Herkes hesaba çekilecek

“Soygunculuk bir yaşam biçimi haline gelirse, insanlar soygunculuğu onaylayan ve yücelten yeni bir adalet sistemi (oluşturur)” (Frederic Bastiat)

İnsanoğlu adil olabilmek için önemli evrelerden geçmiş ve tecrübeleriyle de adalet duygularını geliştirmiştir. Aslında insan, fıtratı gereği adildir. Zira insanlar olarak bizler, adaleti korumazsak, zamanı gelince de adalet bizi koruyamaz. Bunun önlenebilmesi, dünyevileşme uğruna adaletten ayrılmamakla mümkün olur.

Adaletin uygulanmasında zengin fakir ayırımı yapılmamalı, herkes icra ettiği fiilinden hesaba çekilmeli, hiçbir ayırımcılık söz konusu olmamalıdır. Yoksa toplumun başına zulüm çöreklenir. Bu hesap sorulma işinden hiç kimse müstağni tutulmamalıdır. Eğer suç teşkil eden fiili devlet başkanı bile işliyorsa, o da adaletin önünde sorgulanmalı ve verilecek cezadan asla içtinap edilmemelidir.

Çalan, çırpan, soyan, soyduran, sömüren, sömürten her kim ise mutlaka muhakeme edilme cesareti gösterilmelidir. Aksi halde adaletten bahsedilemez. Fakire gelince ceza, zengine gelince beraat veren bir anlayış adaleti zir ü zeber eder, sonucunda da toplumun mahvına sebebiyet verir.

Bu anlayış önce yönetenlerde inkişaf etmeli, kademe kademe en küçük üniteye kadar indirgenmelidir. Çünkü Allah “Adaletle hükmediniz” buyurmaktadır. Allah’ın buyruğuna her insan mutlaka uymalıdır. Firavunlaşarak, tiranlaşarak, karunlaşarak haksız kazanç iktisap eden herkes bundan dolayı müsamaha görmemelidir.

Her insan kazancının hesabını vermeye mecburdur. Bu konuda herkese eşit muamele edilmeli, milletin vicdanında mahkûm olanların beraat etmeleri önlenmelidir. Zira kul hakkını hiç kimse affedemez, o fiil Defter-i Kebir’de yerini alır ve silinmez. Victor Hugo der ki “ruhunu kaybeden, dünyayı kazansa ne çıkar.” Yani vicdan tamburası tın bile etmeyen insandan topluma fayda gelmez. O insan hangi makamda olursa olsun fark etmez.

Malumdur, Hz. Ebu Bekir de “mal cimride, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa düzen bozuktur” buyurmaktadır.  

Bu gayrı ahlaki durumdan kurtulmanın yolu, manevi olgunluğa ulaşmaktan geçer. Gönül ibresi sapanlardan her türlü kötülük beklenir. “Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış bir adam, halk şairi Seyrani’ye; “Bende dünyayı görecek göz mü kaldı” diye şikâyette bulununca, söz eri Seyrani “hiç üzülme dostum” demiş, “zaten dünyada da bakılacak surat kalmadı” (Cengiz Erşahin, Hayata Yön Veren 2000 Söz, sh:104)

Maalesef insanlarda haya kalmayınca, insanlarda helal haram anlayışı yok olunca, her türlü fiili işlemekten çekinmez, hatta iftihar eder, dururlar. Diğer insanlar da bu neviden düzenbazlara iltifat eder, peşlerine takılmaktan da vazgeçmezler. Nitekim “balık baştan kokar”, tuzun da faydası olmaz.

Geçmişi bilinen insanların debdebeli hayatlarını görünce, harama ne çabuk ayak uydurulduğunu anlarız. Bu gibilere ilgi göstermek feci sonuçların doğmasına sebebiyet verir. Zira zalimin zulmüne rıza gösteren zalimdir. Şakinin şekavetine rıza gösteren de şakidir.

Buna rağmen insanlar, akletmeden bu gibilere karşı iltifatkârane davranmaktan da utanmıyorlar. Böyle bir toplumun ıslahı mümkün olabilir mi, emanet bu zihniyet sahiplerine verilebilir mi? Böyle gayrı adil davrananlara makamlar teslim edilebilir mi? Böyle insanların oluşturduğu toplumlarda adaletten bahsedilebilir mi?

Unutmamak gerekir ki dünya fani. Ne kadar yaşanırsa yaşansın mukadder olan ölümdür. Zira insan ne kadar yaşarsa yaşasın bir gün ölecek, ne yaparsa yapsın bir gün yaptıklarından dolayı hesaba çekilecektir.            

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.                                          

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Beylerbeyi – 08.02.2021

YORUM EKLE