Hecati yazıyor: Bize her gün ramazan

Geçen haftaki yazımı beğenen okurların tepkilerinden sonra bir yazı daha yazmaya karar verdim.

Yazımın başında ihtiyacı olmadığı halde devletten 1000 liralık yardıma başvurup, koli dağıtan parti ve sivil toplum kuruluşlarının telefonlarını ezbere bilen arkadaşlara sevgi ve selamlarımı sunuyorum.

Ramazan geldi. Ramazan moduna zaten daha erkenden girmiştik biz. Evden çalışanların uyku düzeni çoktan değişmişti. Televizyon reklamları da çoktan romantik moda girmişti. Şimdi aynı reklamlara bir iki ney sesi ve bir iki yemek görüntüsü eklenecek. Televizyonların işi tamam.

Zaten işyerlerinin çoğu kapandığı için toplum daha az para kazanıyordu. Onun için uzun süredir pek çok kişinin karnı daha az yemek görüyordu. Olanı idareli yemek zorundaydık. Onun için ramazan bu kişilere de pek ağır gelmeyecek.

Öte yandan parası olanların da alışveriş edeceği yerler kapalı. Zaruri ihtiyacı almak da zengini tatmin etmiyor zaten. Şimdi bir de üstüne ramazan geldi. Pahalı yerde yemek yiyecek olsa her yer kapalı. Lüks bir sofra kurup sosyal medyaya atacak olsa lüks şeyler alacağın yerler esnek çalışma sistemine geçmiş.

Fakir hissediyor insan kendini.

İnançlı insanın teravihi eda edemediği, zenginin variyetini sergileyemediği, yoksulun sıcak pide ile iftar yiyemediği bir ramazana denk geldik.

İnşallah sonu başından daha umut verici olur.

Hiç değilse bayram namazında hepimiz bir araya gelebiliriz.

Biz bize yeteriz ne demek?

“Biz bize yeteriz” sloganı ile başlatılan kampanya ile dalga geçen çok isim oldu. Her konunun eğlenceli bir tarafı olabilir ama her konu eğlenceye malzeme edilemez.

Çünkü eğer bir şaka kendisine yapılan dahil herkesi eğlendirmiyorsa “eşek şakası” olarak değerlendirilir.

İhtiyaç sahibi olanlara yardımda bulunmak isteyenlere çağrıda bulunmak ve doğru kanaldan yardım verilmesini sağlamak dalga geçmeye değer bir konu olmamalı.

İşin inanç boyutunu bir kenara bırakıp felsefi bakmak gerekirse durum şudur:

Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz. Nehirler kendi suyunu içemez. Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez. Toprak kendisi için doğurmaz. Doğanın anayasasında ilk madde şudur. Her şey birbiri için yaşar. Ben biz olduğumuz zaman ben olurum. Ben, ben olduğum için sen, sensin.

Neden saat 21

Yaşı yetenler hatırlar. Meşhur Susurluk Kazası olduğunda bir furya başlamıştı. “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” sloganı ile başlayan kampanyada bir dakikalığına ışıkları söndürüyordu millet. Sonra bu yakıp söndürmeye dönüştü.

Sonra bir süre ara verildi bu şekildeki eylemlere.

İnsanların evden çıkmadan yapabileceği bu eylem aslında eğlenceliydi de.

Sonra koronavirüs çıktığında insanların aklına bu yöntem yeniden geldi. E zaten insanlar evden çıkamıyordu. O zaman bu defa da balkonlardan alkışlama furyası başladı.

Önceki gece de 23 Nisan dolayısıyla balkonlardan İstiklal Marşı okundu.

Bu üç organizasyonun evden yapılmasının dışında bir başka ortak özelliği daha var. Her biri akşam saat 21’de yapıldı.

Herkes o saatte evde olduğu için mi? O saatte sesin daha iyi dağıldığı düşünüldüğü için mi? Algıların o saatte daha açık olduğu için mi? Yoksa televizyondaki dizilerin başlama saati olduğu için mi?

Biri bu konudaki merakımı giderebilirse çok memnun olacağım.

HECATİ:  Ülkemizin üstündeki kara bulutların meteoroloji ya da talihsizlikle alakası yoktur. Durum sahur öncesi içilen son sigaralardan kaynaklanmaktadır...

YORUM EKLE