Hudutsuz yürekler

“Yar deyince kalem elden düşüyor,
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor.
Lambada titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.

Tabiplerde ilaç yoktur yarama,
Aşk deyince ötesini arama.
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban.’’
Evet, bugünkü yazıma, çok sevdiğim Mihriban Türküsü’nün, yüreğimde ok gibi duran iki dörtlüğü ile başlamak istedim. Hangi sebep ile böyle yaptım bilmiyorum. Bundan sonra gelecek kelimeler, cümleler bu girişe göre mi gelecek, onu da bilmiyorum. İç sesim bu türküyü söyleyince, kalemim iç sesime uyup, bu dörtlük ile yazmaya başladı işte.
Türküyü dinlerken, “Hudut’’ kelimesinin anlamını merak edip, arama motoruna yazdığım zaman, karşıma “Sınır” kelimesi çıktı. Ve “Hudutsuz yürekler’’ diye bir başlık düştü boş, beyaz sayfama… Her şey gibi, son zamanlarda sınır da, yer ve gen değiştirdi. Olması gereken zamanlarda, sınır firarda, firar olması gereken zamanlarda ise, her zaman en ön safta. Kadın erkek ilişkilerine, aile ilişkilerine, gelin kaynana meselesine, sevgiye, aşka ve kısacası hayata bakarken, hep ön safta duruyor, bir şeyleri eleştirirken ise, duman olup uçuyor.
Evet, yaşanan hayat,  her zaman hudutsuz aslında. Dilden düşenler hudutsuz, akılda volta atanlar hudutsuz, yüreğe dokunanlar hudutsuz, gözün gördükleri hudutsuz ve hatta insanın hayata karşı gücü de hudutsuz. Evet, “Sınır” zamanlarımız var ve bir ömür boyu olmalı hayatın içinde. Ruh, bir ölümlü bedenin içinde hapis kalmalı. Ölmemeli düşünceler, avuç içi bir beyinin içinde. Acı çekmemek adına, asla ama asla seyre durmamalı duygular. Kendini sevdirmek için, ne sus pus olmalı, ne de ortama yada insana göre bir söylemeli. Hz. Mevlana’nın dediği gibi, “Varsın, görenler seni bir ot sansın, sen gül ol da, uğruna ötmeyen bülbül utansın’’ biliyorum bu sözü, daha önce de paylaşmıştım. Ancak bu söz, gündeme dün de uydu, bugün de uyuyor ve yarın da uyuyacak gibi duruyor.
Evet, hudutsuz olacak hayat. Düşünceler hudutsuz olacak. Yürekler hudutsuz, akıllar hudutsuz, duygular hudutsuz ve çaresizliği, lambada yanan ateşi titretse bile, yüreğe düşen aşk, her zaman hudutsuz ve her zaman özgür olacak.
Bütün bunlar hudutsuz olurken, düşünceler değil ama kalemden düşen cümleler, biraz haddini bilecek. Her zaman siyahı görünen gözler, arada sırada beyazı da görüp, beyazın mimarını da, takdir etmeyi, hiç bir zaman unutmayacak. Bir şekilde dışarı çıkıp, gökyüzünü görebilen “Can’lar, özgürlüğün değerini bilip, bazen biraz susacak. Ve herkes, istediğini, istediği şekilde yaşadığı, istediğini en özgür haliyle düşündüğü, en özgür haliyle söylediği, bir ülkede olduğu için, yaradana şükür edecek. 

YORUM EKLE

banner22

banner21