Gurbetçilerin hali ne olacak?

Türkiye’den yurtdışına yıllar önce göç edenlerin çilesi her fırsatta anlatılır durulur. Gittikleri yerde yabancı, kendi yurtlarını ziyaretlerinde gurbetçi olarak anılan bu insanlar yolda zaten yolcudur.

Yılın çok uzun bir dönemi, kültürünü benimsemedikleri, aynı dilde düşünmedikleri, aynı dine inanmadıkları, aynı yemeği bile yemedikleri insanlarla aynı ortamda yaşamaya gayret eden bu insanlar sıklıkla yaz aylarında ülkelerine dönecek olmanın, sevdikleri ile geçirecekleri zamanın hayalini kuruyorlar.

Gelin görün ki koronavirüs belası onları herkesi etkilediğinden daha çok etkiledi. Adam 11 ay boyunca çalışıyor, hatta bazen hafta sonu izinlerini bile kullanmayıp, yıllık iznine ekletmeye çalışıyor, sonunda tam hasret giderecek ki… Pandemi çıkıyor ve bir yıllık umutları çöpe gidiyor.

Pek çoğumuzun da yurtdışında akrabası var. Sadece onların çilesi değil yani bu. Biz de onları bekliyoruz. Bazılarının düğünleri var. Pandemi döneminde cenazesi olanlar oldu…

Şimdi bu kişilerin yıllık izinlerinin bir kısmını karantinada geçirme ihtimalinden söz ediliyor.

Evet sağlık her şeyden önemli de… Sevdiklerinden uzakta yaşadığında yaşamış sayılmazsın ki…

Şimdi Alman hükümeti oradan buraya gelecek olanların seyahat kısıtlamasında düzenlemeye gitmeye hazırlanıyor. Önümüzde yaz tatili ve daha önemlisi bayram var. Bir de karabulut gibi üstümüze çökmüş olan pandemi.

Bakalım Allah nasıl bir kolaylık verecek…

Uzman da gözaltında

Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’ndaki patlama ülke gündemini de il gündemini de iş dünyası gündemini de işgal etmeye devam ediyor.

Dün “Dersimiz iş güvenliği” başlıklı bir yazı yazmış ve özetle “Ne yapsın uzman” demiştim.

İş güvenliği uzmanı denetimini yapıyor, uyarılarda bulunuyor ve sonrasında raporu teslim edip çıkıyor. Yaptırım yetkisi yok!

Dün ajanslara düşen haberde fabrikanın iş güvenliği uzmanının göz altına alındığı yer aldı. Elbette alınır. İfade verir. Sorgulanır. Belki ceza alır.

Ama yetkisiz sorumluluk bizim ülkemize özgüdür. Bir adama denetleme sorumluluğu veriyorsunuz ama denetleme sonunda yazılan rapora uyup uymama hakkı denetlenen firmada kalıyor.

Hal böyle olunca iş güvenliği firmalarının bir kıymeti kalmıyor. Ya iş güvenliği firmalarına denetim sonrası yaptırım yetkisi de verilmeli ya da denetimler devlet tarafından yapılmalı. Aksi halde bu tip kazalar ne ilk ne de son olmayacaktır.

Adaletin düğmesi mi var?

Gazetecilerin işi zordur. Hele canlı yayın yapanların işi çok daha güçtür. Bir kişinin her konu hakkında fikri olması mümkün değildir. Ama gazeteci her konu hakkında haber yapmak zorunda kalabilir.

Hangi konu hakkında haber yaptığınızı ifade eden bir iki şey de söylemeyi bilecek kadar kültür sahibi olmak zorundasınız.

Engin Özkoç “Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” hakkında söz almış konuşuyor. Yayınlayan kurum altına (KJ denen bilgilendirici yazı kısmına) “Adaletin düğmesi koptu” yazıyor.

Ne Engin Bey’in öyle bir cümlesi var ne de cübbelerin düğmesi.

Olayda bir düğme var aslında.

Engin Bey elindeki cübbeyi gösterip, “Buna düğme takmayın. Cübbe giyen kişileri birilerinin önünde ön ilikler duruma düşürmeyin” diyor.

Ama cübbeyi, iğneyi, ipliği, düğmeyi gören muhabir yapıştırıyor KJ’yi: Adaletin düğmesi koptu.

Bunlar bize haber verecek de biz toplum olarak aydınlanacağız.

Hey gidi günler hey…

HECATİ: Nem var kuzum…

 

YORUM EKLE