Hiçbir şey kolay olmayacak

Yerel bir yönetici seçiminin, ülkenin kaderini tayin edecek bir beka meselesine dönüştürülmesi doğru değildi.
Bir seçim uğruna memleket ahalisinin birbirine karşıt kamplarda konumlandırılmaları toplumsal barışa yönelmiş ciddi bir tehditti.
Bir oy daha fazla alabilmek için insanların etnik kimlikleri üzerinden ya da siyasal tercihleri dolayısıyla hedef gösterilmeleri, sandıktan sonraki günlerin huzurunu kaçıran bir kötülüktü.
Tüm bunların yanlışlığını yaşayarak tecrübe ettik, üstelik kısa süre içinde iki kez.
Sadece seçimin değil, yenilenen seçim sürecinde aynı hataların da tekrar edilebildiğine şahit olduk.
Bazı hatalardan vazgeçilirken, daha vahim hataların yapıldığını gördük.
“Bundan sonra önümüzdeki sürece bakıp, dersler çıkaracağız” demek isterdim gönül rahatlığıyla ama böyle olmayacak.
Biz eleştirinin ihanet, muhalefetin hainlik ilan edilegeldiği bir kültürle yoğrulmaya devam ediyoruz ne yazık ki.
Hatalarımızın sorumluluğunu almak yerine suçlayacak günah keçileri arıyoruz ve her defasında da buluyoruz.
Tercihlerimizi gözden geçirmek ya da tercihlerimizin isabet oranının muhasebesini yapmak yerine bizden yana tercihte bulunmayanları suçlamayı seviyoruz.
Böyle olunca ne tas değişiyor ne hamam; aynı çamur banyosunda debelenmeye, aynı kirli suda yıkanmaya devam ediyoruz.
Ne arınma, ne ıslah, ne çözüm; sadece çatışma ve çöküş, yozlaşma ve kokuşma!
Politik kutuplaşma, beraberinde toplumsal bir ayrışmayı getirmekle kalmıyor; gündelik hayat anlayışsızlığın, şiddetin ve yaratıcı değil yıkıcı bir kaosun hükmüne giriyor.
Her yanı ateş sarmalı olan bir coğrafyada belki de en son isteyeceğiniz çatışmacı ortama zemin hazırlanmış oluyor.
İnsanların farklılıklarından dolayı birbirini düşmanlaştırdığı, hâkim siyasal söylemin bundan medet umduğu bir vasatta, elde tutulacak makamların, mevkilerin ne kıymeti olabilir?
Gelin görün ki aklı selim devreden çıktığında bu sorunun bir anlamı kalmıyor.
Fitne ve istikbar, güç ve otorite yoluyla egemenliğini sürdürdüğünde, toplum adına duyduğunuz kaygılar tek başına bir anlam ifade etmiyor.
İşte bunun için kötülüğe karşı çıkmak tek başına yeterli olmuyor, iyiliği ve doğruluğu yaygınlaştırmanız da gerekiyor.
Olan bitene seyirci kalıp, halden şikayetçi olmak yerine, manzarayı değiştirmenin mücadelesini yürütmeniz icap ediyor.
Örgütlü kötülüklere, kurumsallaşan haksızlıklara, yaygınlaşan ifsada, münkere, fahşaya karşı iyilikle, adaletle, sabırla ve ahlak ile direnmeniz şart oluyor; ihtiyacımız olan da bana kalırsa budur.
Eleştirdiklerimizin hatalarını tekrarlamadan, bize kötülükle muamele edene doğru şekilde mukabele ederek, haksızlığı kural haline getirene adaletle karşılık vererek…
Bizi düşmanlaştıranlara düşmanlık beslemeden fakat insanları düşmanlaştıran siyasetlerine de geçit vermeden…
Elindeki güç ve otoriteyle toplumu ezmeye çalışanların hükmüne boyun eğmeden, kendimizi ezdirmeden, güce ve ezenin rolüne talip olmadan…
Sadece güzel olacak demekle güzel olmaz hiç bir şey, bunun için her şeyin hakkını vermek, mücadele etmek lazım.
Geçen yıl tam bugün düştüğüm bir notu aktararak koyayım noktayı.
Keşke şu vakitten itibaren herkes hakka her şeyden çok değer verse, hakkı karşısındakine göre eğip bükmese, her ne şartta olursa olsun yalnızca hakkın gereğini yerine getirse…
Böyle olursa her şey zamanla yoluna girmeye başlayacaktır.
İmkansız mı? Olabilir.
Yine de denemeli miyiz?
Kesinlikle!

YORUM EKLE

banner7

banner6