SAÜ şehre hayat verdi

Öğrencilerin şehrimize gelişlerinde ilk olarak sağlam yapıları araştırdığı Sakarya’da, 1999 Depremi’nden sonra eğitim büyük yara aldı. İlimize hayatı ise; SAÜ verdi.

SAÜ şehre hayat verdi

Merkezdeki birçok okul yıkıldı. Uzun süre okullar tatil oldu. Fiziki hasar görmeyen üniversite bile eğitime başlamaya çalışsa da 12 Kasım Depremi’nde yine eğitimine ara veriyordu. Prefabrik okullar uzun süre kaldırılamadı. Hala sayısı az olsada prefabrik okullarımız mevcut. Beyin göçü yaşandı. Bu sınavlara yansıdı. Hayat eğitim alanında da durma noktasına geldi. Yine bir umut vardı. Sakarya Üniversitesi. Çünkü dışardan binlerce insan geldi. Sakarya, öğrencilerle oksijen alıyordu sanki. Ekonomi öğrencilerle ayakta kaldı. Depremden sonra ki süreçte önemli rol üstlenen Sakarya Üniversitesi (SAÜ) eski Rektörü Mehmet Durman’da bu konuya değindi. Ayrıca öğrencilerden de görüş aldık.
DURMAN: “ÜNİVERSİTE
SAĞLAM ZEMİNDEYDİ”

Durman, şunları kaydetti: “İlköğretim ve ortaöğretim kurumları, genelde merkezdeydi. Büyük yıkımlar oldu. Bu yüzden verileri kötüydü. Özellikle sınavlarda elde edilen başarıda, alt sıralardaydık. Üniversitemiz fiziki anlamda büyük yara almadı. Sağlam zemindeydi. O dönemlerde üniversite sivil toplum ile bütünleşti. Projeler hazırlandı. Üniversitemizin önemli bir projelerinden biri Sakarya’nın Rekabet Gücü’nün Geliştirilmesi Pojesi’ydi. Deprem, Sakarya Üniversitesi’nin atılımında önemli bir rol oynadı. Kader birliği oluştu. Üniversiteye gelen öğrenciler, şehre hayat verdi.
ÖĞRENCİLERDEN GÖRÜŞLER
Dışarıdan gelen öğrenciler, şehrimize hayat veriyor demiştik. Peki onlar ne düşünüyordu? Onlara sorduk. Özellikle kız öğrencilerimizi tercih ettik. Nedeni ise; psikolojik olarak daha hassas olmalarıydı. Ailelerde il dışına gidecek kız çocukları konusunda daha hassas davranıyorlardı çünkü. Yani bu tür olaylar daha fazla önem kazanmış oldu. Depremde önemliydi bu konuda. Peki öğrenciler buraya gelirken, depremi düşünmüş müydü, aileleri nasıl karşılamıştı? Ortak nokta deprem unsurunun dikkate alındığı. Özellikle yurt ve ev tercihlerinde ilk sorulan sorunun bu olması. “Ailenizin Sakarya’yı kazandığınızı duyduğundaki tepkisi ne oldu? Sakarya’nın deprem bölgesi olmasından dolayı ne gibi tedirginlikler yaşadınız? Üniversite tercihinizde Sakarya’yı yazarken, depremi gözönünde bulundurdunuz mu?” sorusunu ülkemizin çeşitli illerinden gelen öğrenciler cevapladı.
ZEYNEP KÖMÜRCÜ-İZMİR
MÜTERCİM TERCÜMANLIĞI

Sakarya deprem şehri olduğu için yurt konusunda ailem hassas ve titiz davrandı. Sakarya’ya gelirken, çok tedirgindik. O yüzden en yeni ve en sağlam binayı seçme konusunda özenli davrandık. Sakarya’yı tercih ederken, bu konuyu çok düşündüm aslında. Hatta son tercihlerim arasındaydı ama burası çıktı. Ama yinede mutluyum.
HAVVANUR ÖZDEMİR-İSTANBUL
MAKİNE RESSAMLIĞI

İnsanlar doğal afetlerden ister-istemez psikolojik olarak çok etkilenir ki böyle büyük bir deprem kolay unutulmaz. Sakarya’da insanlar endişeli. Psikolojik olarak da insanların çok iyi durumda oldukları söylenemez. Ama hayat devam ediyor. Aslında deprem ile alakalı bir öğrenci olarak söyleyebileceğim tek şey yurt konusunda çok titiz davranmamızdı. Sadece yurt konusunda endişelerim vardı. Onu da depreme dayanıklı bir bina seçerek, giderdim.


--


‘Merhamet duygusu açığa çıktı’

1999’da yaşanan asrın felaketi yardımlaşmanın önemi, toplanma yerleri, alınacak tedbirlerin önemi bir kez daha öne çıktı.

Depremden sonra çok yardım geldi. Yardım fırsatçıları doğdu. Çok yardım gelirken, bunların koordinasyonu sorun oldu. Kışın gelmesi gereken yardım yazın, yazın gelmesi gereken yardım kışın geliyordu. Elbette iyi niyetliydi çabalar. Ancak yardımlar disiplin altına alınamıyordu. İşte bu durum bir organizasyon becerisi gerekliliğini ortaya koydu. Yardımın nasıl toplanacağı, nasıl dağıtılacağı konusu önem kazandı. Ayrıca o dönem yardım duyarlılığı da hat safhaya çıktı. Din, dil, ırk farkı gözetilmedi. Mesela 1,5 yaşında ki engelli çocuğunu bırakıp bir İspanyol anne yardıma koştu. O günlerin tanığı Kızılay eski Şube Başkanı Şaban Koludra anlatıyor:

KOLUDRA: “MADDİ VE MANEVİ
KATKILARA TANIK OLDUK”

1999 depreminde tanık olduğum en büyük olay ülke bütününde olan merhamet duygusunun daha fazla açığa çıkmış olmasıydı. Maddi ve manevi katkılara tanık olduk. Türkiye’nin böyle bir afete maruz kalabileceği ortaya çıktı. Tedbir arayışları başladı. 42 ülke temsilcisi ile çalışıldı. Bilgi transferi katkısı oluştu. Dil, din, ırk demeden yardımlaşma duygusu öne çıktı. Afet yönetim anlayışı oluştu. Bununla ilgili 1995’te bir yasa vardı. Ancak kağıt üstündeydi. Uygulamanın önemi anlaşıldı. En önemli bir diğer unsur ise; koordinasyon zorunluluğu gündeme geldi. Yine yardıma ilk koşacak ekiplerin sürekli hazır halde olması gerektiğini ortaya koyduk. Bununla ilgili askeriyede bir tümen kurulmasını istedik. Çünkü bu savaş hallerinde de bize lazım olacak bir şey. Afette buna benzer bir haldir. Yine olası bir depremde toplanma yerlerinin neresi olacağı, geçici barınma yerlerinin nerelere konulacağı ve bunun gibi konular önem kazandı. Ayrıca ekonomik sömürüde oluştu. Rant kapıları yarattı. Yardımlardan yararlanmak isteyenler, arsa spekülatörleri ortaya çıktı.


--


‘Sakarya kimliğini kaybetti’

İnsanların birbirine, selam verdiği Sakarya’da depremden sonra yaşanan gelişmeleri anlatan Oktay Sarı, “Şimdi insanlar, birbirlerini tanımıyor.” dedi.


Sakarya küçük bir şehirdi. Depremden sonra her ne kadar Büyükşehir ilan edilse de aslında küçük bir şehir sayılırdı. Anlatırlar Sakarya’da hep. İnsanlar sokakta mutlaka birbirini tanır, selam verir. Sakarya depremden sonra büyük bir göç aldı. Bu yaşam kültürünü de değiştirdi. Sakarya sakin olmaktan çıktı. İnsanlar birbirini tanımıyordu artık. Önceden bir büfeye giden bir şey almadan önce hal hatır sorardı, şimdi direk sipariş veriyor. İlginç detayları bu konuda öne çıkaran Büfeci – TV Yorumcusu ve Sunucusu Oktay Sarı ne demiş şimdi onu anlatalım.
SARI: “SAKARYALILIK
BİLİNCİ YERLEŞMELİ”

Sakarya’da sokak hayatında depremin ardından çok önemli gelişmeler yaşandı. Sakarya kimliğini kaybetti. İnsanlara balık verildi, balık tutmak için olta verilmedi. Bununla birlikte çok fazla göç yaşandı. Burada durumu, imkanı olanlar ve okumuş ağırlıklı kesim, başka illere gitti. İmkanı olmayanlarda mesela benim gibi ‘Adapazarı’nı seviyorum, terk etmiyorum’ gibi bir sloganla burada yaşamaya devam etti. İmkan olsa büyük ihtimalle bizlerde giderdik. Tabi, göçte aldı Sakarya. Verdiğimiz göçün tersini aldık. Beyin göçünden ziyade yukarıda bahsettiğim balık-olta nedeni, kira yardımı, bedava yiyecek var diye çok sayıda insan geldi. Elbette üniversite okumak için gelenler, atama yoluyla gelenleri kast etmiyorum. Böyle olunca yani ihraç ettiğimiz beyinleri, ithalle karşılamayıp aksine ithallerin beraberinde getirdiği sorunlar ortaya çıkınca, şehir geriledi. 30 yıldır bu şehrin sokaklarındayım. Bakın önceden ASM vardı, Şemsiyeli Park vardı. Atatürk Bulvarı’nda ben 10 dakikalık yolu, 1 saatte yürüyordum. Selam veriyordu insanlar birbirine. Şimdi insanlar tanımıyor birbirini. Metropol oldu Sakarya. Ama gelişmişlik anlamında bunu başaramadık. Sakaryalılık bilinci yerleşmeli. Ayrıca şehrin tamamen bir psikolojik tedaviye ihtiyacı var. Binaların molozları kalktı ama gönüllerde ki enkaz kalkmadı.


--


‘Sakarya hastalık hastası oldu’

17 Ağustos’un ardından insanlarda derin bir korku olduğunu, psikolojinin bozulduğunu ve sosyoloji alanında çalışmalar yapılması gerektiğini ifade eden Psikolog Mustafa Topkara: “Ruh sağlığı konusunda belirgin farklar var.” dedi.


Aslında işin belki de en önemli noktası burası. Herkes Sakarya’da bir şeyler değiştiğinin farkında. Değişeceğinin de farkında. Ama bu konuda detaylı bir inceleme yok. Özellikle bu değişimin psikolojik bozulmadan kaynaklndığı, olumsuz bir değişme olduğu vurgulanıyor. Bunu hukukçusu da söylüyor, sağlıkçısı da, eğitimcisi de. Herkes büyük bir travma yaşandığının ve bundan dolayı Sakarya’nın geniş kapsamlı bir psikolojik yardımdan geçirilmesi gerekliliği üzerinde birleşiyor. Zaten birçok sorunun kaynağının da bu yardımın yapılmamış olmasından dolayı ortaya çıktığı vurgulanıyor. Ama dediğimiz gibi işin uzmanlarının da, bizlerin de elinde bir veri yok. Bunu en güzel bir şekilde Psikolog Mustafa Topkara söylüyor.
“KAYGI BOZUKLUĞU ARTTI”
Depremin soysal hayata yansımasında; psikolojik, gündelik hayata ilişkin ya da ticari olarak yansıdığı hususunda elimizde henüz bir veri yok. Bizlerin kişisel fikirlerimiz bunlar. Ciddi araştırmalar yok. Sakarya Üniversitesi’nin Sosyoloji Bölümü var. Ben bu bölümden çok umutluyum. Ancak şu ana kadar, yeterli bir veri kamuoyu tarafından henüz bilinmiyor. Bu bir eksiklik. Dediğim gibi kişisel gözlemlerime dayalı analizler olacak. Panik atak ile ilgili önemli bir artış var. Ölüm korkusu ve çıldırma korkusuyla alakalı. Kaygı bozukluğunda, psikolojik kökenli fiziksel hastalıklarda bir artış gözlemliyoruz. Mesela bir insanın başı ağrıyor, ya da karnı ağrıyor. Ancak fiziksel olarak kişinin bir şeyi yok. Ama yine ağrı var. Yani psikolojik bir durum. Bu tür rahatsızlıklarda çok büyük artışlar yaşanıyor. Sakarya hastalık, hastası oldu.
RUH SAĞLIĞINDA FARKLAR VAR
Ruh sağlığı konusunda belirgin farklar var. Sakarya’nın daha sakin bir hayatı vardı. Depremden öncede Sakarya’da yaşıyorduk. Deprem sonrasında ise; vurmalı, kırmalı olayların haddi hesabı yok. Gündelik bir parça oldu. Cinayetler, intiharlar, faili meçhuller… ‘Şiddet’ bu şehrin demirbaşı gibi oldu. Depremin yarattığı bir travma var. İnsanların burada yeri değişti. Bu olunca çevresi değişti, ilişkileri değişti. Bu travmanın getirdiği acı ortadan kaldırılmak isteniyor. Bunu kaldırmak için iki seçenek var. Yüzleşmek veya acıyı inkar etmek. Bundan dolayı, inkar mekanizmasından dolayı duyarsızlık oluştu. Ağır hasarlı binalarda yaşama işte bu yüzden. Sosyal hayatın her alanına yansıdı bu duyarsızlık. Vatandaşına da yansıdı, siyasetçisine de. Bu yüzden 5 katlı hasarlı binada oturuyor insanlar. Biz depremin ilk yıllarında Sakinler Hareketi başlatmıştık. İnsanları depremin getirdiği sorunları gündeme getirmek için eyleme çağırırdık. Bize kızıyorlardı. Biz bunu unutmak istiyoruz diyorlardı. Deprem de birde bilinememezlik korkusu var. Selde, afetin nereden ve ne zaman geleceğini tahmin ediyorsun. Ne kadar sağlam bina yaparsan yap, deprem öyle değil. Muazzam bir güç var. Çadırda yakalansan bile yer mi yarılacak diyorsun. Derin bir korku oluşuyor. Sosyoloji alanında çalışmalar yapılmalı. Psikoloji tamamen bozuldu.
 

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER