İhtiras ve teslimiyet niçin

Makalemize başlamadan, PKK terör örgütü tarafından kalleşçe şehit edilen vatan evlatlarımıza Allah’tan rahmet, milletimize de başsağlığı diliyoruz.

İnsanlar dünyada baki kalacaklarını sanarak, durmadan birbirleriyle savaşıyorlar. Bunu da hakimiyet kurma adına yapıyorlar.

Mal zengini olmak, siyasette muktedir olabilmek, sözünün geçerliğini sağlayabilmek için, meşru ya da gayrımeşru bakmadan, mücadeleye devam ettiklerini artık biliyoruz. Bunun sonucunda maalesef tüm manevi değerlerden uzaklaşılıyor, bunun yerine dünyevileşme ikame ediliyor.

Aşağı yukarı her ülkede aynı anlayış hüküm sürmektedir. İnsana verilmesi gereken değer, maalesef maddiyata verilerek, kaos oluşmasının temelleri atılıyor. Maddi gücü, siyasi gücü eline geçiren de ya karunlaşıyor ya da firavunlaşıyor. Tarihte bunlar yaşanmış, akıbetleri biliniyor, buna rağmen bugünün insanları bunlara imreniyor.

Oysa bugün 21. Asır yaşanıyor. Bilgi çağı bile miadını doldurmak üzere ama geri kalmış ülkeler hâlâ Ortaçağ’ın geleneksel düşüncesini yaşıyor gibi bir görüntü veriyor. Kabile asabiyeti bugün de aynıyla devam ediyor. Feodal kafa bir türlü demokratikleşemiyor. Hâlâ kişilerin sultası altında yaşamak yeğleniyor.

Bir vesileyle güce ulaşanların da ihtirasları bitmiyor, muhteris bir tip olarak onları seyrediliyor, kurtuluş çaresi aranmıyor.

Bundan müstefit olanlar da her konuda söz sahibi olarak karşımıza çıkıyor. Bu husus siyasi erki kullananlar içinde varittir. Onların tahakkümlerine halk boyun bükmek mecburiyetinde kalıyor.

Firavun, Karun, Hâmân zihniyetine karşı çıkanlar, bir vesileyle envaı çeşit muamelelere maruz bırakılıyor. Bunun sonucunda da muktedirlerin keyfi yerine geliyor. Astığı astık, kestiği kestik oluyor. Başını kaldırma cesaretini gösterenlerin tepesine tepesine iniliyor, o zaman da insan mecburen kenara çekiliyor.

Oysa fani bir dünya için, teslimiyetçi anlayışı anlamakta zorlanıyoruz. Bunun sonucunda kazanan, her alandaki muhterislerdir. Yani kaideleri onlar koyuyor, halk da bu kaidelere uyarak, halay çekmeye devam ediyor. Bu durum şahsiyetsizliği yoğunlaştırıyor. Hiç kimse sesini çıkaramıyor. Allah’ın insana tanıdığı vazgeçilmez haklar bile korkudan dillendirilemiyor. Onun için de her gelene paşam deniyor.

Bu hal, insanı haklarını kullanamaz hale getiriyor. Onun için de haksızlıkların altında çırpınıp duruyor. Oysa bir kerecik dik durabilse, tüm düzenler yerle bir edilecek, insan da hürriyetine kavuşmuş olacak.

Böylece parti taassubundan, siyasilerin baskılarından, zenginlerin taşkınlıklarından kendini kurtarmış, insan gibi yaşama imkanına kavuşmuş olacak. Ama buna tevessül edecek insan nerede, buna baş kaldırarak “bu sokak çıkmaz sokak” diyecek var mı, cereyan eden ahlaki, mali, siyasi kepazeliklere hayır diyebilecek insan var mı, doğrusu cai sualdir.

Dünyanın güzelliklerini yaşama yerine, alçaltıcı düzene teslim olarak yaşamak anlaşılabilir iş midir? Tüm haklarından vazgeçer bir görüntü vermek, insanlıkla kabili izah mıdır? Tartışmalara zemin hazırlamak, insani bir tavır mıdır? Yaşama hakkını başkalarına devretmek doğru mudur?

Bugün siyaset uğruna insanlar haklarından vazgeçmiş olduğu için, baskı altında yaşamayı hak ediyor. Her türlü suiistimali görmemezlikten gelenin söz söyleme, tercih belirtme hakkı olur mu?

Unutmamak gerekir ki dünya gelip geçici, ne kadar yaşanırsa yaşansın bir gün ölüm mukadderdir. Hayatta iken yaptığı her işten mutlaka insan sorumlu tutulacaktır. Orada hiç kimseden şefaat beklenmez, herkes yaptıklarıyla baş başa kalacak ve kalem kalem hesaba çekilecektir. Bunu hiç kimse aklından çıkarmasın, hesap mutlaktır. Onun için insanların teveccühünden ziyade Bari İlahi’ye nail olmak için çalışmak, böylece terki hayat etmek en akıllı iştir vesselam.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.                                          

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Beylerbeyi – 15.02.2021

YORUM EKLE