İçinde kaybolduğumuz karanlık

Geçmiş kavimler bir günde helak olmadı.

O kavimlerin yok olup gitmesini sağlayan nedenler gün be gün birikti.

İfsad, ıslah edilemez hale geldiğinde artık geri dönülemez noktaya varılmış oldu.

Kimini bir ses, kimini bir sarsıntı aldı götürdü tarihin kara sayfalarına.

Başlarına gelenlerin ibret olması lazımdı ama insanlık dersini her zamanki gibi çabuk unuttu.

O yüzden bugün de aynı hataları tekrarlayıp duruyor.

Geçmiş kavimleri helâk eden nedenlere bakın, hepsinin çevremizde nasıl da biriktiğini fark edeceksiniz.

Düşünmesi bile dehşet vermesi gerekirken, biz bu helâk olmuş halde yaşamayı çoktan kanıksadık.

Çürüyen sadece politika değil.

Bozulan sadece ekonomik düzen değil.

Terazisi şaşan sadece hukuk değil.

Yozlaşan kültürle sınırlı kalmadı.

Toprağı çürütüp, suyu kokutuyoruz.

Yediğimiz de öldürüyor, içtiğimiz de.

Duyduğumuz da kahrediyor, gördüğümüz de.

Tepeden tırnağa sinen, ağır bir fesada duçar oluyoruz.

Gündelik hayatımıza sirayet eden ve giderek geçmiş kavimler gibi geri dönemeyeceğimiz bir noktaya doğru son sürat ilerliyoruz.

Bencillik, riyakârlık, hamaset, haset, kibir, buğuz, yalancılık, hakka riayet etmeme, ehliyeti esas almama haf safhada.

Diğerkâmlık, güzel ahlak, doğruluk, adalet, merhamet, hakkaniyet gibi hasletler ise yerle yeksan.

Böyle bir vasat, toplumun nefsini ifsad eden bir istikbarın tahakkümü ile taçlandığında felaketten felaket beğenmek zorunda kalırsınız.

Siyasal ve iktisadi düzenin çarkları insani değerleri ezdikçe, insanlığın da çığırından çıktığına şahit olursunuz.

O zaman çürüme, toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet eder.

Bugün yaşadığımız ve giderek olağan karşılanan hâl budur.

Nereye el atsanız elinizde kalıyorsa, hangi meseleyi alsanız içiniz sızlıyorsa, hangi çözümü arzulasanız daha büyük belalar ile karşılaşıyorsanız, bu çürümüşlüğün neticesidir.

Artık gerçek büyülü laflardan ibarettir.

İnsanlar, hakikate değil hamasete kulak vermektedir.

Büyülenmiş gibi yaşanan kitlesel bir akıl tutulması söz konusudur.

Efendilik taslayanlar, kendi ilahlıklarının adını koymaya cesaret edemeden üzerinizde kendi otoritesini tesis etme derdindedir.

Güç ve iktidar sahipleri, mülk ve servet sahipleri, makam ve mevki sahipleri, toplumu bir arada tutacak en önemli ilke ve değerleri yok saydıkça, toplum da günden güne yozlaşır ve gündelik hayatı vahşi ve karanlık bir ormana dönüştürür.

İnsaniyet, o karanlığın içinde kaybolur.

Gazete manşetlerine yansıyan intihar haberleri, sadece birkaç kardeşin, bir ailenin değil, tüm toplumun yok oluşunun habercisidir aslında.

Bir babanın evladının nasıl öldüğünü ortaya çıkarmak için çırpınması, sadece onun değil, tüm toplumu yavaş yavaş suça ortak etmektedir.

Seçilmişlerin hakkının yönetenlerin keyfiliğine bağlı kalması, sadece seçilmişleri değil seçmenleri de topyekûn cezalandırmaktadır.

Bir yazarın salt düşüncelerinden ötürü cezalandırılması, aslında tüm topluma susturmaya yönelik bir girişimdir.

Bir emekçinin ölümüne gösterilen kayıtsızlık, tüm iktisadi düzenin sömürü değirmenlerine su taşımaktır.

Bu liste daha çok uzar ama hep aynı yere çıkar.

Helak olmuş haldeyiz ama ne derdindeyiz ne farkında…

YORUM EKLE

banner7

banner6