Bakan Yerlikaya’dan valilere ‘Makamda oturmayın’ uyarısı

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Valiler Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, "Büyük devletlerin milletiyle bütünleşmiş ve kenetlenmiş olduğunu görürüz. Unutmayınız, ziyaret ettiğiniz bir eve sadece siz değil devletimiz gitmiş oluyor. Dokunduğunuz bir omuz, tuttuğunuz bir el devletle temas etmiş oluyor." dedi.

Haber Merkezi
Haber Merkezi Tüm Haberleri
Bakan Yerlikaya’dan valilere ‘Makamda oturmayın’ uyarısı
Haber albümü için resme tıklayın

Yerlikaya, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu'nda düzenlenen Valiler Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, dilek ve beklentilerinin, mesaisinin çoğunu sahada, halkın yanında geçiren yöneticilerin sayısının artması olduğunu söyledi. Valilere kibir değil tevazu, enaniyet değil samimiyet, sertlik değil şefkatin yaraştığını vurgulayan Yerlikaya, devletin sıcak yüzünü, adaletini ve vicdanını valilerin temsil ettiğine dikkati çekti.

"TUTTUĞUNUZ BİR EL DEVLETLE TEMAS ETMİŞ OLUYOR”

Yerlikaya, milletiyle gönül bağı kuran her valinin devlet ve millet arasında kurulan bağın mimarı olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Devlet, insanla daim ve kaimdir. Binlerce yıllık devlet geleneğimiz milletiyle olan güçlü bağı sayesinde bu günlere erişmiştir. Tarihe baktığımızda büyük devletlerin tamamının milletiyle bütünleşmiş ve kenetlenmiş devletler olduğunu görürüz. Unutmayınız, ziyaret ettiğiniz bir eve sadece siz değil devletimiz gitmiş oluyor. Dokunduğunuz bir omuz, tuttuğunuz bir el devletle temas etmiş oluyor. Bulunduğu şehrin kahvesinde, parkında, bahçesinde vatandaşıyla birlikte bir bardak çay içemeyen, vatandaşının sevinciyle, hüznüyle bir kere bile hemhal olmayan, bir kapıyı çalıp da vatandaşının sofrasına diz kırmayan, garipleri kollayıp gözetmeyen, gece gündüz demeden milletinin yanında olmayan bir vali, asla başarılı olamaz."

"DEVLET İLE MİLLET ARASINA ÖRÜLEN DUVARLARI KALDIRMA MÜCADELESİ"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 22 yıldır verilen mücadeleyi tek bir cümleyle özetlemek gerekirse o sözün "Millete hizmet" olacağını dile getiren Yerlikaya, "Bu mücadele, devlet ile millet arasına örülen duvarları kaldırma mücadelesidir, güçlü millet, güçlü devlet olma mücadelesidir." dedi. Yerlikaya, valilerin huzurun, refahın ve güvenin teminatı olduğunu, bu kapsamda da illerini sokak sokak, cadde cadde tanıması gerektiğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir asrını tamamladığını anımsatan Yerlikaya, bu süre zarfında vatanın bekasına, bağımsızlığına ve güvenliğine yönelen tehditler olduğunu, bu tehditlerin tamamının yok edildiğini ve yok edilmeye de devam edildiğini belirtti. Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'yi her alanda yüksek hedeflere ulaştıracak Türkiye Yüzyılı'nı inşa ettiklerine, Türkiye Yüzyılı'nın aynı zamanda "huzurun yüzyılı" olduğuna işaret etti. Bunun için İçişleri Bakanlığının 600 bin personeliyle gece gündüz demeden büyük bir inanç ve azimle çalıştığını dile getiren Yerlikaya, "Terörle, o hainlerin işbirlikçileriyle, organize suç örgütleriyle, zehir tacirleriyle, göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek. Bunu öylece sadece bir laf olarak söylemiyorum. Bu mücadelede nice yiğitlerin alın teri, emeği, kanı var." diye konuştu.

"SON TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLİNCEYE KADAR"

Yerlikaya, 40 yılı aşkındır milletin kardeşliğine pusu kuran bölücü terör örgütünün artık kaybettiğini, kaybetmeye de mahkum olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Terörün istismar alanları artık ülkemizde söz konusu dahi değildir. Devletimiz milletiyle bir bütün olmuştur. Peki duyacak mıyız? Asla. Artık terörün kapımıza dayanmasını beklemiyor, terör tehdidi nereden geliyorsa, nerede bir terörist varsa kaynağında etkisiz hale getiriyoruz. Nihai hedefimiz, son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar mücadelemize devam etmektir. Sadece bölücü terör örgütü mü? FETÖ'sünden DEAŞ'ına, sol terör örgütlerinden diğer tüm terör örgütlerine kadar, aziz milletimizin canını yakmaya çalışan kim varsa nefeslerini kesiyoruz, kesmeye de devam edeceğiz."

“BU VALİLİK ANLAYIŞI ARTIK KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise 20 yılda valilerin çok önemli bir dönüşümden geçtiğini düşündüğünü ifade etti. Geçmiş vali imajıyla bugünkü vali imajı arasında fark olduğunu düşündüğünü söyleyen Yılmaz, "Daha çok kalkınmacı daha çok hizmet anlayışlı daha çok vatandaş odaklı bir hale valilik kurumunun dönüştüğünü, değiştiğini ifade etmek istiyorum. Biz de bunu kurumsal olarak desteklemeye gayret ettik. Sadece bir tane örnek vermemiz gerekirse Kalkınma Ajansları kurduk. Bunun yönetimini oluştururken de rastgele yapmadık. Bir taraftan merkezi idarenin temsilcisi ve ildeki kalkınma sürecinin koordinatörü olarak valilerimizi, yönetim kurulunda görevlendirdik. Diğer taraftan yerel yönetimlerden buraya, belediye başkanlarımızı kattık ayrıca iş dünyamızı, iş dünyamızın temsilcisini de koyduk. Dolayısıyla merkezi idare, yerel idarede, sivil toplum, iş dünyası, danışma kurulunda da işte akademik dünyada, diğer kurumlara varıncaya kadar bir yapı içinde daha sistematik bir şekilde yerelden kalkınmayı destekleme gayreti içinde olduk. Orada da yine valilik kurumunun makamının bu sosyal sermayenin bizim için faydalı olması için bir tasarım gerçekleştik. Dolayısıyla şunun altını bir kez daha çizmek isterim. Valilerimiz merkezden gelen talimatları, emirleri elbette yerine getirecekler. Ama rutin işler yapan, bunun dışına çıkmayan bu valilik anlayışı artık kabul edilebilir değil. Valilerimiz aynı zamanda içinde bulundukları ilin gereklerine göre çeşitli inisiyatifler alabilen çeşitli fikirler, projeler geliştirebilen bir konumdadır" diye konuştu.

“MİLLETLE BİRLİKTE HEDEFLERE KOŞAN BİR DEVLET ANLAYIŞI”

Devlet ile milletin aynı yöne bakması, aynı hedeflerde buluşması gerektiğine dikkat çeken Yılmaz, "Son 21 yılda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde başardığımız en önemli işlerden biri nedir diye sorarsanız bana şunu söylerim doğrusu. Devletle milletin aynı yöne bakması, aynı hedeflerde buluşması. Milletten ayrı, millete rağmen bir şeyler yapmaya çalışan bir devlet anlayışı değil. Milletle birlikte hedeflere koşan bir devlet anlayışı. Millet ve devlet arasındaki mesafenin ortadan kaldırıldığı az önceki ifadeyle milletin devleti anlayışıyla hareket eden bu zihniyetle çalışan bir yönetim. Bu çok çok kıymetli gerçekten. Aksi takdirde bir ülkenin amaçlarına ulaşması mümkün değil. Devlet ve milletin farklı yönlere baktığı, farklı değerlerle hareket ettiği bir yerde bir ülkenin uluslararası rekabette de hak ettiği yere gelmesi mümkün değil. Dolayısıyla en büyük başarılarımızdan biri devlet ve milletin aynı yöne bakması, aynı hedeflere yürümesidir diye ifade etmek istiyorum. İşte odağında da valilerimiz var, mülki idare var" şeklinde konuştu.

“FARKLI BİR ŞEKİLDE HAZIRLAMAMIZ GEREKİYOR"

Türkiye’nin bir afet bölgesi olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Bulunduğumuz coğrafyanın getirdiği bir kader. İbn Haldun'un deyimiyle ‘coğrafya kaderdir’ diyor. Coğrafyamızın işte deprem riskleri var, heyelan riskleri var, sel riskleri var. Coğrafyamızın getirdiği gerçekler. Ancak coğrafyanın, tabiatın getirdiği şartları afete dönüştürenin insan unsuru olduğunu da unutmamamız lazım. Tabii hadiseler kendi başlarına afet olarak nitelendirilmemeli. Tabii hadiselerle insan unsuru birleştiğinde afet gerçekleşiyor. İşte buna karşı ülkemizi mutlaka farklı bir şekilde hazırlamamız gerekiyor" dedi.

“ASOLAN RİSKLERİ YÖNETMEK”

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli depremleri hatırlatan Yılmaz, bu afetten ciddi dersler çıkarmak zorunda olduklarını vurguladı. Depremin yaralarının sarılmasının yanı sıra, bir daha benzer afetler yaşamamak adına ne yapılması gerekiyorsa yapılması gerekliliğine değinen Yılmaz, "Birincisine kriz yönetimi diyoruz ikincisine risk yönetimi diyoruz. Esas olan riskleri yönetmek. Kriz yaşandıktan sonra yapılması gerekenler elbette yapılmalı. Türkiye bu konuda da gerçekten dünyada en iyi ülkelerden bir tanesi. Çok iyi tedbirler alıyoruz. Krizlere hızla müdahale ediyoruz ama asolan kriz çıktıktan sonra müdahale değil kriz çıkma potansiyeli olan alanlara önceden müdahale edip krizin çıkmasını engellemektir. Koruyucu sağlık gibi, koruyucu güvenlik gibi. Aslında afet konusunda da asolan riskleri yönetmek. Riskleri yönetmek için tabii önce riskleri bilmemiz gerekiyor. Analiz etmemiz gerekiyor nerelerde risklerimiz var bunları görmemiz gerekiyor. Daha sonra da riskleri azaltıcı bir program yapıp, tedbir seti oluşturup bunlara müdahale etmemiz gerekiyor. Bu afet alanında değil ekonomiden sağlığa, güvenliğe her alanda böyle" ifadelerini kullandı.

“PRİM VERMEMEMİZ LAZIM"

Yılmaz, bütçede en büyük önceliği depreme verdiklerini vurguladı. Yılmaz, depremde hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına sabırlar diledi. Riskleri azaltma konusunda en önemli konulardan birinin kentsel dönüşüm olduğuna dikkat çeken Yılmaz, "Önemli bir hızlanma süreci yaşandı bu dönemde. Ama yeterli mi yetmez. Marmara Bölgesi başta olmak üzere riskli bölgelerimiz başta olmak üzere bu konuları hızlandırmak istiyoruz. Bu amaçla da iki önemli inisiyatif geçtiğimiz aylarda birincisi yeni bir başkanlık kurduk. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı. Bunun içinde de üç tane genel müdürlük oluşturduk. Birincisi sadece Marmara Bölgesi'nden sorumlu bir genel müdürlük. İkincisi tüm Türkiye'den sorumlu bir genel müdürlük. Üçüncüsü de bu iki genel müdürlüğe finansal kaynak oluşturmaktan sorumlu, kentsel dönüşüme finansal destek vermekten sorumlu bir genel müdürlük. Bu üç genel müdürlüğü bünyesinde barındıran bir başkanlık oluşturduk Cumhurbaşkanlığı kararıyla. Kentsel dönüşüm kanunu meclisimiz kabul etti. Kentsel dönüşüm kanunuyla artık eskisinden çok daha kolay hale geldi kentsel dönüşüm. Bürokratik birtakım süreçler kısaltılmış oldu. Daha etkili bir karar alma mekanizması oluşturulmuş oldu. Önümüzdeki dönemde kentsel dönüşümü ne yapıp edip hızlandırmak durumundayız. Kentsel dönüşüm rantsal dönüşüm değil. İnsanımızın canıyla oynayanlara da hiçbir şekilde müsaade etmememiz lazım. Ha varsa bu yanlış her alanda olduğu gibi kentsel dönüşüm alanında da noktasal bir yanlış varsa, bir hata varsa elbette onun üstüne hukuk içinde ne gerekiyorsa gidilmeli, gereği yapılmalı kentsel dönüşümü karalamaya dönük bir takım ideolojik yaklaşımlara da hiçbir şekilde prim vermememiz lazım" dedi.

“HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ"

Yılmaz, güven ve huzurun olmadığı yerde ekonominin de olmadığını belirterek, "Terörün 2 tür maliyeti var. Birincisi; doğrudan maliyet. Hiç hesaba kitaba gelmeyecek can kaybı. İnsanımızın canına verilen zarar. O bir tarafa. Diğer taraftan yaktıkları, yıktıkları yerler oluyor. Bunlar doğrudan maliyet. Ama bir de ekonomide ‘alternatif maliyet’ dediğimiz bir kavram var. Terör nedeniyle olmamış olan işlerin olması halinde doğabilecek faydadan uzaklaşmamız; bunun getirdiği maliyet. Kullanılmayan yaylalar, yapılmayan yatırım, yapılmayan ticaret; bütün bunlar aslında bir maliyet. Dolayısıyla asıl büyük ekonomik maliyeti terörün bu dolaylı maliyet. Bunun da en büyük acısını doğuda, Güneydoğu’da yaşayan insanımız çekti aslında. Bu kayıpları, bu acıları yaşadı. Sermaye göç etti. Nitelikli insan gitmedi, göç etti. Bu da kalkınma sürecine büyük bir darbe vurmuş oldu. Ülke genelinde bir maliyet oluşturdu. Bölgede de daha büyük maliyetler oluşturdu. Şimdi ise tam tersi bir sürece girmiş durumdayız. Tersine terörün bitmesi, güvenliğin oluşması da doğrudan ve dolaylı birçok fayda üretiyor. Burada da inşallah daha büyük kalkınma sürecini hep birlikte göreceğiz" şeklinde konuştu.

“HIZLI BİR ŞEKİLDE BÜYÜDÜĞÜ BİR DÖNEM OLACAK

Yılmaz, terörle mücadelede en etkili unsurlardan birinin il bazında koordinasyon olduğunu vurgulayarak konuşmasını şöyle sürdürdü: "Farklı kurumların, farklı yerlere çekmediği yine aynı hedefe dönük çalıştığı, istihbarat yapısıyla, kolluk güçleriyle, askeriyle, bütün unsurlarımızın aynı hedefe yönelmesi terörle mücadelede en büyük pay sahibi unsurlardan biri oldu. İnşallah bunun sonuçlarını ülke olarak göreceğiz. Türkiye Yüzyılı huzurun yüzyılı olacak inşallah. Demokrasinin, kalkınmanın yüzyılı olacak. İnsanımızın temel hak ve hürriyetlerini en rahat şekilde yaşadığı ve ekonomimizin hızlı bir şekilde büyüdüğü bir dönem olacak. Hep şunu söylüyoruz; ‘vatandaşımızın önceliği neyse bizim hükümetimizin önceliği de o.’ Vatandaşımızın beklentisi neyse biz de bütün mesaimizi ona göre ayarlamamız gerekiyor. Özellikle son dönemlerde en önemli gündemlerimiz arasında ekonomi başta geliyor. Dünyada malum pandemi süreci yaşandı. Küresel finansal krizin etkileri devam ediyor. Bir taraftan da eski dünya değil; yeni bloklaşmalar oluşuyor, yeni rekabetler oluşuyor. Bir dönem küreselleşme vardı, liberalleşme diye bir kavram vardı. Şimdi giderek ondan uzaklaşıldığını görüyoruz. Korumacılık eğilimlerinin arttığını, Çin-ABD rekabeti başta olmak üzere yeni bir takım bloklaşmaların ortaya çıktığı bir dünyada yaşıyoruz. Ve bu dünya bulaşıcı hastalıklarla, afetlerle maalesef ekonominin de önemli oranda sıkıntı yaşadığı bir dönemden geçiyor."

09 Oca 2024 - 14:03 - Gündem

Mahreç  Haber Merkezi


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.