YENİCAMİ’DE AMELE PAZARI

Yenicami’nin önünde her sabah kurulan amele pazarında Suriye başta olmak üzere Irak ve Afganistan gelen sığınmacılar günlük 100 lira kazanmak için bekliyor. ‘Ne iş olsa yaparım’ diyen sığınmacılar iş bulmak için saatlerce caminin önünde bekliyor

YENİCAMİ’DE AMELE PAZARI

Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Sezai Matur’un Yenicami’nin önünde her sabah kurulan amele pazarıyla ilgili haber yapılmasını istemesinin ardından sabahın erken saatlerinde yollara düştüm.
Sabahları selamlaştığım pek çok esnaf bile daha dükkanını açmadan Yenicami’nin önündeydim.
Sabah 07.10’da caminin önünde bekleyen sadece bir kişi vardı. Elindeki yeşil torbadan çıkardığı tostu yemekle meşguldü. Caminin duvarına oturmuş bekliyordu.
Biraz daha ortamın kalabalıklaşmasını beklemek için Oktay Büfe’nin önünde sipere yattım. İlkay Sarı’nın yanında sabah kahvemi yudumlayıp, bir yandan gazetelere göz gezdirdim.
İşçiler gruplar halinde gelmeye başladılar. Önce 4 kişi oldular, sonra 8 ve saat 07.45 gibi ise sayıları 10’u geçti.
Dillerini bilmediğim insanlarla nasıl anlaşacağımı düşünürken, kendimi caminin önünde buldum.
Selam verip aralarında Türkçe bilen olup olmadığını sordum. Bir anda etrafımı sardılar. ‘İş iş’ diyen insanların arasında kalmıştım.
Cep telefonuyla fotoğraf çekmek istediğimde ise bir andan caminin önü boşaldı. Kimisi camideki şadırvanın arkasına, kimisi ise 15 Temmuz Bulvarı’na kaçmıştı. 
Bu arada gözüme bankta oturan iki kişi ilişti. Onlar hiç kaçmadıkları gibi gayet de rahattı. Hikayelerini öğrenmek için yanlarına gidip, selam verdim.
Çeviri programından nereli olduklarını sormak için ekranı doğrulttuğumda anlamadıklarını anladım. Bir tanesi, “Biz Afgan” dedi. Kaç aydır Türkiye’de olduklarını sorduğumda ise ‘6’ cevabını aldım. Pek konuşmak istemiyorlardı ve bir yandan da fotoğraflarını çekip çekmediğime bakıyorlardı. 
Günlük ne kadar kazandıklarını sorduğumda ise ‘100 lira’ cevabını aldım. 
Bu sırada bir siyah minibüs caminin hemen yanında belirdi. O farklı yerlere kaçışan işçiler bir anda adamın başına toplandı. Adam yapacağı işle ilgili bir şeyler anlatıyordu. Aralarından 4 tane güçlü kuvvetli adam seçti ve minibüse aldı.
Bu sırada yanıma mavi tişörtlü biri yanaştı. Sadece yüzüme bakıyordu. Elimdeki telefona, “Ben gazeteciyim ve sizinle ilgili haber yapmak istiyorum” cümlesinin çevirisini yazdım.
Bana, “Ben Türkçe biliyorum. 4.5 yıldır Sakarya’dayım” dedi.
Biraz da olsa birileriyle anlaşabileceğimi bilmek beni mutlu etmişti. 
Caminin bahçesindeki banklara oturup hikayesini dinlemeye davet ettim ama kabul etmedi. 
Suriye’nin Halep şehrinden 6 yıl önce kaçtığını belirten sığınmacı, “İlk Antep’e geldim. Sonra Sakarya’ya. 3 yıldır her sabah buraya geliyorum. Günlük ne iş olsa yapıyorum. 6 evladım var ve onlara bakmam gerek.
Günlük 100 lira kazanıyorum. Burada sadece Suriyeliler yok. Iraklı var, Afgan, Yemen ve İranlılar da var. Bazı adamlar bizimle 100 liraya anlaşıp 80 lira veriyorlar. Kızdığımızda bize silah gösteriyorlar” dedi.


‘Silah mı’ diye sorduğumda. ‘Akyazı’da işe gittik. Ben de ordaydım. Akşam oldu. Paramızı istedik. 70’er lira verdi. Ben kızınca belindeki silahla bizi tehdit etti” cevabını verdi.
Türkçe bilen bir Suriyeliyle sohbet etmek keyifliydi açıkçası. 
Bu sırada bir araba daha yanaştı. İnşaata çalışacak işçi seçti. 
Konuştuğum Suriyeli, seçilmemesinden dolayı üzüntü duyduğunu belirterek, “Benim boyum kısa o yüzden istemediler” dedi.
Memleketinde ne iş yaptığını sorduğumda gümüşçü olduğunu söyledi.
Suriyelilerle ilgili yaşanan sıkıntılarla ilgili konuşmak istedim ama o fırsat vermeden ‘Türkiye’ye seviyorum ama Türkleri sevmiyorum” dedi.
Nedenini merak ettiğimi belirten bir yüz ifadesiyle baktım. Bana, “Sen bizi seviyor musun” diye sordu. 
Sorunum olmadığını söylediğimde ise bana, “Bak sevmiyorsun” dedi. 
Neden Türkiye’ye geldiğini merak ettiğimi söyledim bana, “Doktorlar, mühendisler Ürdün’e gitti” dedi.
“Benim evimin üç ev ötesine bomba düştü. Her gece evleri taradılar. Canımızı kurtarmak için Türkiye’ye koştuk. Ama Türkler bizi sevmedi. Türkçe bilmemek büyük sorun oluyor. Bazıları bizde para var biliyor.


Komşumun cüzdanını getiren taksici 50 dolar istedi ama içinde 30 lira bile yoktu. Tatlıcıya giren genç, Arapça müzik dinliyor diye dövüldü” dedi ve bir anda kalktı. 
Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir ses duydum, “Kazım gel” diye. 
Türkçe bilen sığınmacıyla daha konuşmam bitmeden yanımdan ayrılmıştı. Ne yapacağımı daha bilemezken bir anda arkamdan biri seslendi, “Sen gazeteci misin?” diye. 
Nereli olduğunu sorduğumda ise orta boylu kilolu 60 yaşlarında bir amca gördüm. Bana, “Ben de Vanlıyım. Suriyelilerle inşaatlara gidiyorum. Ağır işleri bize yaptırıyorlar” dedi ve yanımdan uzaklaştı. 
Etrafımda kalan 3-4 tane işçi de fotoğraflarını çekeceğimi düşünüp yüzlerini kapattı. Ben de aldığım bilgilerin yeterli olacağını düşünerek oradan ayrıldım.
 

Mustafa Kaya

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6