Her gün 1 Mayıs

Emeğin ve dayanışmanın günlerinden 1 Mayıs, insanlığın sürüklendiği krize karşı farklı itirazların, farklı arayışların dile getirildiği bir tarih olarak ayrı bir anlam ve önem taşıyor.
Dünya sisteminin sosyo-ekonomik politikalarının toplumlarda ve yerkürede yarattığı tahribat, 1 Mayıs’ta yoğun bir şekilde gündemleşiyor.
Türkiye’de ise bugün, ne yazık ki daha çok devletin güvenlikçi, baskıcı ve yasakçı uygulamaların neticesinde ortaya çıkan şiddet tablosuyla anılıyor.
Bu durum, insana, emeğine, haklarına aykırı izlenen politikaların sorgulanmasının da zeminini ortadan kaldırıyor.
Oysa 1 Mayıs’ın gündemi, gösteri ve yürüyüş haklarının devlet iktidarı tarafından ihlali ve yasakçı dayatmalar yerine, nasıl bir eşitsizliğin ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü olmalıydı.
Unutmayalım ki, dünya nüfusunun iki katını besleyecek imkânı olan bir dünyada her sekiz kişiden biri açlığa mahkûm vaziyette.
Her yıl yaklaşık 7 milyon kişi açlık ve açlığa bağlı hastalıklardan dolayı hayata gözlerini yumuyor.
Uluslar arası şirketlerin kapitalist çıkarları için savaşlar, emperyalist işgaller icat ediliyor. NATO gibi savaş makinalarına ve silahlara ayrılan bütçeler, insanlığı felaketten felakete sürüklüyor.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gerekli tedbirlerinin alınmaması sonucu dünya genelinde her 15 saniyede bir işçi hayatını kaybediyor..
İşte bu ve benzeri durumlar, üzerinde düşünmemiz gereken çok boyutlu bir sistem sorunu olduğunu gösteriyor.
Ve ne yazık ki, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, 1 Mayıs, mezkûr sorunlara karşı yükseltilecek itirazların ve arayışların gündeme gelemeden şiddet sarmalına dolandığı olaylara mahkûm edildi.
Özellikle İstanbul ve Ankara’da ‘güvenlik tedbiri’ adı altında yapılan uygulamalar, güvensizliğe ve şiddete zemin hazırladı.
Hükümet güdümlü medya ya da yeni tabirler ‘havuz medyası’ ise bu şiddetin kaynağında devletin yasakçı baskısı olduğu gerçeğinin üzerini örtmek üzere gündemi manipüle etti.
Yasaksız 1 Mayıs’larda böyle bir durumun yaşanmadığı tecrübe edildiği halde, birçok şehirde devlet müdahalesi olmadığı takdirde kayda değer bir olumsuzluk yaşanmadığı halde, sivil toplum örgütlerinin gösteri hakkının kullanılmak istendiği meydanları yasaklamakta ısrar edilmesi, insanın ve emeğin örselendiği bir günün daha yaşanmasıyla sonuçlandı.
Artık bu durumun bir an önce sonlandırılması gerekiyor.
Ve 1 Mayıs’ın anlamına yaraşır şekilde gündemleşmesinin önündeki engellerin kaldırılması önem kazanıyor.
Çünkü 1 Mayıs’ın tarihinde özellikle emeğin, alın terinin sömürülmesine karşı direnirken ödenmiş çok ağır bedeller vardır.
Ve bu bedelleri ödeten kapitalist-emperyalist dünya sistemine karşı yükseltilmek istenen itirazlar vardır.
Nasıl olmasın ki?
Öyle bir sistem hüküm sürüyor ki, dünyanın en zengin yüzde 10’u dünyadaki zenginliğin yüzde 86’sını eline geçirmiş durumda.
En zengin yüzde 1 ise yüzde 46’sını.
Yani dünya nüfusunun yarısına, toplam zenginliğin ancak yüzde 1’i kalmış.
Nereden baksanız korkunç bir durum.
Yine bu öylesine bir düzendir ki insanlık onurunun bir değeri yoktur.
Egemen emperyalist akıl, insana ‘sermaye’ ya da ‘kaynak’ gözüyle bakmaktadır.
Bu yozlaşmış düzende, insanın değeri ahlâkla değil banka hesaplarıyla ve ne kadar tükettiğiyle ölçülür!
Daha çok kazanma hırsıyla taşeronlaştırılan, köleleştirilen emekçiler serbest piyasa koşullarında adeta diri diri gömülür.
Ve ne yazık ki, bu kölelilik düzenine karşı başka adil bir dünyayı mümkün kılma iddiasını taşıması gereken Müslümanlar, geleceğini bu kapitalist bataklığın içinde aramaktadır.
Oysa tüm insanlığın mirası olan yeryüzünün kaynaklarını ve insan emeğini sömüren bu düzenin bizi sürüklediği felaket ortada değil mi?
Derelerimiz inşaatlarla, HES’lerle dolarken; göllerimiz dev fabrikaların üretimi için hızla kurumaya yüz tutarken; yeşil alanlarımız betondan ucubelerle doldurulurken; bu düzenin devam etmesi kabul edilebilir mi?
O halde buna karşı yürütülecek bir mücadele, sadece senede bir günle, sadece 1 Mayıs’la sınırlandırılmamalıdır.
1 Mayıs’a anlam katan mesaj, günlerin tamamına teşmil edilmelidir.
Aksi takdirde, ödenen bedellerin de hakkı layıkıyla verilmemiş kabul edilecektir.
 

YORUM EKLE