Hecati yazıyor: Yalan

24 Temmuz 1908’de sansürün kaldırılışının yıldönümü dolayısıyla Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği yemeğe katıldık.

Yemek sonunda RATED Başkanı Remzi Adıyaman mikrofonu aldı ve gerçekten güzel sesi ile bestesi ve güftesi Yusuf Nalkesen’e ait Kürdilihicazkar makamındaki şu şarkıyı seslendirdi:

Avuçlarımda hala sıcaklığın var

Unuttum dese dilim yalan billahi yalan

Hasretindir içimde hep alev alev yanan

Unuttum dese dilim billahi yalan…

Buraya kadar sorun yok sevgili okur. Ancak sansürün kaldırılışının yıldönümünde söylenen şarkının sözleri bu şekilde.

Sözleri biraz Hecati’nin bakış açısı ile görürseniz şöyle detaylar var. Gazeteci elleri ile avuçları ile para kazanan kişi. Haberin sıcak olması gerektiği de kesin. Ama gazetecinin yazdıklarına genel olarak yapılan yorum bir alt mısrada gizleniyor. O mısrada da “Yalan. Billahi yalan” diyor.

Adıyaman şarkıyı bugün için seçmemiştir mutlaka da… Sansürün kaldırıldığı gün söylenen şarkının içinde “yalan” kelimesinin bu kadar vurgulanarak geçmesini farklı yorumlamak da mümkün.

Gazetecilerin yazdığı mı yalan, sansürün kalktığı mı?..

Ayasofya ile başka şeyi kıyaslamak

 En iyi savunma saldırıdır. Ama en iyi saldırı savunma değildir. Dün Ayasofya Camii’nin tamamı ibadete açıldı.

Konu bu. Tartışmamız gereken ya da üstünde konuşmamız gereken şey aslında bundan ibaret. Kimi kalkıp, “Bu aslında Atatürk’ün izlerini silmektir” diyor. Kimi “Ayasofya’da zaten namaz kılınıyordu” diyor. Kimi “Ayasofya açıldı da işsizlik mi bitti” diyor. Kimi “Ayasofya’nın açılması cari açığa nasıl etki edecek” diyor.

Kardeş konu o değil ki! Konu siyasi bile değil. Konu aslında dini.

İktidara yarar, muhalefet yarar…

Kardeş konu dini.

Sen Ayasofya’nın tamamen ibadete açılmasına sevindin mi, üzüldün mü? Onu de. Gerisine bakarız sonra…

Katilin partisi

Bizde suç işlendi mi ilk “nereli” diye bakılırdı. Sonra “Hangi sülaleden? Kimlerden” diye incelenirdi. Şimdilerde biri suç işlediğinde “Hangi siyasi görüşten” diye bakılıyor. Sonunda “Sizin zihniyetiniz böyle” denmek isteniyor.

Yapmayın Allah aşkına. Suç bireyseldir. İnsanın olduğu yerde suç vardır. Bir anadan alim de doğar zalim de. O zaman bir siyasi görüşten bin çeşit insan çıkar. Onun için bırakalım birileri üstünden birbirimizi genellemeyi. İşimize bakalım arkadaş. Çok mu zor…

Milli sporlarımız

Temel yurtdışında yıllarda eğitim almış. Piyano çalıyor. Sahneye bambaşka bir isimle çağrılıyor. Üstünde smokin falan. Eseri çalıyor. Bitiminde arka sıralardan biri “Bravo hemşerum” diye bağırıyor. Temel merak edip adamı kulise davet ettiriyor. “Kardeş sen benim Karadenizli olduğumu nereden anladın” deyince adam, “Hemşerum! Herkes tabureyi altına çeker. Son oturup piyanoyu kendine çektun” diyor.

Bu günlere Sakarya Merkez’de bir yıkım var. Yoldan geçen vatandaşlar bir süre keyifle bur yıkımı izliyor. Kalabalık değişiyor ama sayı azalmıyor.

İnşaat izlemek de bizde ata sporlarından. Sırf bunun için kurulmuş “İnşaat TV” diye diye bir kanal bile var. Sürekli iş makinesi çalışması yayınlıyor.

3 yaşında bir oğlum var. Ellerinizden öper. Arada çizgi filmden sıkıldığında açıp o bile o kanala bakıyor.

Yoksa Türk olduğumuz nereden belli olacak.

HECATİ: İnsan birini sevince kalbine hapseder. O nereye giderse sevdiği de kalbiyle gider…

YORUM EKLE