyerek aklımızı çeldi. Gruptaki herkes şöyle kısa süreliğine birbirine baktık ve bir çay molası vermeye karar verdik.
Keyifli bir çay arasından sonra dönüş dümdüz ver elini Adapazarı… Yolda aramıza Gökhan abi ve Serkan abi de katıldı. Her ikisi de başka işleri olduğu için bu muhteşem rotada pedallayamamıştı ama onlara da bir kez  bu rotayı çıkarmak adına sözleştik.
Harika manzaralar eşliğinde birlikte pedalladığımız tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz…
Mert Atalay  Ekim ’17
Kaynak: sakaryabisikletsevenler.org

 

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6