Hangi markayı seviyorsunuz

Pazar günü Fiskobirlik Genel Başkanı Lütfi Bayraktar geldi. Adam hem fındık üreticisi, hem üretici birliğinin temsilcisi hem eski AKP İlçe Başkanı hem de eski Milletvekili Adayı. Hal böyle olunca sohbet etmek hayli zor oluyor. Sohbet etmekte sıkıntı yok da yazacak şey bulmak pek kolay olmuyor.

Üretici olduğu için üretici ile aynı zorlukları yaşıyor. Üretici kurumun başında olduğu için hükümetten beklentileri oluyor. Alamazsa canı sıkılıyor. Derdini anlatacak kimsesi olmadığı için konuyu kapatmak durumunda kalıyor.

Hani yurtdışında çalışanların bir söylemi vardır. Orada gurbetçiyiz, yolda yolcu. Buraya gelince zaten Almancı…

Şimdi bu da o hesap. Her gittiği yerde sevilmesi için de sevilmemesi için de bir gerekçe var.

İçinden neler geçtiğini biz biliyoruz. Dışından söyledikleri ile ilgili kısmı paylaşalım.

Yani gelelim işin okuru ilgilendiren boyutuna.

Lütfi Bayraktar diyor ki doğrudan gelir desteği uygulaması kaldırılmalı. Onun yerine ürün bazlı destekleme getirilmeli. Yani insanlar ne kadar arazileri varsa o kadar destekleme almak yerine ne kadar üretim yaparlarsa o kadar destekleme alsınlar. Bu şekilde üretim desteklenmiş olur. Arazisi geniş olan değil ürün verimi yüksek olan kazanım sağlar. Alan bazlı destekleme için ayrılan bütçe de ürün bazlı destekleme için kullanılır herkes bu işten kazançlı çıkar.

Devamında diyor ki “Biz fındık üretimi konusunda dünya lideriyiz ama içinde fındık olan hangi ürün Türk üretimi?”

Soru aslında oldukça mantıklı. Üretici biziz ama ekmeği başkası yiyor. Demek ki aslında üreten değil doğru pazarlayan kazanıyor. Babaannem derdi ki “Yapan değil yaptıran ustadır. Yapan ameledir…” Şimdi biz fındığın ameleliğini yapıyoruz. Ustalık yapanlar zaten elleri cebinde geziyor.

“Ülke içinden tüccarlara kızmamak lazım” diyor Bayraktar. “Yabancı firma yarın kalkıp ‘ben şu adamla iş yapacağım’ derse Türkiye’nin en büyük fındık tüccarı o adam olur” diyor. Bakıyorsunuz, o da doğru…

Çünkü fındığı alan kişiler kendi paralarını kullanmıyor ki. Fındık başkasının parası ile alınan ve başkasının aracılığı ile bir başkasına satılan ürün.

Fındık üzerinden en az kazanç elde eden de fındık için en çok çalışması gereken köylü. İşin komik tarafı en az çalışan en çok kazanç elde ediyor en çok kazanan terlediği kadarıyla kalıyor.

Fiskobirlik’in marka değerine konu geldiğinde ise Bayraktar, şimdiye kadar 1 katrilyon civarında bir borç ödediklerini ve atıl veya işe yaramayacak durumda olmayan hiçbir yer satışında da bulunmadıklarını söylüyor.

En son “Tamam da ne yapmak lazım” dediğimizde…

Açıyor ağzını, “Fiskobirlik önünde sonunda dünyanın fındık konusundaki en önemli söz söyleyicisi konumunda olacaktır. Bunu devlet gücü ile yaparsa çok daha kısa sürede yapar. Devlet desteğini de kesinlikle bir hibe olarak düşünmeyin. Uzun vadeli ve faizsiz kredi olarak değerlendirin. Hal öyle olunca Fiskobirlik kısa sürede dünyanın fındık konusunda dünyanın en önemli kurumu olur. Üreticimiz dünyanın en kaliteli fındığını ürettiğine göre dünyanın en kaliteli fındık ürünlerini üretmek ve markalandırmak da bizim işimiz olmalıdır. Onun için Fiskobirlik her konuda desteklenmeli, ayağa kaldırılmalı ve kola firmaları neyse, hamburger firmaları neyse Fiskobirlik de fındık sektöründe o olmalıdır” diyor.

“Peki desteklenmezse ne olur” diye sorduğumuzda, “Fiskobirlik eski günlerinden çok uzakta. Eskiden kendini döndürmekten aciz bir kurumken şimdilerde kendini döndüren, geçmişteki borçlarını ödeyen ve yeni yatırımlar yapan bir kurum durumundayız. Destek olursa kısa vadede dünyanın bir numarası oluruz. Destek ya da köstek olunmazsa da orta vadede bu hedefimize ulaşırız” diyor.

Lütfi Başkan umutlu. Umarız kısa sürede destek olunur da üretici de rahat eder devlet de…

Dün 3 Kasım’dı

Ne olmuş 3 Kasım’sa diyorsanız yazıyı es geçebilirsiniz. 2002 yılının 3 Kasım’ında yapılan esken genel seçimde bu gün de iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi. O gün 18 yaşına henüz girip ilk kez oy kullanan ve iktidar partisine oy veren delikanlı bugün orta yaşa erişmiş bir kişi durumunda. 35 yaşındaki biri artık olgunluğa emiştir. Dahası o gün doğan bir çocuk önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde oy kullanma hakkına sahip olacaktır.

Ülkenin çok büyük bir kısmı başka iktidar görmedi. Görenler de eski günleri hayal meyal hatırlıyor.

Kimilerinin çok sevdiği kimilerinin hatırlamak istemediği bir tarih yani 3 Kasım…

Mesele sevme ya da nefret etme meselesi değil bence. Önemli olan bu ülkenin daha ileri götürülmesi ise iyi niyetle eleştiride bulunmak lazım. Ülkeyi bir adım ileri götürmek için ne yapmak lazımsa onun için gayret etmek lazım.

Yoksa işin mizahını yapmak kolay.

Hani büyüklerin bir sözü vardır ya “Az laf çok iş” diye.

Bir partiyi ölümüne sevmek ne kadar kabul edilemezse bir partiden kin derecesinde nefret etmek de o kadar izah edilemez.

İyi niyetle çalışanın yolu açık olsun. Art niyetli olanı da ortaya dökmek boynunuzun borcu olsun…

HECATİ: Tekrar ayağa kalkacak kararı verebildiğin sürece ne kadar düştüğünün anlamı yok...

YORUM EKLE

banner7

banner6