Hecati yazıyor: Yalnız iyi normalleştik

Martın ortasından bu yana sürdürülen koronavirüs mücadelesinde yeni normal döneme geçtik. Uzunca bir aradan sonra ilk kez geçen hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulanmadı. 65 yaş üstündekiler hafta başından itibaren sokağa çıkabiliyor. 18 yaş altındakiler de velileri ile birlikte sokağa çıkabilecek. 65 yaş üstündekilere saat 10.00 ile 20.00 arasında sokağa çıkma izni verildi. Eskiden torunlarına “Akşam ezanı okundu. Doğru eve” diyen nesil şimdi akşam ezanı okunmadan evde olmak zorunda. Neden akşam 8? Bilen yok. Ama kısıtlamanın devam ettiğinin bir şekilde hissettirilmesi lazım. Yoksa aslında virüsün sabah ondan önce ve akşam sekizden sonra yayıldığının ifadesi değil.

18 yaş altındakilerin de pandemi sürecini hissetmesi için bir formül uygulandı. O da velileri olmadan sokağa çıkmalarına izin verilmeyecek olması.

Pandemi sürecinin hissettirilmesi için olduğunu tahmin ettiğimiz bu iki adımın yer değiştirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Zira ihtiyarlar gece geç saatlere kadar dışarda kalmaz. Yani aslında 65 yaş üstündekilere akşam sekizden sonra dışarı çıkmayı yasaklamak çok bir anlam ifade etmez. Zaten yaşlı adam o saatten sonra dışarda pek durmaz.

Onun yerine yaşlıların yanlarında refakatçi ile dışarı çıkmalarına müsaade edilseydi… Bu şekilde 65 yaş üstündekiler de sevdikleri ile dışarı çıkmak zorunda kalsaydı sanki daha iyi olurdu.

Bunun yanı sıra 15-16 yaşındaki gençlerin velileri ile dışarı çıkması pek mümkün değil. Bu durumda gençlerin gece dışarı çıkmasını yasaklasaydık daha iyi olurdu sanki.

Bu arada şehirler arası seyahat yasağı da kalktı. Biletler ucuzladı. Mekanların açılma ve kapanma saatleri değiştirildi.

Hal böyle olunca vatandaşa da bir rahatlama geldi. Minibüsler ve dolmuşlar da kapasitelerinin tamamı kadar yolcu taşımaya başlayınca artık vatandaş samimiyeti ilerletmekte bir sakınca olmadığına kanaat getirdi.

“Yeni normal” ile “normal” karıştırıldı.

“Yeni normal” dediğimiz “Depremle yaşamaya alışmalıyız” cümlesine tekabül eder. “Deprem olalı 20 yılı aşkın süre oldu. Bundan sonra sağlam ev yapmamıza gerek yok” diyebilir miyiz? Eğer “Diyebiliriz” diyorsanız o zaman pandemi süreci sizin için sona erdi. Gidin istediğinizi yapın.

Sokaklarda artık maske takan insan sayısı azalmaya başladı. Marketlerde sosyal mesafeye uymak artık demode.

Koronavirüsün su yolu ile bulaşıp bulaşmadığına ilişkin bir açıklama yapılmadı. Ama vatandaş kendi kendine denize girmeye karar verdi. Geçtiğimiz hafta Sakarya’da 50 bini aşkın kişi denize girdi. İnşallah koronavirüs deniz yolu ile bulaşmıyordur. “Denizde sosyal mesafe kuralı” desem zaten gülmekten yazıya devam edemezsiniz.

Vatandaşımız da aslında biraz Yargıtay gibi. Bir konuda normalleşme yolunda bir adım atıldığında hemen ardından kapsamın genişletilmesini istiyoruz. Mesela “Dolmuşta yan yana durabiliyorsak kahvede okey de oynayabilmeliyiz” diyoruz. Ardından “Koronavirüs zaten taşla kağıtla makasla bulaşmıyor” diye genelleyip işi eski normale sürüklüyoruz.

Pandemi kurulları virüsle ayrı bizimle ayrı uğraşmak zorunda kalıyor. Sanki bu kuruldakiler bedeni sağlığımızı korumak için çalışmıyor da ruh sağlığımızı bozmak için çalışıyor gibi düşünüyoruz.

Oysa hıfzıssıhha kurullarında çalışanların durumu çok daha zor. Adam hem toplumu korumakla hem de toplumu yeni normal döneme hazırlamakla mesul. En son “Bana ne? Ne yaparsanız yapın” diyecek raddeye defalarca geldiklerini tahmin ediyorum.

Bu arada ülkece yaramaz çocuk gibi davranıyoruz. Normalleşme yarışındayız resmen.

Hani bir karikatür vardı ya. Adamlar masanın başında oturmuş yemişler ve karınları şişmiş. Birbirlerine “Yalnız çok yedik” “O değil de bayağı iyi yedik” “Çok güzel yedik” şeklinde konuşuyorlardı.

Yakın zamanda bizimkiler de Allah korusun hastanede ya da karantinada yan yana yatarken, “Yalnız iyi normalleştik”, “O değil de bayağı bir normalleştik” diye konuşuruz, böyle giderse…

HECATİ: Piknik serbest, mangal yasak. Kafe açık, nargile yasak. Bu koronavirüs gerçekten dumanla mı bulaşıyor...

YORUM EKLE