Hopa'nın Bize Gönderdiği Mesaj

Artvin’de geçtiğimiz günlerde ağır bir sel felaketi yaşandı.
Selin en çok vurduğu ilçe Hopa oldu.
Yoğun yağış neticesinde meydana gelen heyelanlar ve taşan dereler, 8 insanın hayatına son verirken, 3 kişinin hâlâ kayıp olduğu belirtiliyor.
Özellikle 4 yaşındaki Taha Su'nun sel sularına kapılarak kaybolması yürek burkucuydu.
Ölenlere Allah’tan rahmet, kalanlara sabır ve şifa diliyorum.
Şimdi karşımızdaki tabloyu okuma zamanı.
İlk olarak durum tespiti yapalım.
Yağışların mevsim normallerin üstüne çıktığı ve 4 aylık yağışın 6 saat içinde düştüğü söyleniyor.
Metrekareye 255 kilogram yağış düşmesi, her zaman karşılaşılacak bir durum değil.
Fakat rahmet saydığımız yağmurun felakete dönüşmesi de doğal bir durum değil.
Şimdi bu durumun değerlendirmesine geçelim.
İlk söyleyeceğim şey şu:
Hopa’nın karşılaştığı sel felaketinin temel nedeni doğal değil, ekonomiktir.
Kâr ve rant hırsıyla Karadeniz’in ormanları gün geçtikçe betondan kalıplara dönüştürülmüştür.
Bitki örtüsü ciddi şekilde tahrip edilmiştir.
Özellikle de dereleri HESlerle doldurulmuştur.
Derelerin yatakları değiştirilmiş, açılan yerlere ise binalar kondurulmuştur.
Velhasıl oradaki doğal sistem ekonomik çıkarlar uğruna göz ardı edilmiştir.
Üç günlük çıkar için suyu, toprağı, ağacı hoyratça sömürenlerin uyguladıkları politikalar, ne yazık ki bugün acı sonuçlarını vermiştir.
Her şeyin metalaştığı, nesneleştiği bir dönemde bundan başka türlü bir manzara da beklenemezdi zaten…
Lakin, gelin görün ki bu felaketlerden hiç ders alınmıyor.
Nasıl ki bir deprem şehrinde yaşamamıza rağmen, 1999 yılındaki Marmara Depremi’ni unuttuk ve yeniden bir deprem olmayacakmış gibi hayata devam ediyoruz; şimdi de Hopa’da sel hiç olmamış gibi devam edilecek.
Yeşil Yol projesi örneğinde olduğu gibi kapitalist talanın doğayı sömürmesinden vazgeçilmeyecek.
Siyasetin dar çıkar gruplarının yalnızca kendileri için belirlediği politikalar, toplumsal yararı da doğanın hakkını da hiçe saymaya devam edecek.
Biz bunun nelere yol açabileceğini kendi şehrimizde de gördük aslında.
Daha birkaç ay önce Aşağı Dereköy’deki sel felaketi bir can almadı mı?
Geçen yıl da Geyve’de yaşanan sel felaketinde 1 kişi sulara kapılarak hayatını kaybetmedi mi?
Bu felaketlerde yanlış projelerin, derelere yapılan yanlış müdahalelerin payı konuşulmadı mı?
Ya da Sapanca Gölü’nde yaşadığımız kuraklık felaketi nasıl unutuldu?
Derelerin su fabrikalarıyla, gölün sanayi fabrikalarıyla hoyratça kullanılması sonucunda yüzbinlerce insanın en temel yaşam kaynağı olan sudan mahrum kalma tehlikesi belirmedi mi?
Bu seneki yağışlar nedeniyle gündemden düşmüş olsa da, yarın yeniden sıcaklığa bağlı nedenlerden dolayı benzer sıkıntıları yaşama ihtimaline karşı herhangi bir önlem alınıyor mu?
Bilakis Sapanca daha iyi korunması gerekirken, şimdi gölün çevresindeki SİT alanları da imara, zenginlerin lüks konaklarının inşaatlarına açılmıyor mu?
Şimdi bu soruları soruyoruz ve önlem alınmasını istiyoruz.
Fakat tedbir makamındakiler hatalarını tevil etmenin yollarını aramaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Yine de kendilerine, bugün ürettikleri bahanelerin, yarın daha büyük bir felaket anında arkasına sığınılamayacak kadar küçük kalacağını hatırlatmaktan vazgeçmeyelim.
Umulur ki ders alınır, hem de geç kalmadan.

YORUM EKLE

banner22

banner21