Hoşçakalın ben gidiyorum

Ne zaman, nerede ve nasıl bir nokta ile biteceğini bilmiyor olsam da, sıcak bir temmuz gecesinde, incir ağacının altında yazıyorum, bu yazının ilk satırlarını… Ve ‘’hoşçakalın’’ diyorum.. Hoşçakalın sayfalar, cümlelerimi de alıp, ben gidiyorum. Hoşçakalın satırlar, düşünceme anlam katan, noktamı, virgülümü alıp, ben gidiyorum. Hoşçakalın satır başları, girişler, gelişmeler, sonuçlar, kalemimi de alıp, bir süre için ben gidiyorum.
Evet ben, bir süre için olsa da, çekip gidiyorum bu köşeden… Ancak gitmeden önce, insanlığa, gençliğe, İslam ile aramızda olan ilişkiye, siyasete ve gündeme dair, bir sürü cümle var cebimde. Ülkeye kuş bakışıyla baktığım vakit, kadından erkeğe, gençten yaşlıya, edepten adalete ve sanattan siyasete kadar, tüm ülkenin, revize olmasını gerektiğini görüyorum.
Bana göre, revize edilmesi gereken, ilk iki kavram; bir insanlık, iki Müslümanlık… Ne yazık ki son zamanlarda, insanların özünde, ‘’insanlık’’ diye, bir değer kalmadı. Son zamanlarda, siyaset konuşan herkes, ‘’özeleştiri’’den bahsediyor. Ancak bunu söyleyen hiç kimse, kendine dair en ufak bir özeleştiri, yapamıyor. ‘’komşusu açken, tok yatan bizden değildir’’ diyen, bir peygamberin ümmeti olmaktan, övünüyoruz. Eyvallah. Ancak biz, değil komşusu açken tok yatmamayı, komşusu açken, yiyor, içiyor, geziyor ve bütün bunları da, utanmadan sosyal medyada paylaşıyoruz. Eleştiri yapmaya, ülkeye dair bir şeyler söylemeye gelince, yine utanmadan, ‘’hak, hukuk, adalet’’ diye bağırıyoruz.
Genç tayfaya gelince… Ne yazık ki, ruh yok genç tayfada. Haddinden fazla özgürlük var, hadsiz olduğu için de, özgürlüğün bir anlamı yok. Geleneğe bağlılık, aileye saygınlık, örfe adete göre yaşama çabası ve İslam’ı anlayıp, İslam’a göre ömür tüketme amacı yok. Zira etrafta, gençlere örnek olacak, özü de, sözü de öğüt olan, bilge yetişkinler yok. Ne yazık ki artık herkes, sanal dünyada, yalan olma yolunda ilerliyor.
Edep, ahlak, saygı ve adalet konuları ise, tam bir facia… eğer bir ülkede, sosyal medyada, yemek, içmek ve gezmek fotoğrafları paylaşan insanlar var ise, o ülkede, edep te yoktur, ahlak ta, saygı da. Yine eğer bir ülkede, ustalığa bakmadan, eş dost, akraba makam sahibi oluyor ise, o ülkede, adaletin ‘’a’’sı bile yoktur.
Son günlerde, siyaset konuşan herkesin dilinde, bir ‘’revize’’ kelimesi dolaşıp duruyor. Tamam, yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, bir takım eksiklikler olabilir. Kabine dahil, revize edilmesi gereken yerler de olabilir. Ama kimse; “üç yıl önce asrın ihanetini, 15 Temmuz işgal girişimini yaşamış bu ülke, bugün dünyaya meydan okur gibi, s-400 aldı.’’ demiyor. Kimse, on yedi yıllık rahatlığın vefasını vermiyor. Pahalı patates soğan yüzünden, hak safından vazgeçenler oluyor. Ve kimse, aynaya bakmayı bilmiyor.
Oysa ilk önce, millet olarak bizim revize olmamız lazım. Adalet isteyen yürek, gerçekten adaletli olmalı mesela. Hem öze, hem söze, ‘’sabır’’ ve ‘’şükür’’ gibi değerli kelimeler, yeniden yüklenmeli. Eğer gerekiyor ise, ondan sonra, siyasette revize istensin.
İşte ben biraz da, kendimi revize etmek adına, bir süreliğine gidiyorum. Kimi zaman, bir romanın içinde kaybedeceğim kendimi, kimi zaman, romantik bir şiirin ortasında ya da uzun bir yolda… Hisler yüreğimde, düşünceler aklımda, cümleler cebimde, gidiyorum sakinlik, huzur ve sessizliğe…
Sıcak bir temmuz gecesi başlayan yazı, gri ve serin temmuz günü sona eriyor ve ben sarı bir sonbahar gününde, görüşmek ümidi ile veda ediyorum sizlere 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Aysel
Aysel - 5 ay Önce

O duygu yüklü mükemmel yazılarını özleyeceğim sonbaharda inşaAllah görüşmek üzere kardeşim

İSMAİL ÇOMAK
İSMAİL ÇOMAK - 4 ay Önce

Ülke de en iyi ve en samimi kim yazıyor deseler, ilk sıramda Sen varsin. Kısa tut ayrıligi, gidilmeyen yollar yosun tutar, selametle

banner7

banner6