Şaşırtan iddia: Kibar Holding'e satılan arazi benim

Karasu’da Kibar Holding’in yatırım yapmak üzere aldığı arazinin hak sahipleri arasında olan Şaban Köse, arazinin Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından satıldığını söyledi. Arazinin Kaynarca Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararla kendilerine ait olduğunu söyleyen Köse, “Elimde kesinleşmiş karar var, tapu tescil etmiyor” diye konuştu.

Şaşırtan iddia: Kibar Holding'e satılan arazi benim

Karasu’da Kibar Holding’in yatırım yapmak üzere aldığı arazinin hak sahipleri arasında olan Şaban Köse, arazinin Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından satıldığını söyledi. Arazinin Kaynarca Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararla kendilerine ait olduğunu söyleyen Köse, “Elimde kesinleşmiş karar var, tapu tescil etmiyor” diye konuştu.

Arazi üzerinde başından beri yaşanan süreç nedir, biraz anlatır mısınız?

1926-1927 yılları arasında Ziraat Bankası’ndan dedem Ahmet Köse ve babaannem Sıdıka Köse tarafından Cumhuriyet Tapusu olarak satın alınan yerler. Parası ödenip, Ziraat Bankası’ndan satın alınmış ve 1967 yılına kadar çiftlik olarak kullanılmış. Burası 1946 yılında 4785 sayılı devletleştirme kanununa göre, kanunun yetkisi yalnızca özel ormanları devletleştirmek iken Karasu’daki memurlar, bürokratlar yalnız bizim ailenin değil, sahildeki tüm ailelerin bütün yerlerini devletleştirmişler. Oysaki bu arazilerde tapulu özel ormanlar belli. Mesela benim 1725 dönüm. Kanunun yetkili alanı bu. Bunu devletleştirmesi gerekirken benim tüm çiftliğimi, tamamını 9 bin lira bedelle devletleştirmişler.

Yani yasal olmayan bir şekilde yapılıyor, öyle mi?

Evet, aslında bu yasal değil. Hala yürürlükte olan 4785 sayılı kanun ‘özel ormanların devletleştirilmesi’ için çıkarılan kanundur. Devlet değeri biçiyor ve dört taksitle ödeyeceğini söylüyor. Birinci taksiti aileme ödüyor fakat diğerlerini ödemiyor. 1950 yılında hükümet değişiyor, Demokrat Parti geliyor. O da 5658 sayılı kanunu çıkarıp vatandaşa ödedikleri taksitleri geri almak suretiyle iadesini yapıyor. Biz de ödedik, yerlerimizi teslim aldık. İyi güzel de bu sadece kağıt üzerinde kaldı. 1946 yılında orman kadastrosu burayı ölçüp tespit etti, sınırlarını belirledi. İlk haritayı çizdi ve teslim etti. O zamanlar burası Kaynarca ilçesine bağlıydı. İade kanuna göre otomatik teslim edilmesi gerekirken teslimiyet kağıt üzerinde kaldı. Bunun teslimi için Kaynarca Asliye Hukuk Mahkemesi’nden iade kararı çıkarıldı. 8404 dönüm artı 1725 özel ormanı 5658 sayılı iade kanununa göre teslimatını yapıyor. Mahkeme kararını veriyor ki bu kanun temyizi olmayan kanun. Çünkü devletleştirmenin iadesi. Fakat öyle olmuyor. Karasu’da 1965 yılında kurulan kadastro mahkemesi kendini Yargıtay yerine üst mahkeme yerine koyup, Kaynarca Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını temyiz etmeye kalktı. Ne gariptir temyiz dilekçesi veriyor veya verdiriliyor. 67 yılında diyorlar ki, ‘kadastro yapacağız.’ Tamam yapalım, çünkü orman kadastrosu çizdi ve sınırları belirledi. Karasu kadastroya başladı. Biz araziye gittik o zaman yaz aylarında çiftlik olarak kullanılıyor. Ölçümler yapıldı ve kadastro mahkemesi, sınırları sabit olan bu yeri Kaynarca Asli Hukuk Mahkemesi’nin kararına uygun olarak teslim edilmesi gerekirken, ‘1937 yılında Kandıra Özel İdaresi’nin bir komisyonla tespit ettiği sınırları aletsiz ölçmeden 450 hektar vergi kaydı ihtisap ettiği yerin vergi kaybına uyacaksın’ dedi. 450 hektarlık vergi kaydı aynı sınırları içeriyor. Ziraat Bankası buraları satmış, kredi vermiş. Banka durup dururken kimseye para vermez. Bu tapular Cumhuriyet Tapusu olmasa banka neden tapu versin? Sahipleri ödeyememiş, dedemden rica ediyorlar dedem de paralarını verip alıyor. Tapu kayıtlarında ne kadar para ödendiği hepsi yazıyor. Ona rağmen tutuyor 450 hektarına karar veriyor. 450 hektar birinci kadastronun sonucudur. Oradaki 450 hektarın küsuratını da ‘şurada ormana bitişik diye ormana bıraktım’ diyor. Şimdi Camitepe Köyü’nün olduğu yer burası. O Camitepe Köyü’ndeki 18 Yörük bizim çiftliğimizde çalışan işçilerimiz. O zamanlar ailenin avukatı olan önce Mustafa Tığlı vasıtasıyla teşvik ettiriyor. Dedemden dolayı Yörükleri kışkırtıyor, ‘84 hektar yer var oraya yerleşin çıkmayın’ diyor. Mahkeme ondan sora kızışıyor. O yaz biz çiftliğe gittiğimizde büyük çatışma oluyor. Bu olaydan sonra mahkeme başlıyor. Karasu Mal Müdürlüğü yediemine alıyor. Ecrimisil tayin ediyor. Hep tezgah. En sonunda 1972’de Kadastro Mahkemesi 450 hektarı kesinleştiriyor. Geriye kalanı da davası devam etmek üzere birinci celseyi kapatıyor. Öğretmenlikten ayrılıp avukat olan Kemal İlter diye biri vardı. Bu adam 1977 yılında Camitepe’yi Denizköyü’nden ayrı muhtarlık için müracaat etti. O muhtarlığın olabilmesi için cami ve okul yeri gerekiyor. Tesadüf o kış da iki amcam çocukların Denizköy’e okula gidişlerini görüyor. Çocuklar için 100 dönüm okul ve cami yeri olarak Denizköy’ündeki köy defterine imza atıyorlar ve öylece Camitepe Köyü muhtarlık oluyor. İki amcamın iyi niyeti bunlara neden oluyor. Yeni kurulan muhtarlık adına ikinci bir kadastro istiyorlar tapudan. Tapu bunu yapabilmek için bir 3 kişilik bir komisyon kuruyor. Bunlar araziye bile gitmiyorlar, paftaları açıyorlar diyor ki 450 hektarın ¼ parsel yapalım. 3 tane de ufak ufak parseli de bizimkilerin Yörüklere verdiği yerler. Onlar sözünde duruyor, itiraz etmiyorlar. Geriye kalan 1/5’lik büyük araziyi ki burası daha sonra serbest bölge oldu. Bu araziyi yeniden 1977 yılında kadastro yapıyorlar. Bu yer Denizköy olarak kadastrosu yapıldı, bu kesinleşti. İkinci bir kadastro ya mahkeme, hâkim kararıyla olur ya da yer sahipleri yapar. Bunun dışında tapunun komisyon kararıyla kadastro yapma yetkisi olmaz ama yapıyor. Ondan sonra kadastro esnasında Türkiye Cumhuriyeti’nde orayı bilen ne kadar insan varsa Karasu adliyesinin herkes ‘benim Camitepe’de yerim var’ diye müracaat ediyor. Yüzlerce işgalci…. Mahkeme kararıyla bunların hiçbirinin yeri olmadığına kanaat getiriliyor ve temizleniyor. Velhasıl hala Karasu Asli Hukuk’ta dava devam ediyor. Elimde kesinleşmiş karar var, tapu tescil etmiyor.

Gerekçesi için ne söylüyorlar?

Hakim mi büyük, tapucu mu büyük? Allah aşkına izah edin dedim, cevap yok. Verilmiş karar elimde. Peki bunu tescil etmeyen, bana tapu vermeyen tapucuyu nereye koyacağız diyorum, cevap yok. Ayrı Cumhuriyet mi nedir, Karasu’da hala hakimin kararını uygulamayan orman teşkilatı, satış yapmaya çalışan Milli Emlak şefleri var.  

Peki Kibar Holding’e gelirsek…

Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Asım Kibar ile 1996 yılında İstanbul’daki ofisinde birkaç kez görüştük. Arazi, 1903 yılında Sakarya Nehri’nden Kefken’e kadar serbest bölge ilan edildi. Bizim Bakanımız Ersin Tarhanoğlu ve ‘gitmeyin’ dememe rağmen yardıma giden iki kuzenim, emekli orman bölge baş müfettişiyle bütün bilgileri alıyorlar. Aynı gün mecliste 23.45’te ayak üzeri, bir kâğıda buranın serbest bölge ilanı için müracaat ediyorlar ve serbest bölge yapılıyor. Ve acıdır ki istimlakını Milli Emlak yapacak. Milli Emlak bu istimlakı EGS Bak’ın 7 buçuk milyonluk İpekyolu şirketine devredecek. EGS Bank da Mesut Yılmaz’ın kardeşinin. İkinci kez serbest bölge ilan ediliyor. Anayasa Mahkemesi’ne gidiliyor ve iptal ediliyor. Bu sefer 2007 yılında üçüncü kez serbest bölge ilan edildi. 2003’te Kibar Holding devreye giriyor. Beni atlıyor. Milli Emlak’taki, Orman Müdürlüğü’ndeki memur takımı kafa kafaya veriyor. Memurlar tezgahı güzel kuruyor, 2003’te Milli Emlak’tan yeri alıyor. Kibar Holding aldığı zaman savcılığa suç duyurusunda bulundum. Davalı yeri alıyorlar, davasının olduğunu bile bile alıyor. O zamanki tapu müdürün kızı da Kibar Holding’in avukatı. Bağlantılara bakın… Yasal olmayan satış, satışın iptali, suçlular hakkında tahkikat konularından mahkemeye verdim. Savcı efendi bana takipsizlik kararı verdi. İkinci bir dilekçe de üst mahkemede… ama bir şey çıkmayacağı belli. Bu sefer kibar holding geldi benim davama müdahil oldu. Kibar holdingin arazi üzerinde yatırım yapamamasının sebebi, mahkemelik olması ben ve Orman Bakanlığı… Mahkeme ve ormanın tedbirleri devam ediyor. Vazgeçmiyor da, ‘arazi benim, yatırım yapacağım’ diyor. Zaman zaman Karasu’ya gidiyor, görüşmeler yapıyor. ‘Aile bana mani oluyor, davalar var’ diyor. ‘Rus ortak aldım kaçtı, Hindistanlı ortak aldım kaçtı’ diyor. Ben kendisine Türkiye’de hatırı sayılır bir işadamı vasıtasıyla ‘görüşelim, çözeriz’ dedim ama kendisi gelmedi. Yatırım yapamaz… Tedbirleri kaldırmak için görüşmeler yapıyor ama sonuç olumsuz.  

Sizin amacınız davayı kazanıp, arazilerin size yada varislere geçmesi ve sonrasında anlaşabilirseniz Kibar Holding ile anlaşamazsanız da başka bir yatırımcıyla yola devam etmek…

Kim alırsa alsın. Benimle 1996 yılında tamamı için görüştü. Belki de o zaman, şimdi oranın maliyeti fiyatına tümünü olacaktı. Maliyeden metresini 2 liradan aldı ama bir yerlere de bir şeyler verdi. Belki de o zaman tümünü alacaktı ama o Milli Emlak, Mal Müdürlüğü’nü seçti. Gelip görüşebilirdi. Madem gel, bin dönümü benden mi aldın, öbür tarafı da benim kuzenlerimin neticede… 10 liraysa sana 5 liraya verelim. Gel bir otur, konuşalım…

Ama siz de satamıyorsunuz…

Satış vadi yaparız. Sonradan o alır. O düzenini kurmuş…  

Araziyi talep eden başka yatırımcılar da var…

Evet, Türkiye’nin en büyük holdingi var.  

Mahkeme ne zaman?

Ekim ayında. Eninde sonunda Anayasa Mahkemesi’ne gideceğim. Bunun bedelini ödemek için Orman Bakanlığı’nın bütçesi yetmeyecek. 1946’dan bugüne hesap edeceğiz. Bir devlet bir vatandaşının malını gasp ediyor. Ne acıdır ki bunu o meşhur tek partiler yapıyor. Vatandaşın hakkını nasıl gasp edersin?

Güncelleme Tarihi: 03 Eylül 2020, 14:55
banner3
YORUM EKLE
YORUMLAR
Lale peker
Lale peker - 4 hafta Önce

SIRADAKİ HABER