Hangi yasaktan başlasam?

Bu hafta internet üzerinden izlediğimiz programlara, okuduğumuz tweetlere, dinlediğimiz podcastlere, radyolara uygulanan/uygulanmak istenen yasaklardan bahsetmek istiyorum sizlere.

İnternetten yayın yapan platformlarının RTÜK'ten yayın lisansı almasını şart koşan bir yönetmelik yayınlandı 1 Ağustos 2019’da. Böylelikle Netflix, Amazon Prime Video, BluTV, PuhuTV gibi internet radyo ve televizyonları da RTÜK radarına girdi. Bazı yayıncılar Türkiye’de faaliyet göstermeye devam etmek için yayın lisansına dair başvuru süreçlerini başlatırken, bazı kuruluşlar başvuruda bulunmak istemedi hatta belki de bu mevzuattan haberleri dahi olmadı. RTÜK de ihtarda bulunmaya ilk Spotify’dan başladı ve 72 saat içinde lisans başvurusu yapmazsa erişim engeli uygulayacağını açıkladı geçtiğimiz gün.

Tabii büyük yankı uyandırdı bu ihtar. Siz kullanıyor musunuz bilmiyorum ama genç kesimin tamama yakını Spotify üyesi. Şarkı/türkü/ninni dinleyebilmenin yanı sıra, eski radyo programlarına benziyor, diyerek kabaca anlatabileceğim “Podcast”leri de Spotify üzerinden dinliyor herkes. Hatta RTÜK’ün ilgisini çekmesinin sebebinin de düşüncelerin açık ve sansürsüz paylaşılabildiği Podcast’leri içeriyor olması olduğunu düşünüyorum ben.

İktidar kabul etmeyi reddetse de devir değişti. Artık insanlar her anlamda kısıtlanmış ve izlemeye değer içerik bulamadıkları televizyon kanallarını değil, Youtube’u, Netflix’i izliyor; yandaş gazetecilerin kelimelerini okumak yerine, uzmanların gerçek düşüncelerini ifade ettikleri Twitter’ı okuyor. Radyo programları yalnızca magazin olunca, insanlar da artık Podcast dinliyor Spotify’da. Dolayısıyla iktidar mevcut gerçeği reddettikçe, geleneklerine bağlı muhafazakar bir duruş sergilemiş değil, çağı kaçırmış oluyor günün sonunda.

Maalesef RTÜK de bu dar zihniyetin aracı oldu son senelerde. Birkaç sayılı kanalın olduğu 20. Yüzyıl Türkiye’sinde halkın izlediği içeriği denetleyen ve düzenleyen siyaset üstü bir kuruldu, o yılların kamusal yararına hizmet için kurulmuştu çünkü. Ancak şu an milyonlarca içerik sahibinin ve milyarlarca içeriğin varolduğu global düzende, “denetlemenin ve durdurmanın imkansız kaldığı bu çağda”  RTÜK yalnızca denetlemek istediğini denetleyen, elemek istediğini süzgece koyan, beklenilen kamusal faydayı veremeyen bir kurum oldu.

Bu baskı atmosferine bir de kamuoyunda sosyal medya yasası olarak bilinen bir yasa eklendi 1 Ekim’de. Yasaya göre Türkiye’den günlük erişimi 1 milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılarına (Facebook, Twitter, Instagram, Spotify ) Türkiye’de temsilci bulundurma ve ofis bulundurma şartı getirildi.

Bu temsilci bulundurma şartı ne getirir ne götürür diye sorarsanız, hiçbir sosyal medya devinin 1 Ekim’den bu yana bu yasaya dair bir adım atmadığını, yalnızca Facebook’un – resmi olmasa da açık bir beyan ile - bu şartı kabul etmediğini ve Türkiye’de ofis açmayacağı bilgisini sizlerle aktarabilirim. 

Yani teknoloji devleri kısıtlamaların emredileceği bu baskı ortamında yer almak istemedi. 21. Yüzyıl teknolojisinin getirdiği içerik özgürlüğünün sekteye uğratılacağını görüyorlar çünkü Türkiye’de. Global vizyona sahip her firma gibi çalıştıkları ülkenin kanuni alt yapısının tutarlı olmasını, öngörülebilir bir hukuk modeli sergilemesini istiyorlar çünkü. Devamlı erişim engeli, içerik çıkartma kararları verilen, yargının bağımsız olmadığı, demokratik kurumların işlemediği bir ülkede, bu yapının bir parçası olmak istemiyorlar haliyle.

Bu ortama yabancı yatırımcı gelmiyor, ben de zorla getireyim dersek böyle rezil oluruz işte

YORUM EKLE